Bir amacım yok, bir sevdiğim yok, bir beklediğim yok, bir özlediğim yok, ulaşmak istediğim bir yer yok. Tamamen bana verilen süreyi doldurmak için yaşıyorum. Bu dünyada gerçek olan hiçbir şey yok.
ERKEKLERİN HEMEN BIRAKMASI GEREKEN 100+ ŞEY
○ Plastik şişeden su içmek → BPA = östrojen etkisi
○ Günde 3+ kahve → Kortizol + dopamin tükenmesi
○ Aşırı mastürbasyon → Dopamin tükenmesi + motivasyon düşer
○ Aşırı spor → Kortizol artar, kas yıkımı
○ Cinsel performans baskısı → Anksiyete, kortizol artar
○ Sık alkol tüketimi → Testosteron baskılanması
○ Aşırı şeker tüketimi → İnsülin direnci + libido düşüşü
○ Teflon tavada yemek → PFAS = sperm düşmanı
○ Her gün deodorant/kolonya → Endokrin bozucu parfümler
○ Sigara → Oksijen taşıma azalır, NO düşer
○ Günde 8+ saat oturmak → Testis dolaşımı azalır
○ Sürekli gece geç yatmak → Melatonin baskılanması
○ Sürekli uyarıcı takviye kullanımı → Adrenal tükenme
○ Sürekli ekran → Göz sağlığı + dopamin çöküşü
○ TikTok/Instagram Reels bağımlılığı → Dikkat dağılımı + dopamin tükenmesi
○ Sürekli bildirimler → Beyin yorgunluğu + odak kaybı
○ Gece ekran → Melatonin blokajı
○ Porno izlemek → Dopamin sistemine kalıcı hasar
○ Sürekli dizi/Netflix → Hareketsizlik + zihinsel paslanma
○ Uyurken telefon açık bırakmak → Elektromanyetik kirlilik
○ Fast-food → Omega-6 yağ asidi + ödem + msg
○ Paketli gıdalar → Trans yağ + katkı maddesi yükü
○ Yeterli protein almamak → Kas kaybı
○ Lif eksikliği → Bağırsak disbiyozu
○ Gluten/süt hassasiyetine rağmen tüketim → İnflamasyon
○ Fazla tuz + eksik potasyum → Tansiyon sorunları
○ Gıda boyaları → Dikkat bozukluğu + bağırsak sorunları
○ Aşırı işlenmiş karbonhidrat → İnsülin artışı + yağlanma
○ Taze olmayan su tüketimi → Toksik yük
○ Sürekli ertelemek → Testosteron düşmanı
○ Hedefsiz yaşamak → Dopamin üretimi baskılanır
○ Sürekli şikâyet etmek → Stres hormonlarını artırır
○ Duygularını bastırmak → Sperm üretimini etkiler
○ Başarısızlıklardan korkmak → Kortizol artar
○ Sürekli onay aramak → Düşük özgüven + düşük libido
○ Florsuz diş macunu kullanmamak → Pineal baskı
○ Yetersizlik inancı → Testosteron ve motivasyon baskılanır
○ Sosyal kıyas → Sürekli dopamin çöküşü
○ Uyku öncesi ağır yemek → Sindirim + derin uyku düşer
○ Yatmadan ekran ışığı → Melatonin üretimi durur
○ Uykuya geç saatlerde gitmek → Kortizol-melatonin döngüsü bozulur
○ Gürültülü ortamda uyumak → REM uykusu engellenir
○ Uyku öncesi stresli düşünceler → Kalp hızı artar, gevşeme azalır
○ Hareketsiz yaşam → Testosteron düşüşü + östrojen artışı
○ Günde 1 kez bile terlememek → Lenfatik durgunluk
○ Aşırı dar pantolon → Testis ısısı yükselir = sperm kalitesi düşer
○ Sauna/yüzmeden hemen sonra ıslak mayo → Enfeksiyon riski
○ Günde 0 dak. güneş → D vitamini = testosteron üretiminde şart
○ Sürekli cinsel baskı → Libido azalması + psikolojik çöküş
○ Yetersiz su tüketimi → Hücre içi enerji azalır
○ Sentetik kıyafet → Deriden plastik absorpsiyonu
