Bu şahıs Beytülşebap'ta PKK'ya karşı en büyük direnişi gösteren, pek çok mensubu katledilen bir ailenin ileri geleni.
Adı Cemil Öter!
Lütfen dinleyin!👇
Siz de Aposeverler, o katile statü arayanlar!
Cemil Öter neyi kabul ediyorsa ona razıyım...
Bugün saat 18'de U18 voleybolcu kızlarımız Avrupa Şampiyonasında İtalya ile final maçı oynayacak. Grup aşamasında İtalya'yı 3-2 yenmişlerdi. TRT Spor ve yıldızın yayın akışında bu maç yer almıyor. Bizim elenip gittiğimiz dünya kupası futbol maçlarını beşer altışar defa tekrar yayınlayan TRT'nin bu şampiyonluk maçını ne yapıp edip TRT Spor veya TRT Spor Yıldız kanalından yayınlamasını bekliyoruz. Başarıya saygı ve destek lütfen.
"Kurtuluş Savaşı" demeyecekmişiz!
Neyden kurtuluyormuşuz?
Önce Osmanlı varmış!
Millî Eğitim Bakanımız böyle diyor!
Evet... Sayın Bakan, Mustafa Kemal Atatürk Samsun'dan Kurtuluş Savaşı'nı başlatmadan önce bir Osmanlı vardı. Ama hangi Osmanlı?
Viyana kapılarına dayanan Osmanlı mı, Sevr'e imza atan Osmanlı mı?
Cevap çok açık: Sevr'e imza atan Osmanlı!
Payitahtı işgal altında olan bir Osmanlı!
Kurucusu Osman Gazi'nin sandukası Yunan askeri tarafından tekmelenen Osmanlı!
Ortada bal gibi bir Kurtuluş Savaşı vardır, ortada destansı bir Millî Mücadele vardır.
Bu destansı Millî Mücadele'nin adı Kurtuluş Savaşı'dır.
Neyden kurtulduğumuzu size söyleyeyim:
Sevr'den kurtulduk!
İstanbul'daki İngiliz işgalinden kurtulduk.
Gaziantep'teki Fransız zulmünden, Ege'deki Yunan zulmünden, Doğu'daki Ermeni zulmünden kurtulduk.
Asırlık Türk yurdunun Haçlı çizmeleriyle çiğnenmesinden kurtulduk.
Tekrarlayalım: Atatürk, yüce Türk milletiyle bir Millî Mücadele vermiştir ve bu mücadelenin adı Kurtuluş Savaşı'dır.
Unutmayın; altında Atatürk'ün imzası olmayan son zafer olmasaydı, önceki hiçbir zaferimizi kutlayamayacaktık!
Örneğin, bugün İstanbul'un fethini kutlayabiliyorsak bunu Atatürk'ün İstanbul'u İngiliz işgalinden kurtarmasına borçluyuz.
O yüzden tarihi tarihçilere bırakıp temelinde farklı hesaplar olan ucuz işlerle uğraşmamalıyız.
Hele de bu konulara eğitimi asla karıştırmamalıyız!
Unutmayalım: Osmanlı da bizim, Türkiye de bizim, hatta daha önceki Selçuklu da bizim!
Bir takım siyasi hesaplar uğruna tarihimizi birbiriyle çarpıştırmaya kalkmak akıl kârı değildir.
Yarın poliklinik kapınızda bir hekim arkadaşınız olursa, kardeşiniz gibi davranmanız gerektiğini hatırlatayım.
Her basamakta çok yoğun olarak çalışıyoruz, ama istenirse bir şekilde araya bir boşluk oluşturulur.
Bu konuda çok eksiğiz…
💭 O kadar liyakatsız, hırsız adamlara makam veriyorlar ki, ülkede neredeyse tekel olmasına rağmen senelerdir zarar açıklayan kamu şirketi Çaykur, %14 enflasyon hedefiyle başlanan senenin ilk yarısında kafasına göre üç kez, kümülatif %45.5 çaya zam yapıyor. Köprülere, çaya, herşeye zam, gelirlere artış yok, enflasyon hedefin iki katı. Rezillik!
