Şu da var ki baş örtmek gıdığını, kulağını açabileceğin anlamına gelmiyor; ferace veya elbise giyinmek kalçanı, göğsünü hatta iç çamaşırını veya genel vücut hatlarını belli edebileceğin anlamına da gelmiyor. Bu en fazla tesettür fantezili bir çıplaklık olur.
Normalde yazmam ama bu ve benzeri bayanların dikkat edilirse zamanla yüzündeki makyaj oranı, ruj oranı, parlama oranı artıyor. Kendilerini “bakımlı kadın” olarak kandırıyor, ekran karşısında boyadan tartılacak dudakla-yanakla cilve satıyorlar resmen. Akılları kirada sanırım.
Normalde yazmam ama bu ve benzeri bayanların dikkat edilirse zamanla yüzündeki makyaj oranı, ruj oranı, parlama oranı artıyor. Kendilerini “bakımlı kadın” olarak kandırıyor, ekran karşısında boyadan tartılacak dudakla-yanakla cilve satıyorlar resmen. Akılları kirada sanırım.
İstanbul’dan ayrılıp Ağrı’da yaşayacağını ağlayarak söyleyen i��erik üreticisi, yeni girişimini açıkladı:
“Yaşadığım şehir potansiyelimin çok altında dedim ve burada yaşayan, potansiyeli güçlü olan, kendini geliştirme arzusu olan çocukların varlığını biliyorum. Ben de öyleydim. Küçüklüğümden beri hep kendimi geliştirmek için çok çabaladım, imkanlar kısıtlı olmasına rağmen. Ve bu küçük şehirde yaşayan ama büyük hayalleri olan çocuklarımız için de babamla birlikte bir iş yeri devraldık.”
Kaynak: ig/meryteachers
Yönetilemeyen cesaret insanın başına bela oluyor!
Kuzenim yıllarca yol koşturdu, çok cesurdu, gözü karaydı. Dün haber geldi ki vurulmuş, sanırım dost kurşunuyla… öyle bir yiğit cihat meydanında olsa idi keşke. Bıraktığı pis işlere döndü, kim vurduya gitti. Binbir keşke kaldı…
Osmanlı medreselerinde asırlarca okutulan ve kısaca İzzî diye anılan eserin müellifi İzzüddîn ez-Zencânî'nin hocası Allâme İbn Habbâz; İbn Cinnî'nin el-Luma'ına yazdığı Tevcîhu'l-Luma' adlı şerhinde, zamanının insanları arasındaki hâlini şu acı ve ibretlik sözlerle dile getirir:
Yerli yersiz, yeterince bilip bilmeden, üzerinde konuşulan konuları yeterince anlayıp hazmedecek bir kıvama ulaşmadan konuşmak; gerekçesi ne olursa olsun ve buna nasıl bir ribat ve coşkunluk duyguları eşlik ederse etsin hatadır.
Bir hocamız istedi. Tekrar paylaşayım dedim.
Arap dilinde en etkili 5 gazete:
- https://t.co/d6m6WgxfsD
- https://t.co/V3JvbjDMJX
- https://t.co/DppdPy8aSs
- https://t.co/fBL67K3b7H
- https://t.co/mmajuIQqjt
Gazetelerin günlük PDF'lerini indirip tablet/laptopunuzda okuyabiliyorsunuz.
Olur olmaz, biteviye, her şeyle ilgili konuşan sosyal medya yüzleri ara sıra susma haklarını kullansalar, durup biraz düşünecek kadar nefeslenseler, iyice bilmedikleri konularda konuşmama orucu tutsalar bu onların kendi selametleri, din ve dünyaları için daha iyi olmaz mı?
Kadim gelenekte
:(مَن كَثُر كَلامُه كَثُر خَطَؤه (/سَقَطُه/لَغَطُه"
Sözü çok olanın hatası (/çürüğü/boşu) çok olur." derlerdi.
