🌠 Karadeniz müziğinin unutulmaz ismi Kazım Koyuncu, ölümünün 21’inci yılında memleketi Artvin’in Hopa ilçesindeki mezarı başında anıldı. Anma törenine DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş da katıldı.
🗣️Beştaş: “Anmak acıyı hafifletmiyor. Daha dün gibi; sesiyle, müziğiyle, mücadelesiyle ve duruşuyla bugün de aslında yaşıyor. Karadeniz’in hırçın çocuğu olarak bilinir, ‘Şair ceketli çocuk’ diye tanınırdı. Bir o kadar da sevgi dolu bir insandı. Halkların kardeşliğine, eşitliğe ve özgürlük mücadelesine yürekten inanan bir insandı”
“Dostum” adlı eserimiz bugün önce YouTube kanalımızda ve tüm digital platformlarda dinleyiciyle buluşuyor.
Eserin aranjörlüğünü sevgili Nihat Ulaş üstlendi. İstanbul ADA Stüdyosu’nda enstrüman kayıtları gerçekleştirildi. Sevgili Ahmet Koç, bağlamasıyla bu çalışmaya büyük katkı sundu. Kendisine teşekkür ediyorum.
Nihat Ulaş aynı zamanda klibin yönetmenliğini yaptı. Senkron çekimleri yapay zekâ tekniğiyle harmanlayarak ortaya mükemmel bir iş çıkardı.
Yapay zekâ artık hayatımızın bir köşesinde duran bir araç değil. Günlük rutinlerimizden üretime, eğitimden sanata kadar her alana sızdı. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, asıl fark yaratan şey onu nasıl kullandığımız. Körü körüne teslim olmak değil, zekâyla yön vermek mesele.
Özellikle müzik ve görsel üretimde bu çok net. Yapay zekâ tek başına sihir yapmıyor. İstediğin sonucu almak için alanın dilini bilen, tekniği çözmüş, estetik ve duygu gözü olan insanlara ihtiyaç var. Yani makineye komut veren değil, onunla birlikte beste yapan bir zihne.
Birlikte çalışmaktan onur duyduğum Nihat Ulaş, tam da bu noktada öne çıkıyor. Bu alana kafa yormuş, deneme-yanılma yoluyla tekniği çözmüş isimlerden. Klip çekimlerinde kamerayı sadece bir kayıt cihazı olarak görmüyor. Senkron çekimlerini, zamanlamayı ve hareketi yapay zekâ destekli tekniklerle harmanlıyor. Sonuç mu? Ekrana baktığında “nasıl yaptılar” dedirten, katmanlı ve olağanüstü işler çıkıyor.
Özetle, yapay zekâyı bir fırça olarak düşünebiliriz. Fırçayı eline alıp tabloyu kim çiziyor, o belirliyor eserin değerini. Nihat da o fırçayı ustalıkla kullanan arkadaşlarımızdan biri.
Dilin ve Hafızanın Ozanı: Memed Çapan
Frankfurt 16. Dersim Festivali’nin bu yılki onur konuğu, kültür ve sanata verdiği emekten dolayı "Dersim’in Değerlerini Unutmadık" ödülüne layık görülen Memed Çapan’dı. Festival öncesinde, kendisini sık sık ziyaret eden Gule Meyra’ya Kırmançki diliyle, "Son qomê xora xatırê xo wazon" yani "Gidip halkımla son kez vedalaşmak istiyorum" demişti. Bu vefa duygusuyla geldiği festival, onun için adeta bir hafıza tazelemeydi.
Ödül törenini sahneden izleyemesem de kulisten yükselen fısıltılar, salonda nasıl duygulu anlar yaşandığını anlatmaya yetiyordu. Sahneye çıktığında kendisine takdim edilen plakette adı "Mehmet Çapan" olarak yazılmıştı. Plaketi eline aldığında, o resmiyete tek bir kelimeyle itiraz etti ve kendini kendi gerçeğine çağırdı: "Memed." Bu bir harf düzeltmesinden çok fazlasıdır, bir kimliğin, bir dilin, bir coğrafyanın ve köklü bir hafızanın sahneden haykırılışıydı.
