Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu:
Vahdettin gerçek bir haindir. Zaten İstanbul halkı da bunun farkına varıp sarayı kuşatmış, Vahdettin’e linç girişiminde bulunmuştur. Sarayın duvarlarına, tramvaylara “KAHROLSUN VAHDETTİN” yazılmıştır.
Vahdettin korkuya kapılır ve İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Harrington’dan kendisini saraydan sağ salim çıkarması için plan yapmasını ister; “Hayatım tehlikededir, beni İstanbul’dan çıkarın efendim” diye mektup yazar. HMS Malaya ile kaçırıldığının resmi evrakı ve fotoğrafı da mevcuttur. Ve İngilizlerin planıyla İstanbul’dan kaçırılır.
1.6 milyon kilometrekare toprak kaybeden 2. Abdülhamid ise bunlara göre hiç toprak kaybetmemiş, İngiliz büyükelçisini tokatlamış ; ama gerçekte Kıbrıs’ı vermiştir.
Padişah Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçtığı ders kitaplarından çıkarılmış.
Kaçmadı da tatile mi gitti? Diyecekler...
Türk milletinin hafızası silinmez.
Hainlerden kahraman çıkmaz.
Nutuk'ta herşey yazıyor zaten.
"İngilizler İstanbul'u neden terk etti?"
Murat Bardakçı: Çünkü Atatürk İngilizleri tehdit ediyor. İstanbul'a geliriz, İstanbul'u boşaltın diyor. Bunun üzerine İngilizler sömürgelerinden asker istiyor. Kanada Başbakanı vermiyoruz diyor. Avustralya ve Yeni Zelanda vermiyoruz diyor.Çünkü 100 senedir sizin için savaştık, bıktık diyorlar.
Bunun üzerine İngiltere de sert tartışmalar yaşandı ve azılı Türk düşmanı Lloyd George hükümeti 22 Ekim 1922 düşmüştür. Yerine gelen Muhafazakar Parti Başkanı Bonar Law da "Kemalcilere yenilip küçük düşmeyelim" diyor ve İstanbul'dan çekilme kararı alıyor.
İngiltere Kemal'in ordusundan korkmuş ve yılmıştır. Bunlar niye söylenmiyor?
Bunlar söylenmeyince, cahil avan ulema uyduruyor da uyduruyor!
Murat Bardakçı
Norveç, diğer ülkelere kıyasla o kadar önde ki, sanki hayatı hile kodlarıyla oynuyorlar ve haksız bir avantaja sahipler.
Adamların kurduğu bu ütopik sisteme dışarıdan bakınca şaka gibi geliyor ama tıkır tıkır işliyor. Neden mi? Bakın neler yapıyorlar:
• Ülkede yolsuzluk neredeyse hiç yoktur. Adamlar 20 yıldan uzun bir süredir dünyada en az yolsuzluğa sahip ilk 5 ülke listesine resmen demir atmış durumda.
• Adaleti parayla satın alamıyorsunuz. Norveç'te bir hâkim, bir otobüs şoföründen daha az kazanabiliyor ve bu sistem gerçekten işliyor.
• Toplumda ego sıfır. "Jante Yasası" diye bir şey var: Kendini kimseden üstün görme. Alçakgönüllülük resmen en büyük kültürel değerleri.
• Hapishaneler bildiğiniz otel; içinde mutfak, bahçe ve Wi-Fi bile bulunuyor. "Suçluya böyle mi davranılır" diyenlere tokat gibi cevap: Birçok diğer ülkede hapisten çıkanın tekrar suç işleme oranı %76'ya kadar çıkabilirken, Norveç'te bu oran sadece %20'dir.
• Sistemin asıl sırrı güvende saklı. İnsanlar kurumlara güveniyor; Norveçlilerin yaklaşık %70'i hükümete güven duyuyor. Bu bir şans değil, yıllarca süren emeğin sonucu.
• "Petrol çıktı, yandaşları zengin edelim" zihniyeti yok; petrol herkesindir mantığı var. Petrolden elde edilen gelirle tam 1,7 trilyon dolarlık egemen varlık fonu oluşturuldu ve her vatandaş bu servetin bir parçası sayılıyor.
• Devlet üniversiteleri öğrenim ücreti almaz, eğitim herkes için tamamen ücretsizdir. İşin ilginç yanı, yabancı öğrencilerin büyük bir kısmı da bu ücretsiz eğitimden faydalanabilir.