İspanyol, İngiliz, İrlandalı ve daha pek çok etnik grubun 250 yıl önce bir arada toplandığı memlekete "Tek ulus" diyorlar ama sömürge valisi kılıklı büyükelçileri 2000 yıllık devlet geleneği için "ulus devlet kötü" tanımı yapıyor.
Ağız açan tek kravatlı yok.
Biz bir savaş mı kaybettik? İşgal mi edildik? Parçalandık mı? Federasyon mu olduk? “Resmi dilimiz Türkçedir’ cümlesi Anayasamızdan çıkarıldı mı??? Sormanız gereken soru: kimin parmakları bu kuklaları oynatıyor??
@aDilipak Gerçekten ahiret inancın var ise, seni çok zor günler bekliyor. Yok eğer, inancın yoksa, seni yine son zamanlarında çok zor günler bekliyor. İftira atmak kötüdür, dili"na"pak.
@aDilipak Türk devletini ele geçiremeyen Batılıların propaganda yayınını kasıtlı olarak paylaşarak algı kovalayan batılıların tasmalısı tiplere karşı çeviriyi paylaşıyorum.
Bunlar o günün İngilizlerin bugünkü ileri karakollarının bitleri.
@ANADIOTISNIKOS Since the Hunnic Empire, we have been in Europe. Deal with reality.
The Huns, Avars, Pechenegs, Cumans, and others were Turkic peoples.
By the way, please take a look at yourself on a mirror. Your phenotype suggests that you are not European either.
@fasfarkl6@lordsinov Bu çok abartılı olmuş. Evet, bilinçsiz ilaç kullanımı vardır. Ancak özellikle ihracat kısmında bahsi geçen ve genellikle küçük çaplı üretim yapan köylünün ürünü yok. İhraç olan ürünler, büyük sera ve işletme sahiplerinin. Lütfen, bu ülkede 1930larda kırsal nüfus %83 lerdeydi...
Gazeteci yazar Rıza Zelyut’tan Ahmet Türk’e:
“Ahmet bey! Deden Ermenileri keserek şu an oturduğun Kasr-ı Kanco köşküne ve geniş arazilere el koydu.
Cumhuriyet Türkiye’si siz Kürt derebeylerine bir fiske bile vurmadı.
Benim gibi Türklerden bin kat daha fazla yedin Türkiye’yi. Yine de mağduru oynuyorsun.Tek bütün Türkler senin gibi mağdur olsa…
Haaa! Derebeyliğim yetmez ben buralarda devlet kuracağım dersen… Onun da alt yapısını Barrack amcanız yapıyor.
Biraz sabret, fazla ağlarsan oyun anlaşılır…”
Ahmet Türk'ün köyü, 1939'da başka aşiret tarafından yağma için basılmış. Bir köylü öldürülmüş. Devletin jandarması, haydutların peşine düşmüş ve 3 saat boyunca çatışmış. Devletin bakanlığı, Suriye tarafına kaçan haydutların iadesi için diplomasi yürütmüş.
Elon Musk (Neuralink hakkında):
İnsanların beyinlerine siber çipler yerleştireceğiz.
Beyin ile bilgisayarı birleştiren arayüz, insanlara süper güçler kazandırabilir.
Doğuştan kör olan kişilere görme imkanı, felçli kişilere yürüme yetisi sağlayabilir.
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
@360Gazete ⚡Oturduğun köşk, deden Kanco Ağa'nın haritadan sildiği Ermeni köyü üzerinde yükseliyor. Ceddini Yavuz Sultan Selim getirdi ve o geniş toprakları verdi. Cumhuriyet Türkiyesi ise sana vekillik verdi. "Olmayan kimliğine" rağmen diplomatik pasaport sahibisin. Boşal da semerini ye!