○ Aşırı kokulu çamaşır deterjanları → Endokrin bozucu ftalatlar
○ Sprey deodorant → Aluminyum + paraben
○ Antibakteriyel sabunlar → Mikrobiyotaya zarar
○ Kimyasal duş jelleri → Deri bariyeri zarar görür
○ Kolonya-parfüm takıntısı → Östrojen taklitçileri
○ Sabit maaş – hiç girişimcilik → Dopamin düşer
○ Yatırım bilmeden harcamak → Finansal stres = kortizol artar
○ Gün boyu amaçsızca sosyal medya → Odak + üretkenlik kaybı
○ Toplantıdan toplantıya yaşamak → Beyin tükenmesi
○ Kararsız kalmak → Mental enerji kaçağı
○ “Hayır” diyememek → Sürekli yorgunluk hissi
○ Kronik enfeksiyonları önemsememek → Bağışıklık / sperm kalitesi
○ Diş çürüklerini ihmal etmek → Tüm vücuda inflamasyon
○ Mantar/kandida kontrolsüzlüğü → Testosteron düşer
○ Bağırsak sızıntı sendromu → Beyin sisi + yorgunluk
○ Histamin intoleransı → Uyku bozukluğu + kaygı
○ Alerjileri baskılamak ama çözmemek → Vücudu yıpratır
Hayatta en sevdiğin laf ne deseler, "siktir et" derdim.
Siktir etmek öyle kutsal bir şeydir ki bunu herkes söyler ama herkes gerçekten kabullenip yapamaz.
Ağızdan çıkması kolay. İçselleştirmesi zor.
Çok mu birini sevdim?
Nefrete dönüşüp beni yiyip bitirecek mi?
Siktir et.
O nefret seni yakar, karşındakine dokunmaz bile.
Beyninde kortizol patlar, uykuların kaçar, migren başlar o mutlu mesut yaşarken sen kendi zehrinle boğulursun.
Siktir et.
İşim mi patladı?
Çıkmaz yol mu?
Siktir et.
Yeni yol buluruz. Her kapanan kapı, açılacak başka bir kapının habercisidir.
Evren seni bir yerden iter çünkü orada kalman sana zarar. Anlık bakınca felaket, geriye bakınca dönüm noktası.
Arkadaşım kazık mı attı?
İntikam için yanıp tutuşuyor muyum?
Siktir et.
İntikam almak için harcayacağın enerjiyle kendine bir şey inşa et.
En büyük intikam zaten başarılı olmaktır.
O seni düşünürken sen zirvedesin bu intikamdan daha tatlı ne var?
Kız arkadaşım bana kazık mı attı?
Siktir et.
Daha iyisini bulurum.
8 milyar insan var dünyada.
Birinin gitmesi, daha iyisinin gelişine yer açmaktır.
Tutunma. Bırak. Akan aksın.
İnsanın siktir edebilmesi en büyük gücüdür.
Bunu herkes bilir ama herkes içtenlikle kabul edip kullanamaz.
Çünkü ego devrede. "Ama bana bunu nasıl yapar?"
diyor.
"Ama hakkımı yediler" diyor.
"Ama ben haklıydım" diyor.
Haklıydın.
Evet.
E ne olacak şimdi?
Haklı olmak mı seni kurtaracak, yoksa siktir edip yoluna devam etmek mi?
Siktir et.
Ölümlü dünya.
Ölmediğin sürece her şeyi telafi edersin.
Param bitti — kazanırım.
İşim gitti — bulurum.
İlişkim bitti — kurarım.
Dostum gitti — gerçeği bulurum.
Ölmedikçe oyun devam ediyor.
Ve oyun devam ettiği sürece, her el yeniden dağıtılır.
Senden önemli değil kimse.
Siktir et.
Her zaman negatifin içinde bir pozitif vardır.
Taoistler buna yin-yang der.
Karanlığın içinde beyaz nokta, aydınlığın içinde siyah nokta.
Her felaketin içinde gizli bir fırsat, her başarının içinde gizli bir tehlike.
Negatife takılma. Pozitifi bul. Devam et.
