Tahriklerle, tertiplerle, tuzaklarla Türkiye’nin ve Türk milletinin kutlu yürüyüşünü durduracağını zannedenler hayal kırıklığına uğramaya mahkûmdur.
Biz ne doğru bildiğimiz yoldan saparız ne de birilerinin tahrikleriyle farklı yollara gireriz.
Sayın Cumhurbaşkanımız kardeş Suriye’nin üzerine karanlığın çöktüğü en zor günlerde, Suriyeli kardeşlerimizin tamamını terörden ve emperyalist saldırılardan korumak için büyük bir mücadele verdi. Bu soylu mücadeleye yıllar ve tarih şahittir.
Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını her zaman destekliyoruz. Suriye geleceğe bir ve bütün olarak ilerlemelidir.
SDG’nin feshedilmesinden sonra Suriye’nin iç bütünlüğünü güçlendirme açısından önemli bir eşik geçilmiş oldu.
Şara yönetiminin kapsayıcı yönetim adımları, Suriye’nin geçmişin karanlıklarından kurtulması ve sağlam bir geleceğe ilerlemesi yönünde çok önemli mesafeler katetmesini sağlıyor.
“Terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” hedeflerimiz, kendi çıkarları için yakın coğrafyamızı parçalamak ve yağmalamak isteyenlerin planlarını akamete uğratacak bir iradeyi temsil ediyor. Bu irade, yakın coğrafyamızdaki Kürt kardeşlerimiz için de aydınlık bir geleceği işaret ediyor.
Suriye’nin ve komşu ülkelerin istikrarı, güvenliği refahı için atılan her adımı, Cumhurbaşkanımızın inşa ettiği “kardeşlik siyaseti”mizin gereği olarak desteklemeye devam edeceğiz.
ANAYASA MADDE 90/SON HÜKMÜ AİHM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞINA DAYANAK GÖSTERİLEMEZ!
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasının ilk cümlesi şöyledir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”
Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son cümlesi uyarınca ise “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Bazı çevreler AİHM kararlarına uyma zorunluluğunu bu hükme dayandırıyor. Oysa bu düzenleme yargı kararlarına değil tamamen norm uyuşmazlıklarına ilişkindir. Bu hükmün uygulanabilmesi için ön şart; temel hak veya özgürlük hususundaki bir andlaşma ile kanun hükümleri arasında doğrudan bir uyuşmazlık çıkmasıdır. Uyuşmazlık çıktığında ise andlaşma hükümleri esas alınmalıdır. Bunu esas alacak olanlar da elbette ulusal mercilerdir. Bu uyuşmazlık yürütme pratiklerinde çıkarsa yürütme, yargısal faaliyette çıkarsa yargı bu hükme göre bir değerlendirme yapar. Yani düzenlemenin AİHM kararlarının uygulanmasıyla hiçbir ilgisi yoktur.
Birincisi, AİHM kararları her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokollerine göre veriliyorsa da bu durum AİHM kararlarına temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşma kimliği kazandırmaz. AİHM kararı bir mahkeme kararıdır, andlaşma hükmü yani norm değildir. Dolayısıyla norm uyuşmazlıkları için düzenlenmiş bir Anayasa hükmünün AİHM kararlarının uygulanmasına dayanak gösterilmesi mümkün değildir.
İkincisi AİHM kararıyla herhangi bir kanun hükmü arasında doğrudan bir uyuşmazlık çıkması asla söz konusu olamaz. Çünkü AİHM’in bireysel başvuru sonucu oluşan kararları ancak bir mahkeme kararı üzerine verilir. AİHM bir ülkede yürürlükte olan bir kanunla ilgili doğrudan karar veremez. Ancak incelediği mahkeme kararı üzerinden AİHS ve ek protokollerin hükümleriyle çelişen bir kanun hükmü varsa ona işaret edebilir. Bu da anayasanın düzenlediği anlamda doğrudan bir andlaşma kanun uyuşmazlığı değildir.