Sahne Arkasındaki Kadim Selam
Festival alanına vardığımda doğruca sahne arkasına geçtim. Gördüğüm manzara, bütün ödüllerin ve alkışların ötesindeydi. Mikail, Memed ağabeyin yanı başında ağıtlar söylüyordu. Yanlarına varıp kucaklaştıktan sonra önüne çömeldim. Yıllardır konserlerimde en çok seslendirdiğim, onun dilimize armağan ettiği "Daye Daye" ağıdını doğrudan yüzüne bakarak okudum. Diz çöküp ağıt yakmak, o kadim topraklarda sevginin, saygının ve vefanın en eski selamıdır.
Memed Çapan şimdi ağır bir sağlık sınavından geçiyor. Tekerlekli sandalyeye mahkum bedeniyle, artık yorulmuş bir sesi var. Ancak o, Kırmançki dilinde sayısız eser bırakan, Türkçe ezgilere de can veren çok büyük bir değerdir. “Duzgın Bava”, “Daye Daye”, “Ap Sılema”... Bu ağıtlar sadece ona ait değil, Dersim’in ortak ezberi, ortak duası haline geldi. Son albümü ‘Destana Deré Laçi’ de tamamen Kırmançki ağıtlarla örülü. O, son nefesine kadar diliyle yaşadı ve diliyle direnmeye devam ediyor.
Atina Sürgününden Stuttgart
Parklarına
Memed Çapan’la ilk kez 1986 yılında, sürgün günlerinde Atina’da karşılaştık. Ben bir konser için oradaydım ve henüz çok gençtim. Karşısına çıktığımda beni dikkatle süzmüş! Gözleriyle neden orada olduğumu, bu topraklara hangi dertle düştüğümü anlamaya çalışmıştı. Sonra bir Dersimlinin lokantasında, dar bir masanın etrafında toplandık. Karşılıklı Türkçe ve Kırmançki ağıtlar söyledik. O söyledikçe sesi, nefesi ve içindeki sızı bana Ruhi Su’yu hatırlattı. O gün orada kendisine derin bir sevgi duydum. Yıllar sonra öğrenecektim ki, o da zaten Ruhi Su Dostlar Korosu’nun tezgahından geçmişti.
1989’da Almanya’nın Stuttgart kentine yerleşti. Uzun yıllar park ve bahçe işlerinde çalışarak geçimini sağladı; toprakla, çiçekle ilgilendi. Bir sohbetimizde bana, "Toprağa bakmayı severim Ferhat" demişti. Emeğinin, alın terinin yanına her zaman sazını koydu. Çağrıldığı her etkinlikte yer aldı. Onun elinden çıkan Kırmançki ağıtlar, birçok sanatçının dilinde yeniden hayat buldu, sevildi ve yaşatıldı.
Bir Ozanın Vasiyeti
Bugün "Dersim’in modern ozanı" diye anılan Memed Çapan’ın, 2023 yılında Hasan Sağlam tarafından çekilen “Mem” belgeselindeki tek bir cümlesi hafızalara kazındı:
"Eğer dilimiz ölürse biz de yok oluruz."
Bu cümle, bir ozanın toplumuna bıraktığı açık bir vasiyetiydi.
Memed Çapan, dili ve hafızayı hayatının merkezine koyan Ruhi Su geleneğini Dersim’in Kırmançki sesiyle buluşturup dünyaya taşıyan üretken bir emekçi. Bedeni hasta olsa da dili ve ezgileriyle hep aramızda olmaya devam edecek. Çünkü Memed Çapanlar ölmez. "Ezgileri sürdükçe, dilimiz yaşadıkça o da yaşayacak"...
