“size emanet” diyerek yayınladığı gösteriyi milyonlar izledi. tehditler savrulurken en oyuncaklı bölümü tekrar paylaştı. “kaçtı” dediler “yoo tatildeyim yanıma kıyafet almadım fazla, döneceğim” dedi. döndü. tertemiz iş. çok basit bir şey söyleyeceğim: seni seviyorum deniz.
Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması, ifade özgürlüksüzlüğümüzün yine suratlarımıza haykırılmasıdır. Kimse bunu "öyle yaparsan böyle olur" numaraları ile hafifletmeye kalkmasın. Deniz Göktaş'ın bu durumu asaletle taşıması ve hatta ön görmüş olması da bu durumu daha yutulur kılmaz.
Deniz Göktaş hakkında başlatılan hukuki süreçlerle ilgili olarak "bu lafların sonucu belli" kabullenişinde olanlardan tutun "reklam bedelini göze almış" diyenine kadar her türlü tepki var, ama "ifade özgürlüğü ne oldu" diyen yok. Espriye yer bırakmayan toplumlar tel tel dökülür.
Siyasete alet edilen futbolun hazin sonu..
Hangi sıfatla etrafına federasyon başkanını, teknik direktörü, bakanı vs topluyor.
Başarısızlığın kaynağı sportif alanı da kirleten kaba siyasettir.
Özel uçaklarla Amerika’ya gitmeye hazırlananların şimdi saklanmalarına izin vermeyelim!
Yağma düzeninin resmi itirafı...
1993-2025 yılları arasında sadece 96 projeye ÇED olumsuz kararı verildi.
32 yılda sadece 96 ret kararı
Buna karşılık tam 83 bin 925 projeye ÇED gerekli değildir kararı verilerek ormanlar, tarım alanları ranta açıldı.
Bu çevrenin korunduğunu değil, rantın kurumsallaştığını gösteriyor...
🚨📱 Telefonun çalınırsa ya da kaybolursa, olası hesap ele geçirilmesi ve veri sızıntısını önlemek için aşağıdaki adımları gecikmeden ve sırayla uygulayın.
Sırf bu yüzden dahi olsa İstanbul asla ve asla AKP’nin eline geçmemeli. Dünyanın en kötü meydanından mini bir vaha yarattılar.
AKP zamanında sadece polis araçları duruyordu ve ramazan çadırları kuruluyordu.
Rejim bu eserlere imza atan şehir plancılarının tamamını hapsetti!
Böyle bir klip hazırlandığına göre, toplumun bütünün bu takımı sahiplenmesi gibi bir derdiniz yok. Belli ki oraya gönderdiğiniz sadece "sizin çocuklar"! Allah analı babalı büyütsün ne diyelim! Ve klibin içeriğine bakılırsa, her başarı militarizmi büyütmek, iktidarı sağlamlaştırmak için kullanılacak.
🔴 “Kulaklarıma inanamadım!”
▪️Eski CHP milletvekili ve hukukçu Atilla Kart, 2017 anayasa referandumunda YSK’nın saat 16.10’da mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçerli sayılmasına ilişkin kararının ardından, CHP Genel Merkezi’nin yalnızca 10 dakika sonra tüm teşkilatlara “itiraz etmeyin” talimatı gönderdiğini öne sürdü.
Gazeteci Deniz Zeyrek ise konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:
“Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, YSK’nın o usulsüz kararını 10 dakika içinde kabul etmiş. Duyduğumda kulaklarıma inanamadım; akıl alır gibi değil!”
Kemal Bey;(2)
Sormaya devam ediyorum.
Başbakanlığın 2012/15 sayılı Genelgesi; ...madenlerin, meraların,ormanların; devri, tahsisi, intifaı Başbakanlığa bağlanmıştır... der...
Bu Genelge ile; Anayasa ihlal edilmiş, ilgili Bakanlıkların kuruluş yasaları askıya alınmıştır. Böyle bir uygulamanın hukukta yeri yoktur. Bu nedenle; Genelgenin iptali için, Konya Milletvekili sıfatıyla Danıştay'da dava açtım.
Partimin bu konuya duyarsız kalması üzerine, Kemal Bey'e 2 ya da 3 kez; ...Sayın Genel Başkan, benim dava açmam yeterli değil, önemli ve etkili olan yöntem CHP'nin kurumsal olarak dava açmasıdır... diye öneri ve talepte bulundum.
Kemal Bey her def'asında; ...Seçim ve Hukuk İşleri dava açmaya gerek görmüyor... dedi. Bu konudaki kararı Kendisinin vermesi gerektiğini, başkalarının "Olur'unu" almasına gerek olmadığını ifade ettim. Ancak, bu dava açılmadı.
Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Bülent TEZCAN idi.
Bu Kişi; 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşen ve 2.5 milyon civarındaki mühürsüz oyun geçersiz sayılması için, Partim tarafından AİHM'e dava açmam için bana verilen görevi fiilen engelleyen kişidir. Her nedense ve her nasılsa, Kemal Bey üzerinde etkiliydi.
Yeri gelmişken ifade ediyorum; 8-9 yıldan bu yana "1 no'lu fail ve türevleri" olarak adlandırdığım bu Kişi ve oligarşik yapının sorumluluğu yanında; asli sorumlunun Kemal Bey olduğunu önemle vurguluyorum.