Üçüncüsü, bir AİHM ihlal kararı için mahkemesi tarafından ilgili dosya yeniden ele alınıp önceki karar onaylandığında bunun anlamı bir kanun hükmüyle andlaşma arasında uyuşmazlık çıkması değildir. Bu ihtimalde AİHM kararının esastan kabul edilmemesinin nedeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki düzenlemelerdir. Yani mahkemelerin kendi kararlarının geçerliliğini davanın türüne göre CMK (m. 323) veya HMK (m.380) hükümleri uyarınca teyit etmesidir. Bu teyit asla Anayasa m.90/son cümle gereği norm uyuşmazlığı değildir. Bu nedenle Anayasa’ya aykırı bir durum oluşmaz.
Dolayısıyla Anayasanın sözü edilen hükmüne dayanılarak AİHM kararlarına uyma zorunluluğunu ileri sürmek ya bilgisizlik ya da bilinçli bir çarpıtma olabilir ama bu görüşün pozitif hukukla ilgisi olmadığı kesindir.
İlave Bir Not:
Monist hukuka dayanak gösterilen Anayasa m. 90/sondaki hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmelerin çelişki halinde kanuna üstün tutulması hükmüne benzer bir hüküm Avrupa’da sadece dört ülkede var (AB sürecinin zorlamasıyla kabul eden Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan , Romanya ve Bulgaristan ).
Böyle bir hükmün Almanya ve Fransa dahil 50 Avrupa ülkesinde bulunmaması üzerine de düşünmek gerekir. Türkiye yeni anayasasını yaptığında muhtemelen bu hüküm muhafaza edilecek hükümler arasında yer almayacaktır.
Cumhurbaşkanımız Sn.@RTErdogan;
Ahlat; asırlar boyunca farklı kültür ve kimliklerin barış ve huzur içinde, bir arada ve kardeşçe yaşadığı belde olarak tebarüz etmiştir.
Ahlat; millet olma bilincimizin, birlik ve beraberliğimizin remzidir, en güçlü işaretidir.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla; Alevi’si, Sünni’siyle omuz omuza verenler Ahlat’tadır.
Burada gönül birliği, ülkü birliği, kader birliği içinde tarihe geçen bir destan yazılmıştır.
Millet olarak bu destana inşallah yenilerini eklemekte kararlıyız.
86 milyonun kardeşlik mürekkebini tek bir sayfada, Ahlat’ta olduğu gibi tek bir terkipte birleştirmek için canla başla çalışıyoruz.
İki sene önce Ahlat’tan işaretini verdiğimiz Terörsüz Türkiye sürecimiz hedefine ulaştığında inşallah milletimizin önünde yeni bir dönemin kapıları açılacak.
Şundan kimsenin şüphesi olmasın:
Büyük ve güçlü Türkiye’nin ufukta yükselişine Ahlat’taki şahideler gibi hep birlikte şahitlik edeceğiz.
Şehit ve gazilerin mukaddes emanetini hep birlikte omuzlayacak, Türkiye’yi çok daha güçlü yarınlara taşıyacağız.
KISACA:
1)Milli yargı bağımsızdır
2)Aihm ilk derece mahkeme değildir
3)Aihm hiyerarşik bir üst mahkeme değildir
4)Aihm kararları hiçbir aşamada esastan kesin bağlayıcı değildir
5)İhlal kararlarına uyup uymama milli yargının yetkisindedir
6)Hiçbir uluslararası mahkeme milli yargıya talimat veremez
SON :
Osman Kavala, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Verilen mahkûmiyet kararı istinaf ve temyiz denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Terör örgütünün fiili varlığına son vermesini, tasfiye ve sona erme sürecini hukuki bir süreç olarak pazarlamaya kalkışmak sürece zarar vermekten başka bir şey değildir, terör örgütleri ulusal ve uluslararası hukuk düzenlerinde açıkça suç sayılan HUKUK DIŞI yapılardır,
Terör örgütünün fiili varlığının sona ermesi ve tasfiye süreçleri de HUKUKEN DEĞİL, PRATİK OLARAK gerçekleşecektir.
7595 Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun 1. maddesinde Pkk/Kck terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespiti teyidi düzenlenmiştir. Sizin manipulatif yorumunuza göre Terör örgütünün fiili varlığının sona ermesini hatalı bir yorumla hukuken sona erme olarak değerlendirmeniz terör örgütüne hukuken tanınmış bir statü vermenizdir sizin yorumunuza göre. Terörsüz Türkiye Hedefini, zorlama yorumunuz ile spekülasyon malzemesi haline getirmeye çalışmış gerçeklikle bağdaşmayan talihsiz bir açıklama yapmışsınız.