Ferhat Tunç
Mikail Aslan:
📌3/4 Kendi anadilinde müzik yapma olayı tamamen hissiyattan gelen bir şeydir. Tabii ki sonradan politik düşünceyle beraber, insanın kendi anadilini, kültürünü sahiplenmesi gerektiğini de politik mücadeleyle öğrendim
🔽📷 https://t.co/fJ0IZhW2N5
https://t.co/FQpXqbCLd8
Mikail Aslan:
📌 1/4 'Bize kalan şu anda aslında sadece müzik. Yani o kültürle birlikte var olmaya başladıkça, o var oluşumuzu tekrardan hatırlatıyoruz. Müzik aynı zamanda aslında var olmamızın bir ispatı, delili ve en canlı olduğumuz varlık alanı'
🔽🔽
https://t.co/YSrJhC1VGt
https://t.co/fjBX76vLir
Muhteşem Amed konserinden bir gün sonra sevgili @Ddiclemuftuoglu ile beraber biraz sohbet ettik.
Zaman çok hızlı geçiyor, otuz yıllık bu yürüyüşte sanat yapma heyecanım ilk günkü gibi halen iri ve diri.
Bunun toplumdaki karşılığını çok şükür ki gittiğimiz her yerde görüyor ve yaşıyoruz.
Son nefesime kadar güzel bir iki şiire rastlamak umudu, "Çem Vano" gibi çocukların diline düşecek bir iki kilam bestelemek tutkusu vb bir çok konuyu konuştuk.
Dersim’in Sesi Frankfurt’ta Yükseliyor
Her yıl olduğu gibi bu yıl da sürgünün ve hasretin izlerini taşıyan Dersimliler, Frankfurt’ta buluşuyor.
5-6 Haziran’da RebstockPark, bir kez daha Dersim’in toprağını, dilini, türküsünü özleyenleri ağırlayacak.
Frankfurt başta olmak üzere Avrupa’da yaşayan Dersimlilerin güçlü katılımı, bu buluşmayı sıradan bir festivalin ötesine taşıyor. Gençlerin, kadınların, çocukların omuz omuza vereceği bu sahnede, Dersim ruhu coşkuyla, inatla, umutla yeniden hayat bulacak.
Avrupa’daki Dersimli kurumlar ve dostlar, Munzur’un serin sularından aldığı nefesi burada yaşatmak için yıllardır bu festivali birlikte büyütüyor. Çünkü bu buluşma yalnızca bir kutlama değil; unutturulmak istenen bir tarihe, bastırılmak istenen bir dile, yitirilmemesi gereken bir kültüre sahip çıkma zemini.
6 Haziran’da RebstockPark meydanında sesimizi bir edelim.
Kılamlarımız geçmişin tanıklığını, gelecek kuşaklara bırakacağımız mirası taşısın.
Gelin, birlikte söyleyelim. Dersim bizimle yaşasın.
Ferhat Tunç
ZORUNLU BİR AÇIKLAMA!
Her şeyin en kötüsünü yaşayacağımı beklerdim ama bir gün böyle bir saldırının muhatabı olacağımı aklıma getirmezdim. Sosyal medyayı çöplüğe çevirmiş bir güruh, akıl ve vicdan tanımadan son birkaç gündür her türlü hakaret ve küfürle saldırıyor. Dün ırkçı sembollerin arkasına saklanan örgütlü trol çeteleri vardı; bugün aynı alçaklığı Kürt halkının adını ve sembollerini gasp ederek “Kürt Milliyetçiliği” maskesi altında yapıyorlar. Bu, hayatımda tanık olduğum, olacağım en aşağılık, en trajik çarpıtma.
İnancıma, kimliğime ve 40 yıl boyunca ağır bedeller ödenerek yazılmış mücadele tarihime gözü dönmüş bir saldırıdır bu. Ardan, edepten, namustan zerre nasibi olmayanların işi.
Ben yüreğini her daim inandığı doğrultuya çevirmiş bir sanatçıyım. Kimliğimi, sahip olduğum değerleri her daim savundum ve bunun için ağır bedeller ödedim. Bu yüzden tam yedi yıldır evimden, halkımdan uzak, sürgündeyim.