• Bütün bu refaha rağmen betonlaşmak yerine doğaya sığınıyorlar. "Friluftsliv" (açık havada yaşam) diye bir felsefeleri var; doğadan hiç uzaklaşmaz, doğayla iç içe yaşarlar. Bu bağ, onların hem ruhunu hem sağlığını besler.
Hani bazen coğrafya kaderdir diyoruz ya, bu adamlar o kaderi kendi elleriyle baştan yazmış resmen. Darısı başımıza.
Çocuklarına "kıyamayan" ama aslında onların geleceğini kendi elleriyle mahveden dev bir ebeveyn kitlesi var.
Çantasını annenin taşıdığı, ödevini babanın yaptığı, yatağını başkasının topladığı bir çocuktan ileride güçlü bir "şahsiyet" bekliyoruz. İşin aslı şu; kendi yükünü taşımayan çocuk, yarın öbür gün hayatın o ağır yükü altında saniyeler içinde ezilecek.
Geçenlerde İlber Ortaylı'nın bir tespiti önüme düştü, aslında tam da bu konunun temelini özetliyor: Evde kendi tabağını bile kaldırmayan, sofraya yardım etmeyen çocuk ileride topluma karşı nasıl bir sorumluluk hissetsin? Çocukların en başta, kendi evlerinde "hizmet etmeyi" öğrenmesi gerekiyor.
İş o boyuta geldi ki, okul kapısında elinde beslenme çantasıyla nöbet tutan veliler var ve bu durum memleketin geleceğine vurulan en büyük darbelerden biri. Bırakın o çocuk acıksın, bırakın kendi kendine bir çözüm arasın. Bugün acıktığında çözüm üretemeyen, hazıra alışmış bir çocuk, yarın gerçek bir kriz anında nasıl sorumluluk alacak veya bir haksızlığa karşı nasıl dimdik durabilecek?
Çocuklarımıza evde sürekli hizmet ettikçe onları daha çok sevdiğimizi sanıyoruz ama çok büyük bir yanılgı içindeyiz; onları hayata karşı tamamen silahsız bırakıyoruz. Biz yanlarında olmadığımızda bir bardak suyu bile başkasından doldurmasını bekleyen devasa "yetişkin bebekler" yetiştiriyoruz. Hayatında hiç terlememiş, yorulmamış, en ufak bir zorluk görmemiş bir insan ne başarının tadını bilebilir ne de bir başkasının emeğine zerre saygı duyar.
Karakter, yani şahsiyet dediğimiz şey, tıpkı insan sorumluluk aldıkça kalınlaşan bir deri gibidir. Çocuğun önüne çıkan her taşı siz temizler ve her sorumluluğu onun elinden alırsanız, onu kağıt helva gibi inanılmaz kırılgan yaparsınız. Ve hayatın o gerçek rüzgarı ilk estiğinde, maalesef dağılıp giderler.
Lafın kısası; evde bir prens veya prenses yetiştirmeyin. Bırakın düştüklerinde kendi başlarına kalkmayı, kendi hayatlarının yükünü sırtlamayı öğrensinler.
Dahili ve harici bedhahlar❗
Bizim kuşak bedhah kelimesiyle Atatürk’ün Nutuk’unda tanıştı. ‘Bedhah’ kötü niyetli insan demektir. Atatürk Gençliğe Hitabesinde dahili ve harici bedhahlarımızdan söz etmişti. Onun sağlığında ne dahili ne de harici bedhahlarımız Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verebildi. Ona Sevr’i kabul ettiremediler, demir yolları, fabrikalar yaptırmasına engel olamadılar, uçak fabrikalarımızı kapattıramadılar. Ancak o fiziksel varlığıyla aramızdan ayrıldıktan sonra dahili ve harici bedhahlarımız ülkemiz üzerindeki olumsuz amaçlarında başarıya ulaşabildiler. Birkaç tanesine bakalım.
KÖY ENSTİTÜLERİMİZ
Köy Enstitüleri gerek ülkemiz gerek dünyamız için büyük bir buluştu. Bu enstitülerde öğrencilere okul yapmak, duvar örmek, kapı, pencere yapmak öğretildi. Ayrıca kız öğrencilere ebelik öğretildi. Eğer Köy Enstitüleri 1990’lı yıllara kadar kapatılmasaydı ülkemizdeki tarım ve hayvancılık çok daha iyi durumda olurdu, kadın cinayetleri böylesine artmazdı. Dünyanın en ileri ülkeleri arasında yer alırdık. Köy enstitülerini kim kapattırdı? Dahili ve harici bedhahlarımız kapattırdı.
