İstanbul’un “Evet, ama…” hâlleri…
Gökdelenler, şık mekânlar, kalabalık caddeler… Hepsi var ama gönlümüz yine eski sokaklarda, deniz kenarında bir çayda, gün batımında kalıyor.
Öyle bir seviyeye geldim ki olan her şeyde bir hayır arıyorum. Allah’a ve beni koruyacağına, gözeteceğine güvenim o kadar tam. Bir şeyi istiyor muyum bitmiştir. Ya olur ya da daha iyisi olur.
Allah ol dediğinde kapanan her kapı bir saniyede açılır. Senin işin güvenmek. Allah'ın emri yeter. Ne kadar imkansız göründüğünün önemi yok. Allah'ın bir emriyle her şey değişir.
Dün evimin salonunda koltuğumda uzanmış haber seyrediyordum. 4 saat sonra aynı salondan botla , itfaiyeciler ve dalgıçlar tarafından kurtarıldım .
Hayat anlık derlerdi de önemsemezdim, meğer hayat gerçekten yaşadığınız anmış.
Kameraya sığan yardımlar paylaşılır, kadrajdan çıkarılan mağduriyetler de unutulmaz. Mesele yapılanı göstermek değil, ihtiyaç duyulan yerde gerçekten var olabilmektir.
Allah herkesin yardımcısı olsun dükkanlarımız sel alırken belediyeyi arayıp vidanjör diye yalvarmamıza rağmen gelmeyen ve belediyenin önünde öylece duran vidanjörü kendinize kullanmak nasip olsun.
Sele kapılmak, bir yangının ortasında kalmak, elektrik akımına kapılmak. Bunlar hep bize uzak gibi geliyor ama değil. Allah c.c bizi ve ailemizi depremden, selden, yangından, elektrik akımına kapılmaktan, yüksekten düşmekten, büyük küçük trafik kazalarından muhafaza buyursun.
Ayakkabıları yarına kadar kurumayacağı için çıplak ayakla yürüyormuş. Muhtemelen yedek ayakkabısı bile yoktu.
İnsanı en çok da böyle küçük gibi görünen detaylar öfkelendiriyor.
Kadınlar regl olacağı zaman otomatik olarak hissediyorlar bunu. Kendi kendilerine birkaç gün sonra regl olacaklarını söylüyorlar. Kadın olmak çok garip, regl olacağını bile hissediyorsun. Hatta erkek arkadaşının yedığı haltları bile bir anda hissedebiliyorsun. Bambaşka bir mevzu kadın olmak.