Bir günde olmaz böyle kafalar.
Ben de bir günde olmadım.
Çok üzüldüğüm, üzüntüden midemin bulandığı, öfkeden deliye dönüp köpürdüğüm zamanlar oldu.
İçimde volkan patladı.
Geceleri uyuyamadım.
Kafamın içinde aynı şeyleri yüz kere döndürdüm.
Sonra köşeme çekildim ve dedim ki:
"Bir daha kimse beni bu duruma düşüremez."
Ve o gün "siktir et" felsefesini içselleştirdim.
Artık dışarıdan gelen hiçbir şey beni yıkamaz.
Çünkü o yıkıcı şeye tutunmuyorum.
Geliyor, bakıyorum, siktir ediyorum, devam ediyorum.
Her şey siktir edilip köşeye çekilemez belki.
Bazı şeyler gerçekten acıtır.
Bazı yaralar derin.
Bazı kayıplar ağır.
Ama çoğu? Çoğu siktir edilir.
Ve siktir edebildiğin her şey, seni daha hafif yapar.
Omuzlarından yük kalkar.
Göğsün açılır.
Nefes alırsın.
O zaman her şeye rağmen o suratın güler.
İnsanlar sorar: "Bu kadar şey yaşadın, nasıl gülüyorsun?"
Cevap basit: Siktir ettim.
Geçmişi siktir ettim.
Beni incitenleri siktir ettim.
Pişmanlıkları siktir ettim.
Korkuları siktir ettim.
Ve şimdi buradayım. Ayaktayım. Gülüyorum.
Sen de edebilirsin.
Siktir et.
İhsan Eliaçık:
"Kuran'da 5 tane suç var: Öldürmek, çalmak, iftira, zina. Beşincisi ise kenz yapmak, yani insanların ihtiyacı varken kendine hazine biriktirmek.
Sen Diyanet'in 'kenz yapmak yanlıştır' dediğini duydun mu? Camilerde bunlar konuşulmaz." https://t.co/WDuPIYhQ4F
Susmam çaresizliğimden değil… Susmam, zamanın kimin önünde eğileceğini bildiğimden. Siz hala hayatı kontrol ettiğinizi sanıyorsunuz… oysa ben, o hayatın kimi silip geçeceğini izliyorum. Ve o gün geldiğinde… bıraktığınız hiçbir iz, yok oluşunuzu durduramayacak.
Bazı hikayeler bitmez… sadece zamanı gelene kadar geri çekilir. Çünkü bazı bağlar kopmaz, sadece görünmez olur; insan unuttuğunu sanırken aslında erteler. Ve zamanı geldiğinde, geçmiş geri dönmez—olduğu yerden devam eder. Çünkü kader, yarım bırakılan hiçbir şeyi gerçekten serbest bırakmaz.
90 Yaşındaki Bir Keşişten 12 Hayat Dersi
1. İnsanların peşinden koşma; doğru olanlar seninle yürür, senden uzaklaşmaz.
2. Neye tahammül ediyorsan, ona dönüşürsün. Standartlarını yükselt ya da yerinde say.
3. Sessizleştikçe daha çok duyarsın; sessizlik iç sesini keskinleştirir.
4. Öyle derin iyileş ki, tetikleyicilerin bile sıkılsın.
5. Huzuruna mal oluyorsa, bedeli fazladır. Uzaklaş.
6. Gerçek para zamanındır; onu tükeniyormuş gibi harca.
7. Çoğu insan anlamak için değil, cevap vermek için dinler. Sen onlardan olma.
8. Aptallarla tartışma; izleyenler aradaki farkı anlayamaz.
9. Egon bağırır, ruhun fısıldar. Fısıltıyı takip et.
10. Bırak gitsin, yoksa sürüklenirsin. Acı çoğu zaman bağlılıkla başlar.
11. Dinlenmek tembellik değildir; ay bile bir geceliğine kaybolur.
12. Kendini bulmazsın; dünya seni değiştirmeden önce kim olduğunu hatırlarsın.
Bu hayatta herkes kendi zaman diliminde, kendi kaderinin saatine göre yaşar.