Onurlu ve haysiyetli bir davanın adamıyım. Adımın ihanetle, inkârla, alçaklıkla yan yana anılmaması için ömrümü verdim.
Bu saatten sonra herkes aklını başına toplasın. Sosyal medyanın karanlık köşelerinde fare gibi gizlenip değerlerimize, aileme ve şahsıma hakaret etmeyin.
Ferhat Tunç
20 Mayıs 2026
Ferhat Bey, yaklaşık bir yüzyıldır Kürtçe müzik, Türkiye’deki sanatçılar tarafından Türkçeye çevrildi. Bu nedenle Kürt halk ezgilerinin büyük bir kısmı TRT arşivlerinde Türkçe eserler olarak notaya alındı ve seslendirildi.
Kürt müziğinin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından Kürt Müziğinin Türkçe’ye çevrilmesi konusunda söylediklerinize katılmıyorum. Ayrıca Kürt müziğinin telif haklarının yeterince korunduğuna da inanmıyorum. Bu konuda çok ciddi çalışmalar yapılmalı; Kürt müziği özgün haliyle korunmalıdır.
Ayrıca, Kürt müziğinin telif haklarının korunabilmesi için bağımsız ve yetkin bir komisyon kurulmalı; Kürt sanatçılarının emekleri, üretimleri ve kültürel mirasa katkıları güvence altına alınmalıdır.
@ferhatgocer
BİR DİLİN SESİNİ SUSTURMAK https://t.co/KBK8ZfP8mF
Bir toplum, önce kendi değerlerini tartışma adı altında yıpratır.
Sonra onları yalnız bırakır.
En sonunda da kaybeder.
Ve kaybettikten sonra anlar…
Ama artık çok geçtir.
Licê’de bulunan kemikler biri çocuk 2 kişiye ait çıktı - Mezopotamya Ajansı Soykırımlar, Katliamlar ve Mezarsız Ölüler… Burası Mezarsız Ölüler Coğrafyası… https://t.co/3FJQBds2Dw
Albûmê ma yo newî “Masumo Pak” ra kilama verêne vecîyê.
“Masumo Pak” adlı yeni albümümüzden ilk kilam yayında.
Kamî rê / Ji Kî re / Kime
https://t.co/SaolMZSCPD
Qeseyî: Usênê Qeremanî (Mehmet Çetin)
Muzîk: Mikaîl Aslan & Olcay Bozkurt
Vîdeo Klîp: Veysel Kılınç
“Ma ez bizanî ke cayê mi est o
Zê kemera şîyaye, zê ju dara huske
Na dîna gewre de ez bêmulxit
Ça bifetêlî zê hewrê şîyayî? “
“Min zanîba ku ciyê min heye
Wek kevirê reş, wek dara hişk
Di vê dinya gewr de ez bêxwedî
Çawa difetilim wek ewrê reş”
“Bilsem bir yerimin olduğunu
Kara taş gibi, kurumuş ağaç gibi
Yanası dünyada ben kimsesiz
Nasıl da dönerim kara bulut gibi”
@olcayybozkurt
Çarnox : @selimtemo
#mikailaslan #dersim #kamire #masumopak #zazakî #kurdî
Affet bizi Kemal, hepimiz suçluyuz!
2017’nin 21 Mart’ıydı; takvimde Newroz yazıyordu ama geceden beri Diyarbakır’ın üstünde ince bir ayaz dolanıyordu. Malatya’daki evde mutfakta kısık ateşte demlenen çayın buğusu camlara vuruyor, annesi o buğuyu silerken oğlunun yüzüne bakıyordu. Kemal yirmi üçündeydi; konservatuvar öğrencisi, parmakları bir enstrümanın tellerine alışkın, kulakları ritmi hayatın uğultusundan ayırmayı bilen bir genç. O sabah yüz binlerin “barış” diyeceği meydana, kendi sesini de eklemek istemişti.
