Zaman; sıska ve cılız bir sokak köpeği gibi geçiyor karşı kaldırımdan, kuyruğuna bağlanmış paslı bir teneke kutu gibi sürüklenip gidiyor hayat. Ey bu dünya mahallesinin sakinleri, bırakın şunları birazcık olsun rahat....
Doğar doğmaz cami avlusuna terk edilmiş bir bebek gibisin; durmaksızın ağlar durur küçük ve masum bir çocuk : nerdesin, nerdesin. Son nefesine kadar sana yalvarır kendi içinde yine hep kendi sesin. El insaf be ey insan; kendinden gayrı her ner var ise hep onların peşindesin....
Ölümün ağzında hayat denilen bir sigara; ecel çakmağıyla yakmış geliyor benden yana.Ey ölüm, bir zahmet cekil şöyle kenara; zaten altı üstü üç günlük dünya, onu da yaşamadan gömmeye kalkma bizi mezara...
Ölüm, ecel ve ben; hayat ortamızda bir gül, ne vakit öpüp koklamak istesem, yüreğimi kanatır ecel adlı diken. Ölüm, bir köşede sinsi sinsi gülerken; zaman, makul ve mutedil, diyor ki henüz vakit erken...
Ölüm, ecel ve ben; bir de hayat var, hiç ayrılmayan peşimden; ve bir de zaman : önümüzden, dört nala koşup giden. Veysel, söylemiş ne güzel: "dünya iki kapılı bir han"; fakat içeri girince çıkmak istemiyor insan. Ne kadar inat etsek de hayat ve ben, zorla çıkarıyorlar bizi diğer kapıdan; ölüm,ecel ve zaman...
Hakikatin boynu bükük, yalan muteber; ölümcül bir salgın gibi herkese sirayet etmiş ezber; kim ne derse desin hiç aldırış etme, hepsini de boş ver; yoksa seni de beni de yutacak kesif bir karanlığa gömülmüş bu yer. Ey derdi hakikat olan kişi, böyle zamanlarda yalnızlık en kıymetli cevher; kendi içindeki kutsal mağarana çekil, arayışında samimiysen eğer; elbet kalbine doğar o güneş, gözyaşlarını döktüğün bir seher; ve can kulağına fısıldanır ötelerden nice müjdeli haber...
Çok derin bir tefekkür yaşamadan ve yakıcı bir arayış içinde olmadan, anlamak ve bilmek gayretiyle gece gündüz kafa patlatmadan bağlandığını hissettiğin veya mensubu haline geldiğin fikir veya inanç ile arandaki ilişki, özü itibariyle kuru ve kör bir tapınmadan öte birşey değildir...
Tapmak ve taraf olmak; kolay, basit, sıradan, yaygın ve genele hakim bir hususiyettir. Derin bir tefekkür ile anlamak, tanımak, bilmek ve hakikat uğruna aşk ile yanmak ise ancak çok çok nadir insana mahsus bir keyfiyettir...
Öyle bir an gelir, her insana bir kahraman olma fırsatı verilir; bütün gözler onun üzerine çevrilir; hayat durur, zaman erir; önüne ebediyete giden bir yol serilir; hep o an'ı bekleyen, fırsatı ganimet bilir; gafletle yaşayan ise tarihin çöplüğüne gönderilir.
Sordum sarı çiçeğe : dedim YUNUS kimdir? Çiçek eydür, cahil kişi : ervah-ı ezelden sevgilimdir. Dedim : bana biraz YUNUS'u anlat. Çiçek eydür : onu bilir, onu söyler cümle mükevvenat; nice kaleler düştü, yıkıldı nice saray, yitip gitti nice taht; sadece YUNUS kurdu gönüllerde ebedi bir saltanat. Ey cahil kişi, hele şu dünya gözlüğünü çıkarıp at; ki görünür o vakit bendeki gizli hakikat : ota çiçeğe büründüm, nice kokular süründüm, görmesini bilene bir YUNUS diye göründüm.
Ne Aristo ne Sokrat, ne Eflatun ne Hipokrat; ne Konfüçyüs ne Buda; her ne ararsan bizim YUNUS'ta ara. YUNUS'un girmediği her gönül marazlı ve hasta, YUNUS'u bilmeyen her kişi cahil ve cühela. Varlık dediğin zaten onulmaz bir yara; ancak bizim YUNUS'tur her devirde bu derde deva.
Bir elinde konfor ve rahat; diğer elinde de hakikat; istiyorsun ki sürüp gitsin rutin bir şekilde hayat. Hâlbuki, hakikatin bedeli : konfor ve rahatının eceli. Bir araya geldikleri görülmemiştir ezelden beri; rutin dediğin de evvelkilerin bir ezberi. Ne konfor ne rahat, ne rutin bir hayat ne de şenlikli ve eğlenceli bir seyahat; hakikate talip olanı bekleyen şey acı, ızdırap, yalnızlık ve sürgün gibi bir hayat....