Kainatın matematiğinde "Geç" veya "Erken" diye bir kavram yoktur; sadece "Vakti Gelmek"vardır.
Bunu iyi analiz et:
Kimi 20 yaşında milyoner olur, 50 yaşında kanserden ölür.
Kimi 50 yaşına kadar sürünür, 50’sinde imparatorluğunu kurar ve 90’ına kadar krallar gibi yaşar.
Kimi 20’sinde evlenir, 30’unda nefretle boşanır.
Kimi 40’ında hayatının aşkını bulur ve sonsuzluğu tadar.
Arkadaşın müdür oldu diye, sen geride kalmadın.
O kendi saatini yaşıyor, sen kendi saatini.
Hayatın start çizgisi ve finish çizgisi herkes için farklı yerdedir.
Şu an bulunduğun yer, tam olarak olman gereken yerdir.
Soru şu: Buradan nereye gideceksin?
Hayat sana farkındalığı 15 yaşında vermediyse, suçlu değilsin.
Ama hayat sana farkındalığı 25'inde, 30'unda veya 40'ında verdiği an; senin miladındır.
Eğer o an durup; "Sıçtık, mahvolduk, yaşıtlarım aldı yürüdü, ben geç kaldım, benden artık bir yol olmaz..."
dersen eğer geçmiş olsun.
Kendi ölüm fermanını imzaladın.
Bunun adı literatürde "Kabullenilmiş Çaresizlik"tir ve tıpta bunun bir tedavisi yoktur.
Durduk yere ölen adama dönüşürsün. :D
Ben bu konuyu 500 defa anlattım, 5000 defa daha anlatırım: Ölmediğin sürece oyun bitmemiştir.
Nefes alıyorsan, hala bir hamle şansın var demektir.
Ne kadar kaybettiğin, ne kadar dibe battığın önemli değil. Dip, aynı zamanda en sağlam temeldir.
Binayı oraya dikeceksin.
Bu işler Instagram motivasyon sayfalarındaki gibi toz pembe değil. "Hadi sabah erken kalktım, hayatım değişti" diye bir masal yok.
Gerçekçi olalım: Sen 20 sene, 25 sene boyunca tuğla tuğla bir "Ezik", bir "Tembel", bir "Erteleyen" inşa ettin.
Beynindeki nöronları buna göre kabloladın.
Şimdi kalkıp bu 25 yıllık enkazı, 1 ayda saraya çeviremezsin.
O 25 yıllık "Sen"i önce ÖLDÜRMEN gerek.
Senin 90 günlük diyetlere değil; kan, ter ve gözyaşıyla dolu en az 365 GÜNE ihtiyacın var.
Bu bir "Değişim" değil, bu bir "Tersine Mühendislik" sürecidir.
O eski alışkanlıklar, o dopamin krizleri, o konfor alanı seni her gün geri çağıracak.
Pes etmenin eşiğine 100 kere geleceksin.
Aynaya bakıp kendine küfrettiğin geceler olacak.
İşte "Elenmek" ile "Efsane Olmak" arasındaki çizgi o gecelerdir. Çoğu insan orada bırakır.
Sen bırakmayacaksın.
Yapabilir misin? Yoksa yapamaz mısın? Götün yiyor mu?
Şunu kafana sok: Herkes hayattan bir şeyler istiyor.
Herkes zengin, fit ve güçlü olmak istiyor.
Ama hayat kimseye altın tepside sunum yapmaz.
Eğer şanslı, zengin bir velet olarak doğmadıysan; tek silahın "Vahşi Mücadele"dir.
Hayata dişlerini geçireceksin. Tırnaklarınla kazıyacaksın.
Sen "Canım istediğinde biraz çalışırım" modundaysan, baştan kaybettin.
Çünkü dışarıda;
Tatil yapmayan,
Uyku uyumayan,
Başarısızlığı ölüm sayan,
Canını dişine takmış bizim gibi iyi niyetli PSİKOPATLAR var.
Senin "hobi" olarak yaptığın şeyi, adam "hayatta kalma savaşı" olarak yapıyor.
Bu adamlarla rekabet edeceksin.
Yarı zamanlı çabayla, tam zamanlı zafer kazanılmaz.