Bir terör örgütünün hukuken sona ermesi, hukuken tasfiyesi söz konusu olabilir mi? Pkk/Kck terör örgütü hukuken tasfiye edilsin, hukuken sona ersin derseniz Pkk/Kck terör örgütüne hukuken tanınmış örgüt statüsü verirsiniz. Tasfiye fiilen sona ermedir. Bu yaklaşımınız çok yanlış…
Tasfiye hukuki kavram diye terör örgütünün tasfiyesi de hukuki bir süreç olarak yorumlanamaz. Tasfiye 7595 sayılı kanunda ve bu bağlamda tamamen fiili sona erme durumunu ifade eder.
Bu paylaşımınız, çarpıtmalarınızın arkasına sığınarak kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan bir spekülasyondan ibarettir. Devletimizin terörle mücadelesi, terörün sona erdirilmesi ve örgütün tasfiyesi konusundaki kararlılığı, bu tür çarpıtılmış analizlerle gölgelenemez.
Mehmet Uçum'un söylediklerinden:
“PKK’nın hukuken sona ermesi söz konusu değildir” anlaşılıyor.
Bu itibarla hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun “Öcalan’ın yöneteceği süreçte, ‘PKK artık silahsızlandı’ denilerek, siyasal alana taşınacak. PKK ve DEM şeklindeki iki ayrı örgüt, artık siyasal alanda tek bir çatı altında toplanacak.
PKK’nın TBMM’de grubu olacak, Güneydoğu’yu da seçimler yoluyla yönetecek.” tespiti doğrulanmış oluyor.
Mevlid Gecemiz mübarek olsun. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) kâinatı şereflendirdiği bu kutlu gecede #MevlidKandili’nin başta İslam coğrafyası olmak üzere ülkemize ve tüm insanlığa hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum.
A Haber’de canlı yayında süresiz nafakayı iptal eden AYM iptal kararını ve Meclis tarafından yapılacak yoksulluk nafakasına dair yasal düzenlemeyi, yeni durumu birazdan konuşacağız.
Bekleriz @ahaber
Terörsüz Türkiye takip kurulu ne yapacak?
"Yürütme ile yargı arasında iş bölümü var. Kurul, kanunun takibini yapacak; örgütün silah bırakmasını ve süreci değerlendirecek. Yargı ise yasadan faydalanacak örgüt mensuplarıyla ilgili erteleme kararı verecek."
Aydoğan Ahıakın-Avukat
TRT Haberde bu akşam saat 21:00’de canlı yayında Terörsüz Türkiye hedefi, soruşturmalar ve önemli başlıkları konuşacağız.
Müsait olanları bekleriz. @trthaber
Hukuku sadece lafzi bir metin olarak görmek, devletin önemli sorunları ortadan kaldırma, çözme ve geleceği inşa etme kapasitesini yok saymaktır. Terörsüz Türkiye hedefi, ülkemizin 40 yılı aşkındır enerjisini ve ekonomik kaynaklarını tüketen terörü bitirmek, toplumsal kardeşliği güçlendirmek ve kalıcı kılmak, kalkınmanın da önündeki en büyük engeli kaldırmaktır. Bir ekonomist olarak değerlendirebilirdiniz… İyi Parti ezber siyasetine devam ediyor. Ülkenin önemli meselelerinde sadece bağırmaktan, karşı çıkan sert tepki göstermekten, popülizmden başka birşey değil bu. Herşeye hayır diyen bir popülizm bu…
Terörün sonlandırılması ve iç cephenin güçlendirilmesinin tesisi gibi tarihsel zamanlar, devletlerin olağan mekanizmalarıyla çözülemez. Önemli dönemlerde devletin akılcı refleksler geliştirmesi zorunluluktur. Her şeye hayır demek masa başında çok kolay tabii ki. Siz İyi Partili olarak Doğu ve Güneydoğu illerimize gidip vatandaşlarımızı kaç kez ziyaret ettiniz veya dinlediniz? Terörsüz Türkiye hedefi günlük siyasi çekişmelerin ötesinde bir devlet politikasıdır. Güvenlik ve terörle mücadele konusunda atılan adımlar devlet aklıyla ele alınan konulardır. Yasal düzenleme genel veya özel af niteliği taşımamaktadır. Süreli ve şartlı bir ertelemedir. Yasanın uygulanması için de ön koşul MGK Kararının Resmi Gazetede yayımlanmasıdır.