SORU; "5'li Çete" olarak adlandırdığınız sermaye grupları ve diğerlerinin, bu Genelgeden yararlanmasını neden engellemediniz? Neden dava açmadınız?
Kamu İhale Mevzuatından beslenen ve himaye edilen sermaye gruplarına karşı neden "sahici" siyaset yapmadınız?
Maden ruhsatlarının, Başbakanlığın ve akabinde Cumhurbaşkanlığının "labirentlerinde" belirlenmesini neden görmezden geldiniz?
CEVAP; Kemal Bey, maalesef ve en hafif deyimiyle, "edilgen bürokrat" kimliğinden ve tavrından kurtulamamıştır. Bu sıfatı, bugün itibariyle daha da ileri boyutlara taşıdığını üzülerek ve içim acıyarak izliyorum. Kemal Bey; İktidar'ın himayesiyle, Hazine bütçesinin belli sermaye gruplarına "servet transferi" yoluyla aktarılmasına göz yumar hale gelmiştir.
Kemal Bey; artık, müesses düzenin ve AKP'nin, Kendisine "çizdiği" sınırlar içinde görev üstlenmiş durumdadır. Neresinden bakarsanız bakın... Dramatik bir tablo ve son...
Sormaya ve anlatmaya devam edeceğim.
@eczozgurozel@kilicdarogluk
Kemal Bey'e açık mektup...
#SenHepBöyleymişsin
Merhaba Kemal Bey,
Bilmem hatırlar mısınız? Siz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olduğunuzda odamıza gelmiştiniz; Dış Karakol Binası'na. Ve orada, basına kapalı bir bilgilendirme toplantısı düzenlemiştik sizin için.
Sizi İstanbul için donanımlı hale getirmek için üç gün çalışmıştık. O dönemin en büyük kent problemlerini neredeyse hap yapar gibi tek tek özetleyip, görseller eşliğinde size bir sunum hazırlamıştım. Hatta o zamanlar çok da yaygın olmayan flash belleklerden alıp sunuşu ona da kaydetmiştik.
O toplantıyı hiç unutmuyorum. Büyük bir masanın etrafında toplandık, hocalarımız da vardı yanımızda... Size sunum yapmaya başladım.
Önce sizin hakkınızdaki ilk gözlemimi ve izlenimimi aktarayım. Hani sonraları insanların "poker surat" diye bahsettiği o yüz ifadesiyle ilk kez karşılaşmıştım. Daha önce sizi hiçbir yerde canlı görmemiştim.
Sunuş boyunca sustunuz hiç bir soru sormadınız hatta mimik bile yapmadınız...Öyle bakıp durdunuz...
İstanbul'un meseleleri arasında üçüncü köprü de vardı. Biz size Boğaziçi köprülerini ve üçüncü köprüyü anlatırken birdenbire canlandınız ve bana şu soruyu sordunuz: "Peki üçüncü köprü yapılmazsa, Karadeniz Otoyolu karşıya nasıl geçecek?"...
Bir an dondum kaldım ve hayretler içinde baka kaldım size. Birden sesinizin çıkmasına mı şaşırdım, bilemiyorum ama ağzımdan aniden, "Ay, bunca sorunun içinde bu mu size dert oldu?" cümlesi kaçıverdi...
O gün anlamalıydık sizi Kemal Bey...
O gün anlamalıydım. Bugünkü proje hamlenizin ipuçları o günden belliymiş aslında...
.....
Sevgili dostlar, adını ne burada ne yayınlarımda anmaya tenezzül ettiğim bir şey(!) "CHP'den para aldığımı ve bunun için yaşanan kayyım rezaletini eleştirdiğimi" yazmış. Gazeteci görünümlü çantacı- iş takipçileri de bunu alıntılamış. Elbette dava açıp hesabını çatır çatır soracağım.
Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiden, partiliden, para almadım. Bu, bunu iddia eden paralı ahlaksızların asla anlayamayacağı ama benim için olmazsa olmaz bir kuraldır: Çünkü, siyasiden para alan, talimat da alır. Bana o talimatı verecek kişi daha doğmadı!
Çıtayı daha da yükseğe koyayım hatta; bırakın para almayı bir tane -herhangi bir siyasi görüş ya da partiden- siyasetçi "Ben O'na yemek ısmarladım" desin ve ispatlasın gazeteciliği bırakırım!
Haysiyetimi, adımı sokakta bulmadım kimseye de çiğnetmem!
Hukuk önünde hesap vereceksiniz!
ÖNEMLİ NOT: Okuyan sevgili dostlarım, bu pek yaptığım bir şey değil ama hepinizden bu açıklamayı RT yapmanızı rica ediyorum.
Şunu yazıp sonra Ankara’dan panik telefonları alınca silen bir Donald Trump.
Türkiye’de ne olup bittiğinden hakikaten haberi var mı sanıyorsunuz?
Herhangi bir iç meselemizle “icazet” noktasına gelecek kadar ilgilenmez. Alacağını alır uzar. Hatta gerekirse bir yandan yanağınızdan makas alırken bir yandan küt diye satar, ne olduğunu anlamazsınız. Zaten şu sıralar kendi derdinde.
“İcazet” havası yaratmaya çalışan masanın diğer tarafı. Bir düşünün neden :))