1 Mayıs olmasaydı hala şu insider şirketinde olduğu gibi 18 saat çalışıyor olacaktınız
Patronlarınızda stüdyo makyajlı suratlarıyla iktidar parti zirvelerinde sizi ne güzel 18 saat çalıştırdığını anlatacaktı
Selam olsun 140 yıl önce idam pahasına 8 saatlik iş gününü savunanlara
Şiddetin hiçbir türlüsü bizim için yeni değil, Türkiye’nin yakın geçmişi katliamlarla dolu. Dünyayı etkisi altına alan “Amerikan rüyasının” bittiği yerdeki amaçs��zlık, “Türkiye yüzyılının” geleceksizliğiyle bir yerlerde buluşuyor sanki. https://t.co/Hy9U1av18J
Bu duyguyu muhtemelen hepimiz biliyoruz: Pazar günlerinin kasvetli boşluğu. Bizi sıkılmaktan bile alıkoyan tedirgin edici bir atalet, tuhaf bir tekinsizlik hali. Belki farklı çocukluk anılarının türlü çağrışımları… https://t.co/vJT1DCe80x
Halkına ve ülkesine yabancı birer cahil olunca ortaya böyle konuşmalar çıkıyor.
Yaşlılar sabahın köründe çalışmaya gidiyor, hastaneye gidiyor, çalışan çocuğunun işini halletmeye veya bakıma muhtaç torununa bakmaya gidiyor.
Diyelim bunların hiçbirini yapmayıp canı sıkıldı ve dışarı çıktı. Sizi ne ilgilendiriyor?
Rahatsız olacağınız şey yaşlılar değil, bu sistem ve işleyişi olmalı.
Daha az yaşlı değil; daha fazla emekli maaşı, daha iyi sağlık hizmeti, daha fazla sosyal güvence ve daha çok insani yaşam isteyin.
Yaşlı düşmanlığı neoliberal kapitalizmin alamet-i farikalarından biridir, çünkü yaşlılar bir an önce ölmesi gereken yüklerdir.
Bu ideolojik tuzağı kökten reddetmeliyiz.
Eğitim hakkına erişemeyen gençler, uyuşturucu çetelerinin ablukaya aldığı mahalleler, kötürümleşmiş hukuk sistemi gibi yapısal nedenler ortadayken, “suç” olgusuna dair tartışmalar hep medyatik vakaların münferit faillerinin etnik kökenine sıkışıyor. https://t.co/kjHz2qqNNo
"Elevated horror adı verilen bu yeni yaklaşım, türü yüzeysel bir korku deneyiminden çıkarıp travma, kimlik, beden politikaları, sınıf çatışması ve toplumsal eleştiriyle derinleştirdi..."
Ayçe Cansu Yaşar yazdı: Korku Sinemasının Evrimi
https://t.co/W2KVGGVqQu
Yolculuk bugüne kadar içsel bir arayış, başkaldırı, varoluş mücadelesi, yaşamın kendisi ya da bir çeşit empati pratiği olarak yansıtılmış olsa da yolculuğa ve bir yerde yabancı olmaya yüklenen anlam maddi koşullarla belirlenir. https://t.co/uaChIzYyxt
Potansiyelimizi harcıyormuşuz. Tamam, ama hangi potansiyelden bahsediyoruz? Neyi çarçur ediyoruz? Bizden alınanları mı? İnsan hiç sahip olmadığı ya da elinden alınmış bir gücü nasıl heba edebilir ki? https://t.co/OQNsqBBMs2
“Toplumun asalakları göçmenler veya işsizlik maaşı alanlar değil, aşırı yüksek gelir sahipleridir. Birlikte hareket etmeyelim, ortak eyleme geçmeyelim diye bizi panik ve endişe, radikal düzeyde rekabetçi bireyselcilik halinde tutanlardır.” —Mark Fisher (1968-2017)
"Uzun ve güzel hayatlar yaşayarak hayata veda eden faillerin arkasından yas tutacağımıza ömrünün baharında baskı ve işkenceyle katledilen nice gencin yasını tutmalıyız."
Bellek azimli olmalıdır. ⤵️ https://t.co/cIAVY3NDcd
Instagram’ın engellenmesiyle rahatladığını söyleyenlerin hisleri, sağlam olmasa da belli bir zemine oturuyor. Fakat asıl korkutucu olan sosyal medya bağımlılığının yasakla çözülebileceğine inanmaya kadar giden apolitizme bulanmış kanıksama hali. ⤵️ https://t.co/igcZdD8jwm
Derdi çocuk olan çocukların yaşadığı evleri yakmaz. O mahallelere katliam arzusuyla saldırmaz. Sizin derdiniz çocuk falan değil. Katliamcı şerefsizlersiniz.