İnsan alışkanlıklarından vazgeçmek isteyip, yeni bir yola girdiğinde ne olur biliyor musun?
Evren (Sistem) seni test eder. "Gerçekten istiyor musun? Yoksa sadece heves mi ettin?"
Önüne engeller çıkarır, paran biter, sevgilin terk eder, bilgisayarın bozulur, hasta olursun.
Bu bir komplo değil, bu KALİTE KONTROL testidir.
Zayıfları elerler. Sadece "Başıma ne gelirse gelsin durmayacağım" diyen manyaklar barajı geçer.
Biz her şeyin en kötüsüne hazırlıklı olacağız.
Stoacıların dediği gibi "Premeditatio Malorum" (Kötülüğü önceden düşün).
Her şey yolunda giderse ne ala. Ama gitmezse?
Hazırlıklı ol. Darbe geldiğinde "Ben bunu zaten bekliyordum" de ve yürümeye devam et.
İllüzyon yaratma. Kendini kandırma.
Mustafa Kemal Atatürk’ün o muazzam sözü, aslında binlerce sayfalık strateji kitaplarının özetidir:
“Ben, bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem; o işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür.”
Bu bakış açısı devrimdir.
Çoğu insan "Nasıl zengin olurum?" diye hayal kurar (Sonuç odaklı). Atatürk zihniyeti ise şuna bakar: "Beni zenginlikten alıkoyan şeyler ne?" (Engel odaklı).
Tembellik mi? KALDIR.
Kötü çevre mi? YOK ET.
Bilgisizlik mi? ÖĞREN.
Korku mu? ÜSTÜNE GİT.
Sen arabanın gazına basıyorsun ama el freni çekili.
Gaza basmayı bırak, EL FRENİNİ İNDİR.
Mevcut hayatında seni yavaşlatan parazitleri temizlediğinde, başarı seni kovalamaya başlayacak.
İş kendiliğinden yürüyecek.
Dediğimi iyi anlayın. Bu hayat size düşman değil.
Ama size dadılık yapmak için de tasarlanmadı.
Hayat; sert öğretmendir, önce sınavı yapar sonra dersi verir. Kitaplardan teoriyi alırsın, ama pratiği sahadaki çamurun içinde öğrenirsin.
Sen hem yaşa, hem öğren, hem oku, hem de ibret al.
Ve en büyük sır şudur: Gerçekten istediğin bir şeyin ardından, kendini limitlemeden, B PLANINA güvenmeden, gemileri yakarak gidersen; Tüm kainat, o yolu sana açmak için seferber olur.
Bu spiritüel bir masal değil, iradenin manyetik alanıdır.
Şimdi karar ver: 25 yıllık o enkazın altında mı kalacaksın?
Yoksa o enkazın üzerine kendi imparatorluğunu mu dikeceksin?
Vakit geldi.
Seçim senin.
Savaş ya da kabullenilmiş çaresizliğinle baş başa kal çürü.
Keyfin bilir.
20 Acı Gerçek
1.Öleceksin ve bir süre sonra çoğu insan umursamayacak.
2.İnsanlar, işe yaradığın sürece seni kullanır.
3.Çoğu insan gizliden gizliye başarısız olmanı ister.
4.Bir gün, bugün başlamış olmayı dileyeceksin.
5.Çoğu insan, içten içe ölürken mutluluğu taklit eder.
6.Kimse seni kurtarmaya gelmiyor.
https://t.co/yYUsKRlniM yaparsan yap yargılanacaksın.
https://t.co/W2YlqyiZ4oğlığın en büyük servetindir.
9.Mutluluk geçicidir — disiplin kalıcıdır.
https://t.co/Y19G38bwzpşarı, düşündüğünden daha uzun sürer.
11.Kimse zayıflığa saygı duymaz; sempati duysalar bile.
12.Şikâyet etmek hiçbir şeyi değiştirmez.
13.Sevdiğin herkes seni sevmeyecek.
14.Para tüm sorunlarını çözmez — ama çoğunu çözer.
15.Sosyal medya sana her gün yalan söyler.
16.İşinde yerin doldurulabilir.
17.Hayat adil değildir — buna alış.