UÇAK FABRİKALARIMIZ
Atatürk’ün sağlığında Kayseri’de ve İstanbul’da uçak fabrikalarımız vardı. Dünyanın uçak yapan ilk dört ülkesinden biriydik. 16 farklı tür uçak yapıyorduk. Dünyada ilk yolcu uçağını yapmıştık. 1950’lerde harici bedhahlarımız uçak fabrikalarımızı kapatmamızı söylediler. Dahili bedhahlar da kapattılar. (Uçak fabrikalarımızı her kim kapattıysa o vatan hainidir.) Eğer uçak fabrikalarım��zı kapatmasaydık bugün dünyada çok daha farklı bir yerde olurduk.
ZEYTİNYAĞI, TEREYAĞI VE BASMA YASAĞI
1950’lerde İspanya bizden delice ağacından yapılmış odun kömürü istedi. Deliceleri kestik, kömür yaptık. Oysa deliceler aşılanıp zeytin ağacına dönüştürülürdü. Türkiye’deki bir büyük elçi deliceleri kesmenin yanlış olduğu konusunda yetkilileri uyardı ancak alıcı iyi para verdiği için bu uyarıyı ciddiye almadık. Böylece zeytin ağacı kıyımı o günlerde başlamış oldu. Dahili ve harici bedhahlar iş başındaydı.
Köy Enstitüleri kapatılınca, tarım hayvancılık bitince köyden kente göç başladı. Başlangıçta yöneticiler için sorun yoktu ancak gecekondular çoğalınca bu göçü tersine çevirmek amacıyla 1990’lı yıllarda bir arabeskçiye şarkı ısmarladılar. Şarkı “Haydi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim” şeklindeydi. Kimse bu şarkıyı dinleyip köyüne dönmedi, Fadimelerin düğünleri gecekondu semtlerindeki düğün salonlarında yapıldı.
Benzeri mantıkla bir dönemde “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” şeklinde şarkı sürüldü piyasaya. Amaç zeytinyağının itibarını düşürmek ve Atatürk’ün açtığı basma fabrikasını köylü işi diye küçümsemekti. Cemil İpekçi güzellik kraliçelerimize basmadan fistan dikti. Bu, bedhahlara en güzel cevaptı.
1960’lı yıllarda ülkemizde dahili bedhahlar tarafından tereyağının çok zararlı olduğu yolunda kampanya başlatıldı. Ne tesadüf (!) hemen arkasından ülkemize margarinler girdi.
DEMİRYOLU YASAĞI
Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Niçin demiryolu yapalım, biz komünist miyiz?” demişti. Rusya’daki Trans Sibirya Demir Yolu’nu kastediyordu. Bu benzetmede bir yanıltma vardı, demir yollarıyla örülü olan İngiltere veya Almanya komünist miydi? Değildi. Bu görüş doğrultusunda karayoluna, arabaya, lastiğe benzine yüklendik, uzun süre demir yollarımızı ihmal ettik.
Annem ve babam birer Cumhuriyet aydınıydılar fakat Köy Enstitüleri’nin, uçak fabrikamızın kapatılmasına, delicelerimizin kesilmesine engel olamadılar.
Üstün Dökmen
Kemal Kılıçdaroğlu’na açık mektuptur..
Kemal Bey,
Ben de Gürsel Erol gibi..
Ayşe Gülsün Bilgehan gibi ilk TBMM açan milletvekillerinden birinin Batum Milletveki Ahmet Fevzi Erdem’in torunuyum..
İsmet İnönü, Diyap Ağa, Ahmet Fevzi Erdem bu ülkenin varoluş mücadelesinin içinden geldiler o meclise..
Bize emanetleridir Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti..
Bizler küçük siyasi emelleri için siyasette var olmadık..
Daha konuşmayı öğrenmeden kulaklarımızda bu mücadelenin anıları vardı..
Bu ülkeye ve onun değerlerine saygıyla yetiştik..
CHP’de siyaset yaparken hiç bir güçten el almadım..
Hiç kimsenin omuzuna basmadım..
İki dönem Parti Meclisi üyesi seçildim delegenin iradesiyle ve listeleri delerek..
Diyet borcum yok kimseye..
Ama bize bu güzel ülkeyi emanet eden Başta önderimiz Atatürk olmak üzere, dedelerimize borcumuz var..
