Kanser sebebiyle hayatını kaybeden Brest teknik direktörü Eric Roy'un eşi Loetita, eşinin herkesten gizlediği kanser hastalığı ve yaşadığı süreçler hakkında dokunaklı bir röportaj verdi.
"Brest'le sözleşme imzaladıktan 5 gün sonraydı. 'Karnım ağrıyor' dedi, kulüp doktoruna gitmiş. Doktordan çıktıktan sonra konuştuk, 4. evre pankreas kanseri olduğunu ve kurtuluş imkanı olmadığını söylediler.
Bana döndü, 'Birlikte savaşçı moduna geçiyoruz' dedi.
Çalışacağına ve Brest'le sözleşmesine sadık kalacağına karar verdik. Çok ağır bir kemoterapi geçirecekti. Bu karar sebebiyle doktorlar bizi biraz deli yerine koydu. Ama çalışmak onu ayakta tutacaktı.
Brest'te durumlar çok karışıktı. Eric, takımı küme düşmekten kurtarmak için göreve gelmişti. Takımın karşısına geçip 'Merhaba, kanserim ve belki de birkaç ay sonra öleceğim' dese bu iş yürümezdi. Karşısındaki çocuklar onun onları ligde tutacak bir kahraman olduğuna inanmalıydı.
Bu durumu herkesten sakladı. Başkan ve sportif direktör hariç. Onlar da endişe etmemesi gerektiğini, ihtiyaç duyduğunda kendine vakit ayırmasını istediklerini söylediler.
Hasta adam olmayı reddetti. Kimsenin acıma duygusunu ya da ayrılacağını istemedi.
Önce takımını yönetir, sonra da kemoterapiye giderdi. Geri kalan her şeyle ben ilgilenirdim. İşteyken beklediği tek şey benim gidip onu almamdı.
Arabaya binerdi ve yüzündeki maske düşerdi. İşini yaparken ve basın toplantılarına durumu idare eder, renk vermezdi. Eve geldiğindeyse gardı tamamen düşerdi.
Üç yıl boyunca hayatımız bu hastalığın etrafında döndü.
Sürekli yalan söyledim. İnsanlar bana 'Kocan çok yorgun görünüyor' dediklerinde ise 'Teknik direktörlük delice bir meslek' der ve geçiştirirdim.
İçinde şizofrenik bir his taşıyorsun. Yaşadığınız her şey korkunç ama bir yandan da bitmesini istemiyorsunuz. Bitmesi, her şeyin sonu anlamına geliyor.
Brest'teki son sezonunda neredeyse yürüyemiyordu. Varis çorapları giyiyordu. Futbolcuları onun tükenmiş olduğunu görüyordu. Taraftarların önünde Kamory Doumbia'nın onun kolunu havaya kaldırdığı görüntüler var. O esnada o kadar bitap düşmüştü ki... Her yeri ağrıyordu.
Ertesi gün Nice'e döndük. Aklındaki tek şey dinlenip yeni sezona başlamaktı.
Eve gelince çocuklarımızı aradım. 'Babanızın durumu kötüleşecek, eve gelmeniz gerekiyor' dedim.
Hala bana Brest'e dönmekten bahsediyordu. Sonrasında onu birkaç ay önce durumu çıtlattığı teknik ekibi ve takımdaki tecrübeli oyuncuları arayıp gerçeği anlatması için ikna ettim.
Son günlerinde çok acı çekiyordu. Aramızdan gidişi onun için de bizim için de bir kurtuluş, rahatlamaydı.
Bir ay boyunca gözümü kırpmadım. Çocuklarıyla konuşmak istedi. Onlara 'Hiçbir pişmanlığım yok. Tutkumu her zaman her şeyin önüne koydum ve beni mutlu eden de bu oldu' dedi.
Oğlum, ona 'Bize ayakta durmayı' öğrettin dedi. Kızım ise bağımsızlığı öğrendiğini söyledi.
Ben ise 'Hayatım, hayatlarımızı zirveye çıkardın. Artık bırak ve uç, çok yoruldun' dedim. Huzur içinde dinlenmesini istedim.
Hayatımın 37 yılını olağanüstü bir insanla ve inanılmaz bir babayla geçirdim.
56 yaşındayım. Onsuz geçireceğim yılları düşünmek istemedim. Onunla torun sahibi olmayı, torunlarımızla birlikte yaşlanmayı hayal ediyorduk.
Bazı çiftler bu tür sınavlarda birbirinden uzaklaşır. Bizim aramızda uçsuz bucaksız bir aşk vardı. Bu sınav bizi birbirimize daha da yak��nlaştırdı. Onunla hiçbir şey asla kasvetli ve iç karartıcı olmadı."
Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Este año no estaremos en Eurovisión, pero lo haremos con la convicción de estar en el lado correcto de la historia.
Por coherencia, responsabilidad y humanidad.
Galatasaray’ın 26. şampiyonluğu camiamıza hayırlı olsun. Dört senelik istikrar ve başarı, bugün yepyeni bir zaferle taçlanmı��tır. Daha büyüklerinin yolda olduğuna ve Galatasaray bayrağının her zaman zirvede kalacağına inanıyorum.
Sayın Başkan Dursun Özbek başta olmak üzere, bu büyük başarıda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum, kulübümüzün bir Divan üyesi olarak her birine teşekkürlerimi sunuyorum.
Galatasaray’ın dört sezonluk ilk şampiyonluk serisinin kilit oyuncularından, bugünün şampiyon hocası Okan Hoca’yı, değerli ekibini, futbolcularımızı ve kulüp emekçilerimizi canıgönülden kutluyorum, dört sene üst üste şampiyonluk kulübümüze yine çok yakıştı.
Galatasaray taraftarı, bu mutluluğu sonuna kadar yaşamalı, şampiyonluğu doyasıya kutlamalıdır…
Galatasaray’ın yeni hedefi, yarın sabahtan itibaren kendi rekorunu daha da geliştirmek adına çalışmak olmalıdır çünkü Galatasaray, tarihinden güç alarak her zaman ileri bakar ve Galatasaray gibi büyük kulüplerin var olma amacı budur.
💛❤️
A psychologist recently explained something interesting why 90s kids developed different thinking patterns than Gen Z, largely because of games. Back then, no autosaves, no hints, just three lives. Games like Super Mario Bros. and Prince of Persia taught: fail, restart, keep going you had to earn progress. Games like Tetris and The Legend of Zelda trained maps and patterns, building memory, navigation, and patience. Finish a level turn off the console. No infinite dopamine. Play was social: one couch, one screen, real conflict and cooperation.
Today, games like Fortnite and Roblox are endless, with autosaves and reward systems that keep you playing. They hold attention but don’t train completion the same way. The difference is simple: 90s kids built focus and tolerance for failure, while today’s players are shaped by constant stimulation. What do you think about this?
Kazandırdığı UEFA Süper Kupa ile ülkemize bir Avrupa kupası daha getiren ve 15. şampiyonluğumuzda da takımımızda teknik direktör olarak görev yapan Mircea Lucescu’nun vefat ettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Mircea Lucescu’nun ailesine, sevenlerine ve futbol camiasına başsağlığı dileriz. Seni unutmayacağız Lucescu.