18.Bir gün, günlerin tükenecek.
19.Pişmanlık, başarısızlıktan daha çok acıtır.
20.Kimse mazeretlerini umursamaz.
Neşet Ertaş'ın “Bir gün başka bedende yeniden doğacağım” sözlerine bire bir uyan mistik türkücü Orhan Kemal, bir konserde tüm dinleyenlere adeta açık kalp masajı yapıyor.
Erkeklerin %90'ının düştüğü o boktan tuzak şudur: İmzayı attığı, aynı eve çıktığı ya da "Biz artık ciddiyiz" lafını duyduğu anı, FİNİŞ ÇİZGİSİ sanır.
"Oh be, kızı bağladım. Oyun bitti. Artık salabilirim, göbeği kaşıyıp Survivor izleyebilirim."
Nah bitti.
O imza ya da o "Evet" cevabı, bitiş çizgisi değil; KOŞU BANDININ ÇALIŞTIRILMA DÜĞMESİDİR.
Sen durursan, bant seni geriye fırlatır ve kıçının üstüne düşersin.
İlişkide "Mola" yoktur.
Sadece "Devam" ya da "Oyun Bitti Yazısı" vardır.
1. DÜN YEDİĞİN HURMALAR BUGÜNÜ KURTARMAZ (BRIFFAULT KANUNU)
Robert Briffault'un kanunu net ve acımasızdır: "Dişi, erkeğin geçmişte yaptığı fedakarlıklara göre değil; ŞU AN sağlayabileceği faydaya göre sadakat gösterir."
Kadının umurunda değil senin 3 yıl önce ne kadar yakışıklı olduğun ya da onu tavlamak için ne kadar uğraştığın.
Soru tek: "BUGÜN MASAYA NE KOYUYORSUN?"
Kendini saldığın, göbek yaptığın, vizyonunu kaybettiğin an; kadının gözünde "Kahraman" değil, "Yük" olursun.
Kadın, merhamet etmez; güç ister.
Sen irtifa kaybettiğin an, gözünde 'Eski Şampiyon' değil, 'Yeni Yük' olursun. Geçmişin kredisiyle ilişki yürümez.
2. "KANKA" MODUNA GİRME (CİNSEL TİKSİNTİ)
Kadınlar "Güven" ister ama yanında "Peluş Ayı" istemez.
İster 10 yıllık evli ol, ister 5 yıllık sevgili; hırsını kaybeden, kendine bakmayan, tek aktivitesi kanepede uyumak olan ve sürekli "Tamam aşkım" diyen erkek, kadının gözündeki CİNSEL GERİLİMİ öldürür.
Sana merhamet duymaya ba��lar. Merhamet duyulan erkeğe, arzu duyulmaz.
Seni "Erkeği" olarak değil, "Ev arkadaşı" veya "Bakılması gereken büyük bir çocuk" olarak görmeye başlar.
Bir kadın, çocuğuna yemek yapar ama çocuğuyla yatmak istemez. Olay bu kadar basit.
Erkeklerin kara kara düşünüp nerede hata yaptım dediği yer sertliğini kaybetmesidir.
Yumuşarsan kadın belki yanında durur ama sana olan saygısını ve arzusunu kaybeder.
3. SEVGİ, PERFORMANSA BAĞLIDIR (BURDEN OF PERFORMANCE)
Bunu kafana kazı: Erkeklerin sevgisi "Koşulsuz" olabilir ama kadınların sevgisi "PERFORMANS ODAKLIDIR."
Bu bir sitem değil, bu bir doğa kanunu.
Erkek; koruduğu, sağladığı, heyecan verdiği ve Yüksek Değerini koruduğu sürece vardır.
"Beni ben olduğum için sevsin" romantizmini geç.
Seni, sağladığın "Güç, Güven ve Statü" için seviyor.
Acı mı geldi? Maalesef romantizm karın doyurmaz.
Varlık seviştirir, yokluk dövüştürür.
Rehavet, erkeğin intiharıdır. Emeklilik mezarda başlar.
İlişkinin tapusunu aldın diye yan gelip yatamazsın.