Bizde de "Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz." denir.
Kısaca çok söz öyle veya böyle yanlışsız, yalansız olmaz.
Bu kıyası yapanlar antropomorfik Tanrı inancından beslenerek “en doğruyu en basit şekilde söyledik” sanıyorlar. Ben bu kıyası araba ile de yapabilirim, motoru yok, tekeri yok, kasası yok…. Peki senin inandığın bu ilahın araba veya ağaç ile doğal veya yapay varlık ilişkisi ne?
Orta seviye Arapça dilbilgisine sahip kişilere seviye atlattıracak bazı konular var. Bunları bilirseniz işiniz kolaylaşır.
Hızlıca aklıma gelenler:
- şan zamiri
- fasl zamiri
- cümlelerin irabı
- ism-i mevsuller ve sıla cümlesi
- ism-i işaretlerden sonra gelen kelimelerin irabı
- zarf-ı müstekar
Fırsatım olursa bunları bir videoda ya da seride ele almayı düşünüyorum.
Karı, karı olmadıkça kıvametin anlamı olmadığı gibi adam adam olmadıkça kadının salihalığının çok anlamı olmaz aile içinde. Allah indinde ise mutlaka karşılığı verilecektir.
“Kavvâm erkek” kavramı sosyal medyada ne kadar yıpratıldı. Yetmezmiş gibi bir de yapay zeka videolarına alet edilerek alay konusu ediliyor.
Bakınız “kavvâm erkek” günümüz şartlarında herkesin benimseyebileceği bir şey değildir. “Yönetici, koruyucu ve sağlayıcı” koca modeli artık birçok kadına hitap etmiyor. Açıkçası bir kısım kadınlar bunu kabullenmediği gibi bir kısım erkekler de bu şartları taşımıyor. Onun için bu konuyu ele alırken dikkatli ve dürüst olmak gerekir.
Öncelikle bir şeyin altını çizelim; bu aile modelini uygulayamadığı için kimsenin dinine zeval gelmez. Allah bunu çocuk ve kadınlar için bir koruma mekanizması, toplum için bir intizam kılmıştır. Daha güçlü, daha cesur, daha iyi ekonomik şartlara sahip olan erkeği kadınlar üzerine kavvâm kılmıştır. Yani onları idare etme, koruma ve geçimlerini sağlama görevini yüklemiştir.
Bugün “beni ve çocuklarımı yönetecek, koruyacak, geçimimi üstlenecek potansiyelde bir erkeğe ihtiyacım yok, ben kendime yeterim” diyen ve modern evlilik tarzını benimseyen hanımlar kavvâm kavramının yakasını bırakmalıdır. Evliliğin bütün külfetini ve nimetini eşit şartlarda yüklenecekleri modern bir evlilik arayışı içinde olmalıdır. Birçok kadın için günümüzde bu mümkündür ve de halihazırda uygulanmaktadır.
Lakin herkes bunu kendi özelinde düşünmelidir. Kadınların bir kısmı bugünün şartlarında bundan müstağnidir diye hâlâ buna ihtiyaç duyan ve böyle bir evlilik arayışı içinde olan kadınların hakkına girmekten, onlara psikolojik baskı kurmaktan sakınmalıdır. Herkesin mizacı, sosyal ve ekonomik şartları aynı değildir. “Ben nahif fıtratımın farkındayım, sosyal hayatta bir maceraya girmek istemiyorum, evimde çoluk çocuğumla ilgileneceğim, evimin idaresini, geçimini, emniyetini kocama havale edeceğim bir evlilik arzu ediyorum” diyen pek çok kadın vardır. Dolayısıyla kendi konfor alanlarında babaanne dramalarının ve yeni neslin şımarıklıklarının arkasına sığınarak bu insanlara obsesyon pompalamaktan vazgeçilmelidir. Allah muhafaza yarın bir savaş çıkar, bir afet, bir kuraklık kıtlık baş gösterir ayağınızı bastığınız yer altınızdan kayar, imtihan olunursunuz. Büyük laflar etmeye gerek yok.