https://t.co/hWVH6uHsOz
Mehmet Uçum’a soruyorum; (@mehmetucum)
1. Amaç kanunun önüne geçebilir mi?
Kanunun yorumunda “amaçsal yorumun” belirleyici olması gerektiğini söylüyorsunuz. Anayasa’nın 38. maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesi karşısında soruyorum: Bir ceza normunun sınırlarını kanunun açık lafzı değil de siyasi olarak belirlenen amaç tayin edecekse, vatandaş hangi kurala tabi olduğunu önceden nasıl bilecektir?
2. “Olağan dışı kanun” diye Anayasa’nın dışında bir hukuk kategorisi var mıdır?
Bu düzenlemeyi “olağan dışı yasama faaliyeti” olarak nitelendiriyorsunuz. Anayasa’da kanunları “olağan” ve “olağan dışı” diye ayırarak ikinci gruba hukuk devletinin temel ilkelerinden farklı bir yorum rejimi tanıyan bir hüküm var mıdır? Olağan dışı siyasi şartlar, olağan anayasal güvenceleri askıya alma gerekçesi olabilir mi?
3. Af değilse nedir?
Bir hükümlü cezasının tamamını çekmeden, belirli bir sürenin sonunda kalan cezası “infaz edilmiş” sayılıyorsa bunun hukuki niteliği nedir? Bir düzenlemeye “af değildir” demek, doğurduğu hukuki sonucu değiştirmeye yeter mi?
4. TBMM’nin af yetkisi dolanılmış olmuyor mu?
Anayasa’nın 87. maddesi genel ve özel af konusunda TBMM’de beşte üç çoğunluk aramaktadır. Cezayı fiilen ortadan kaldırabilecek sonuçlar doğuran bir mekanizma başka bir isim altında düzenlendiğinde, Anayasa’nın af için koyduğu nitelikli çoğunluk şartının dolanılması tartışması ortaya çıkmaz mı?
5. “Millî ve kamusal üstün yarar”ın sınırı nedir?
Düzenlemeyi “millî ve kamusal üstün yarar” gerekçesiyle savunuyorsunuz. Peki bu üstün yararı kim, hangi objektif ölçütlere göre belirleyecektir? Daha önemlisi, kamu yararı Anayasa’nın açık hükümlerini, kanunilik ilkesini veya hukuk güvenliğini ikinci plana atabilir mi?
6. Yargının kaderini yürütmenin tespiti belirleyebilir mi?
Özel rejimin uygulanabilmesi için örgütün feshi ve silah bırakmasının tespit ve teyidinde yürütme organı ile MGK’ya belirleyici roller veriliyor. Bir kişinin soruşturmasının, kovuşturmasının veya cezasının infazının kaderini değiştirecek hukuki rejimin kapısını yürütmenin açması, Anayasa’nın 9. ve 138. maddelerinde güvence altına alınan yargı yetkisi ve yargı bağımsızlığıyla nasıl bağdaştırılacaktır?
7. Neden terör örgütü mensubu olmak avantajlı bir hukuki statüye dönüşüyor?
Aynı veya benzer suçu işleyen iki kişiden biri PKK/KCK bağlantısı nedeniyle özel erteleme rejiminden yararlanırken, örgüt bağlantısı olmayan diğer hükümlü neden yararlanamayacaktır? Terör örgütü mensubiyeti nasıl oluyor da bazı kişiler bakımından daha avantajlı bir ceza ve infaz rejiminin kapısını açabiliyor? Bunun Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi açısından objektif ve orantılı gerekçesi nedir?
8. Denetimsiz bir erteleme nasıl hukuk devleti uygulamasıdır?
Erteleme döneminde klasik anlamda bir denetim mekanizması bulunmadığını siz de ifade ediyorsunuz. Devlet, ağır terör suçlarıyla ilişkili kişilere yıllarca sürebilecek bir erteleme sağlarken, bunun etkin ve yargısal bir denetim mekanizmasına bağlanmamasını hangi hukuk devleti ilkesiyle açıklıyorsunuz?