4. REKABET KORKUSU (PASSIVE DREAD)
Eşin ya da sevgilin şunu içten içe bilmelidir: "Bu adam piyasa değeri yüksek bir adam. Kendine bakıyor. Gelişiyor. Eğer ben saçmalarsam, bu adamı kapacak çok kişi var."
Buna "Passive Dread" denir.
Bu, onu tehdit etmek değildir. Bu, senin hala "Gideri Olan" bir adam olduğunu ona hissettirmektir.
Eğer sen kendine bakmayı bırakırsan, kadın bilinçaltında şunu der: "Bunu benden başka kimse almaz, o yüzden çabalamama gerek yok."
Sen değerli bir adam gibi davranmazsan, kimse seni kazanmaya çalışmaz.
Gevşeme.
Gömleğinin düğmeleri patlayacak kadar o göbeği şişirme.
Vizyonunu kaybetme.
İlişki, senin "Artık yoruldum" deyip sığındığın bir huzurevi değildir.
İlişki, senin her gün "Hala en iyisi benim" diye kendini kanıtladığın bir ARENADIR.
Ya formda kalırsın, ya da tribüne gönderilirsin.
Acı mı geldi? Hayat böyledir.
Domuz eti, dünyada en fazla tüketilen et çeşitlerinden biri. Domuz etini tüketmeyen insanlar ise genellikle bu tercihini dinî tabular nedeniyle yapıyor.
Peki birçok ülkenin vazgeçilmez yemekleri arasında olan domuz etinin, asırlar önce ortaya çıkan Sümer mitolojisindeki bir hikâye sebebiyle İslamiyet ve Yahudilik dinlerinde yasaklanmış olabileceğini biliyor muydunuz?
Peki tam olarak ne anlatıyor bu hikâye?
Sümer mitolojisinde aşk ve bereket tanrıçası İnanna’nın eşi Tammuz, diğer adıyla Domuzi, hayvanların tanrısıdır.
Bu isim, Anadolu’da Attis diye geçmektedir. Aynı isim, Suriye’de Adon ve Yunan mitolojisinde Afrodit’in sevgilisi Adonis olarak geçmektedir.
İnanna’nın eşi Tammuz (Domuzi), vahşi bir yaban domuzu tarafından öldürülür.
Bu olayın üzerine domuz artık lanetlenen ve eti yasaklanan bir hayvan olur.
Çünkü domuz, mitolojiye göre artık tanrı katili sıfatı taşımaktadır.
Mezopotamya’da domuz, tanrı katili sıfatı taşıdığı için nefret edilen bir hayvan olmuştur.
Tevrat’ta Tammuz adının geçmesinden Sümer kültür ve inançlarının tek tanrılı dinlerin kitaplarını nasıl etkilediğini anlayabiliriz.
Kaynak:
Anadolu Efsaneleri (Halikarnas Balıkçısı)
Einstein'ın öğrencilerinden biri ona şu soruyu sordu: "Mantık ne anlama geliyor?"
Einstein şöyle demişti: "Size bir soruyla cevap vereceğim."
“İki işçi bacayı temizlemek için içeri giriyor. Biri kirli bir yüzle, diğeri temiz bir yüzle çıkıyor. Kim gidip yüzünü yıkayacak?”
Öğrenci hiç tereddüt etmeden hemen, "Elbette, yüzü kirli olan," diye yanıtladı.
Einstein şöyle demiştir: “Cevabınız yanlış. Yüzünü yıkayacak olan, yüzü temiz olan kişidir; çünkü meslektaşının yüzüne bakıp kendi yüzünün de meslektaşınınki kadar kirli olduğunu sanmıştır. Yüzü kirli olan kişi ise yüzünü yıkamaz, çünkü kendi yüzünün de meslektaşınınki gibi temiz olduğunu düşünür.”
Öğrenci, "Bu doğru ve mantıklı," dedi.
Einstein şöyle yanıtladı: "Hayır, bu doğru değil, çünkü sorunun kendisi mantıksız. İki adamın aynı anda aynı bacaya girip birinin temiz, diğerinin kirli çıkması mantıklı değil."
Kısacası, mantığın kendisi çökebilir, bu nedenle bazen sorun cevapta değil, sorunun kendisindedir.