Secan Anne, kapının eşiğinde elini koluna koydu: “Oğlum, Kemal’im! Korkuyorum, gitme.” Kemal gülümsedi; o gülüşte hem mahcubiyet hem inat vardı. “Bahar gelmiş anne,” dedi, “ben de bir selam vereyim.” Geceyi bekledi, evin horultusu düzene girdiğinde odasındaki perdeleri araladı, sırt çantasını sessizce omzuna aldı. Ayakkabılarını eline alıp kapıya kadar yürüdü, sonra vazgeçti; herkes uyanır diye pencereye yöneldi. Demir parmaklıktan sarkıp kendini aşağı bıraktı; ayakları yere değer değmez, geceyi yarmış gibi hızlandı. Arkasında, yarı açık pencereden sızan sarı ışık sabaha kadar yanacaktı.
Yol uzun, otobüsler serindi. Camdan dışarı bakarken yollar birbirine ekleniyor, dağlar çekiliyor, ovalar açılıyordu. Diyarbakır’a yaklaştıkça gökyüzü genişledi; Newroz’un rengi, yol kenarındaki tezgâhlarda satılan fularlara, çocukların ellerindeki kurdelelere sinmişti. Alan, sabahın erken saatlerinden itibaren dolmaya başlamıştı; davullar gerilmiş, zurnalar yağlanmıştı. Kemal kalabalığın kıyısında durdu önce, sonra ritim onu içeriye çekti. Omuz omuza bir halka, alkışların arasında yükselen sloganlar, göğüs kafesinde büyüyen o tanıdık çarpıntı… “Aşitî” dedi biri, “Azadî” dedi öteki; Kemal’in içi, ilk kez sahneye çıkacak bir öğrencinin heyecanıyla doldu.
Sonra her şey çok hızlı oldu. Bir kontrol noktası, bir bağırış, bir gerilim… Kemal’in üstünde ince bir tişört, elinde belki bir pet şişe, belki hiçbir şey; görüntüler sonradan flu. “Dur” dediler; o, anlaşılmak için kollarını açtı. Bir an, alanın uğultusu yarıldı; bir silah sesi, sonra bir daha. Dizlerinin bağı çözüldü, gömleği rüzgârda savruldu. Yüz binlerin gözleri önünde, baharın daha açmamış çiçeği yere düştü.
Annesi o an Malatya’da, pencereden dışarı bakıyordu; çayın buğusu çoktan sönmüştü. Akşam haberlerinde bir fotoğraf döndü durdu: yarı çıplak bir genç, arkasında zırhlı bir araç, önünde koşan zaman. O kare, o meydanın ortasında, Kemal’in son nefesiyle birlikte dondu. Sonra mahkeme salonları, bilirkişi raporları, “kasten” ile “ihmal” arasında gidip gelen kelimeler… Kelimeler Kemal’i geri getirmedi.
O günden beri her 21 Mart’ta Diyarbakır’da rüzgâr biraz daha erken eser. Alana çıkan yollar, kontrol noktalarının gölgesini taşır. Secan Anne, mutfakta çayı demlemeden önce perdeyi aralar, dışarı bakar; “Oğlum, Kemal’im!” der, sesi camın buğusuna karışır. Kemal’in düştüğü o yerde rüzgâr bir an durur, sonra yine Secan Anne’nin çığlığı yükselir; her Newroz’da aynı yerden başlar ve kulaklarımızı ince ince tırmalar: “Sen baharın daha açmamış çiçeğisin Kemal!”
O sözler alanın uğultusuna karışmaz; üzerinden geçip gider, sonra geri döner, bir daha vurur göğsümüze. Çünkü göz göre göre işlenen o korkunç cinayeti hepimiz gördük. Kameraların önünde, yüz binlerin nefesinde, bir çocuğun kanlı gömleği rüzgârda savrulurken… O
gün hepimiz gördük ve sustuk. Sessiz kaldık, tepkisiz kaldık. Affet bizi Kemal; hepimiz suçluyuz.
#KemalKurkut