9. İmralı canisi öcalanın cezası kapsam dışındaysa, süreçteki statüsü nedir?
Öcalan’ın mevcut ağırlaştırılmış müebbet mahkûmiyetinin bu kanundaki erteleme mekanizmasından yararlanamayacağını söylüyorsunuz. O hâlde soruyorum: Terör suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm bir hükümlünün devletin yürüttüğü bir süreçte fiilen yönlendirici, muhatap veya siyasi aktör hâline getirilmesinin hukuki dayanağı nedir? Bir mahkûma kanunun vermediği siyasi statü fiilî uygulamalarla kazandırılabilir mi?
10. Failin “yeniden başlaması” var da mağdurun adalet hakkı nerede?
Örgüt mensupları açısından devletin “şarta bağlı yeniden başlama imkânı” vermesini kamu yararıyla açıklıyorsunuz. Peki şehit ailelerinin, gazilerin ve terör mağdurlarının adalet beklentisi bu kamu yararı hesabının neresindedir? Devlet failin yeniden başlamasını korurken mağdurun adalet duygusunu nasıl koruyacaktır?👇🏻
Bugün Dünya İnsani Yardım Günü…
Tarihimizden ve kadim medeniyet değerlerimizden aldığımız güçle bu siyaset üstü meselede herkese örnek olmayı, dünyanın millî gelirine oranla en fazla insani yardımda bulunan ülkesi konumunda bulunmayı sürdürüyoruz.
300 milyondan fazla insanın en temel ihtiyaçlardan yoksun olması, türlü zorluklar içerisinde hayat mücadelesi vermesi tüm dünyayı sorumluluk almaya çağıran bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır.
Mazlumların, yetimlerin, çaresizlerin, muhtaçların yardımına koşmak, kimsesizlerin kimsesi olmak dinimizin bizlere emridir.
Türkiye olarak nerede bir ihtiyaç sahibi varsa şefkat elimizi oraya uzatmaya devam edeceğiz.
Gazze başta olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde ihtiyaç sahiplerinin elinden tutmayı, mazlum ve mağdurlara umut olmayı sürdüreceğiz.
MİLLİ DAYANIŞMA VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR
KANUN ÜZERİNE GENEL DEĞERLENDİRME
GİRİŞ
1- 7595 Sayılı Kanun’a İlişkin Metodoloji Sorunu
2-Komisyon Raporu ve Kanun İlişkisi
3-Kanunun Niteliğine ve Hükümlerine İlişkin Açıklamalar
a- Kanunun Niteliği ve Genel Amaç
b- Kanunun Somut Amacı
c- Kanunun Kapsamı
d- Kanundaki İstisnalar
i- Tarih Sınırına Bağlı İstisna Düzenlemesi
ii- Kasten Öldürme Suçuna Bağlı İstisna Düzenlemesi
iii- İstisnaların Tespiti
e- Erteleme Uygulaması
f- Soruşturma ve Kovuşturmalarda Müsadere
g- Koruma Tedbirleri
h- Kayıt Sistemi
i- Yürütme İçinde Kurul
j- Soruşturma İzni
k- Tasfiye İçin Dönemsel Değerlendirme
l- Hak Yoksunlukları ve Dönemsel Değerlendirme: Tedbiren Hak
Yoksunluğu/Hükmen Hak Yoksunluğu
m- Yasama İçinde Komisyon
n- Silah ve Malzeme Teslimi
o- Süre ve Başvuru
p- İdarenin Kolaylaştırma Ödevi
q- Sorumsuzluk/Koruma Hükmü
SONUÇ
Değerli Okurlar
Bu plan çerçevesinde 7595 sayılı Kanun’u AA Analiz için ele aldık. İzleyen iki yazıda da Kanun’la bağlantılı tartışılan (Anayasaya uygunluk, yeni infaz düzenlemesi ihtiyacı, dil konusu, demokrasiyi geliştirme perspektifi ve yeni anayasa) hususları ile Kanun’a Mecliste verilen teklif ve kabul desteklerini değerlendirdik.
Bilginize sunulur.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun üzerine genel değerlendirme https://t.co/ogyhtsctEv