Bir kadın olarak hayatın içinde birey olarak var olmam; Osmanlı’da başlayan, Cumhuriyet’le devam eden kadın mücadelesinin sonucudur..
Bu mücadeleyi görecek öngörüye sahip bir kurucu önderimiz vardı..
O’na bağlıyım..
Bu girişi neden yaptım..
Yazacaklarımın küçük siyasi hesaplar İçin olmadığını anlamanız içindir..
Siz bugün AKP ile birlikte Cumhuriyet’in en güçlü kalesini içerden yıkıyorsunuz..
Evet yıkıyorsunuz..
Sizin cumhuriyetle aynen FETÖ gibi, AKP gibi bir hesaplaşmanız mı var?
Açık açık soruyorum..
CHP son kaledir ve siz bu kaleyi yıkıyorsunuz..!
Meselemiz ne Özgür Özel meselesidir..
Ne de Ekrem İmamoğlu..
Onlar bugün olur..
Yarın başka Özgürler..
Başka Ekremler gelir ülke sevdalısı..
Bizler hiç kimsenin arkasında asker olmayız..
Bizler CHP’nin anayasası olan tüzüğüne..
Yol haritası olan programına..
Laik, demokratik, Türkiye Cumhuriyet’ne bağımlıyız..
Yeri geldiğinde herkesi eleştirir..
Yeri geldiğinde arkasında saf tutarız..
Aklımızı kimseye kullandırmayız..
Bir Butlan kararı İle geri döndünüz..
Dönmemeniz gerekiyordu..
“Biz bir aileyiz” diyorsunuz..
Değiliz..
Evimizin kapısını kıran..
Tekme tokat giren..
Çoluk çocuğunu sokağa atan..
Aileden olmayanları mahrem alanımıza sokan..
Mahalleyi ayağa kaldıran..
Babam, kardeşim olsa tanımam..
Artık aynı aileden değiliz Kemal Bey..
Siz tercihinizi ailemize dost olmayanlarla yaptınız..!
Sizin Cumhurbaşkanı adayı olup kaybettikten sonra tekrar genel Başkan adayı olmamanız gerekiyordu..
Suyun önündeki bendin gücü..
Gelen selin gücünden fazla değilse yıkılır..
Yıkılmadan..
O sel gelmeden çekilme erdemini gösteremediniz..!
Kaybettikten sonra Kurultay salonunda kazananın elini kaldırmadınız..
Üç yıl boyunca açtığınız ofislerde partiyi içerden yıkma planları yaptınız..
Hiçbir etkinliğe katılmadınız..
Partililerin “Kemal abisi” olmayı değil..
Partiyi ve ülkeyi sırtından hançerleyen oldunuz..!
Siz, AKP ile birlikte çalışıp belediye başkanlarımıza çamur attınız..
Üç kez Erdoğan’ı yenen İmamoğlu’nu Silivri’de betona gömmeye çalışıyorsunuz..
Dokunulmazlıklara “evet” diyerek “Selahattin Demirtaş”ı on yıldır hapsedilmesine neden olduğunuz gibi..
“Seni Başkan yaptırmayacağız” sözünün bedeli bu kadar mı ağırdır?
Ülkenin aydınları AKP yargısı İle içerde..
Siz bir milletvekilimiz için “adalet yok, kanunlar işlemiyor, anayasa tanınmıyor” diye Ankara’dan İstanbul’a yürüdünüz “adalet” aradınız..
Sizden onaltı yol önce yürüdüm o yolu..
Ben Nijerya’da recm edilecek Emine Laval’ı kurtardım..
Siz Buldunuz mu aradığınız adaleti biz bilemedik?
Bulmuş gibi yargının partimize uyguladığı baskıyı kabulleniyor, temsilcisi olmayı içinize sindiriyorsunuz..
Daha da vahim olan..
Döner dönmez..
Asarım, keserim konuşmasıyla başladınız..
Parti içi mücadelede demokratik yolları kapattınız..
Partinin anayasası olan tüzüğü askıya aldınız
Sarayın iktidarını devam ettirmek için CHP’li başkanlara kurduğu tuzağın savunucusu savcısı, hakimi oldunuz..
Yargısız infazlar yapıyorsunuz..
Herkesin anlayacağı dilde yazıyorum..
Geçerli son tüzük diyor ki..
Parti Meclisinden MYK seçimle belirlenir..
Yaptınız mı?
Geçerli tüzük diyor ki..
Milletvekilleri disipline parti meclisi kararı İle gönderilir..
Yaptınız mı?
Geçerli tüzük diyor ki..
Parti Meclisi Üye sayısı 60 kişidir..
40’ın altına düşerse görev yapamaz, karar alamaz..
“5 kişide kalsak” devam ederiz derken bu yetkiyi nerden alıyorsunuz?
Mecliste grup başkanvekillerini atamayı düşünüyorsunuz?
Hangi yetkiyle?
CHP Meclis Grubunun iç tüzüğü size bu yetkiyi vermiyor!.
Arkanızdaki AKP yargısına mı güveniyorsunuz?
MYK ve PM olarak aldığınız kararlar yok hükmündedir..
Bu kararlarla yaptığınız harcamalar usulsüzdür..
Butlan ile göreve dönmek demek orada yıllarca kalacaksınız anlamına gelmiyor..
Samimiyseniz olağanüstü Kurultayı yapar partiyi delegenin tercih ettiklerine emanet edersiniz..
Oysa sizler..
Bir oldu bitti çabası içindesiniz..
Her gün yandaş kanallarda keyifle partiyi tartışan, yalan ve iftiralarla gömenlere fırsat yaratıyorsunuz..
Sizler sokağa çıkamayacaksınız..
Emperyalist darbecilerin denizleri yargılarken söylediklerini anımsıyorum
Karşınızda Atatürk’ün idealleri için iktidarla mücadele edenler var..
Engel oluyor, iç hesaplaşmada enerji tüketiyorsunuz..
Atatürk’e ölüm cezası veren Osmanlı gibisiniz..
Tom Barrack’ın verdiği rolü üstleniyorsunuz..
İktidar İle işbirliği içindesiniz..
Kabul edin ki iktidar Özgür Özel liderliğindeki CHP ile yarışmak istemiyor..
İmamoğlu’ndan ödü kopuyor..
Hukuksuz bir şekilde önce diplomasını iptal ettiler..
Sizi hiç duymadık o günlerde..
Sinsice beklediniz ofisinizde..
Biz sizi anladık artık..
Ama çok merak ediyorum..
Haksız yere görevlerinden alınan, iftiralarla, delilsiz, ispatsız yargılamalara ve hatta işkencelere maruz bırakılan yoldaşlarımızın..
Onların ailelerinin..
Özellikle çocuklarının vebalini nasıl ödeyeceksiniz..?
Size hakkımı helal etmiyorum..
Yaşattığını yaşamadan ölmüyor hiç kimse..
Kendinize gelin..
Biraz düşünün..
O binada hapis gibisiniz..
Kendinizi Özgür bırakın..
Bütün bunları bilerek ve isteyerek yapıyorsanız çocuklarımıza, torunlara yazık..
Bilincinde değilseniz..
Lütfen yardım alın..
Düşün yakasından partinin..
Bu halk bu oyunu bozar..!
Nazmiye Halvasi
CHP PM E. Üyesi
12 Haziran 2026
YÜZYILIN SÖZÜ
"Efendiler, elinde yanlış bir şahadetname(diploma) ile cemiyete
çıkan bir adamın memlekete zararı sizin tasavvur edebileceğinizden çok fazladır.
Bir cemiyette en muzır adam, ehliyetsiz olduğu halde salahiyet sahibi olanlardır...
Bu adam bütün hayatında ilmin, liyakatin ve çalışkanlığın düşmanı olacaktır."
8/7/1929
[inönünün AÜ Hukuk Fakültesi ilk
mezunlarına konuşması]
"Türkleri savaşarak, asker ve silah kullanarak asla yenemezsiniz. Türklerin sadece DİN ADAMLARI'nı ele geçirip, onları kullanın. Onlar zaten devleti yıkarlar."
Winston Churchill
“70 yaşıma kadar milyonlarca Osmanlı arşiv belgesini inceledim, 98 yaşıma kadar onlarca eser kaleme aldım. Tüm bu araştırmaların sonunda vardığım sonuç şudur: Bugün bu topraklarda özgürce yaşayabiliyorsak, bunu büyük ölçüde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.
Atatürk olmasaydı, bugün biz de olmayabilirdik.”
Prof. Dr. Halil İnalcık
Son Dakika: Biride Çıkıp Demiyorki, Kemalist'lik, Kemalizm İnsan olan insanın boynunda taşıyacak en büyük şereftir.
Türk düşmanları ile Uzlaşma yok, kıyamete kadar kavgamız devam edecektir.