Tekrar ifade ediyorum; evlilik sorumluluklarını eşit şekilde üstlendiğiniz modern bir evlilik tarzı benimsediniz diye dininize zeval gelmez. Yeter ki birbirinize karşı adil olun, “seçici gelenekselcilik” yaparak hem geleneksel ve dini yaklaşımın, hem de modern yaklaşımın nimetlerine talip olup, külfetlerini karşı tarafa yüklemeyin. Bir de Allah’ın koyduğu nizamla kavga etmeyin. İslâm şeriatı toplumların sosyokültürel dokusunu, örfünü, adetini dikkate alır. Tarihte de fukaha eşraf kadınlarıyla diğerlerini ayıran yaklaşımlar ortaya koymuştur.
Erkekler sırf erkek oldukları için kutsal bir figür oldukları zehabına kapılmamalıdır. Nisâ 34’te kıvâmetin gerekçelerinden biri açık bir biçimde “mallarından harcamaları” olarak ifade edilmektedir. Ekonomik olarak kadına bağımlı olduğunuz bir evlilikte kavvamlığınıza ister istemez zeval gelir. O ekonomik gücü evinizde bir şekilde hissedersiniz. Bu bugüne yönelik modern bir yorum değildir. Geçmişte de sosyo-ekonomik statüsü olan kadınlar bu güçlerini nikah masasında konuşturmuştur. Talak hakkı istemiştir, ikinci eş almama, falanca şehirde ikamet etme gibi şartlar koşmuştur. Evet, bu şartlar fıkhen batıl kabul edilse bile talak hakkı vermekle birlikte zımnen sabit olur. Kadının talak hakkı alması demek, şartlara uymazsanız sizi boşar demek. Çünkü kendi ayakları üzerinde durabiliyor. O güç o evlilikte vardır.
Onun için arkadaşlar bu kavramlar sopa gibi birbirinize sallayacağınız şeyler değil. Son derece hassas hak ve sorumluluk dengesi üzerine kurulmuştur. Her hak bir sorumluluk doğurur. Her sorumluluktan kaçış bir haktan mahrum olmayı gerektirir. Koca salonda uzanmış karısı ona çay servisi yapıyorsa durumu zahiren değerlendirmemeli. Onun zihninde faturalar, kira, arabanın servisi, iş yerindeki sorunlar vs. var ama ev hanımının zihninde böyle düğümler yok. Tek bir kişiye karşı sorumlu olmak görünmeyen bir konfor alanıdır. Sizin dış dünyadaki bütün yükünüzü üstlenmiştir. Yine evde çocuklara anneleri bakıyorsa, baba onları bırakacak güvenilir bir bakıcı, kreş aramıyorsa bu görünmeyen bir konfor alanıdır. Bunun onlarca örneğini saymak mümkündür. Bunları görmek ve iyi düşünmek gerekir.
Hasılı kelam, herkes ayağını yorganına göre uzatmalı; mizacına, ekonomik, kültürel ve fiziksel durumuna göre eş aramalıdır. Ya da eşinin sosyo-ekonomik varlığını dikkate almalıdır. Bütün kadınları ya da bütün erkekleri bir kalıba sokamayız. Ne yazık ki bu tutum günümüzün müzmin hastalıklarından biridir. “Kavvâm erkek” olmaktan ya da almaktan bahsedeceksek hak ve sorumluluklarıyla, nimet ve külfetleriyle birlikte bahsedeceğiz. Bütün tartışmaların arkasında maalesef “seçici gelenekselcilik” dediğimiz benci tutumlar yatmaktadır.
Son olarak elbette Allah’ın koyduğu nizam birey, aile ve toplum için en uygun olanıdır. Ben mevcut dünyanın getirdiği ya da dayattığı şartları dikkate alarak daha geniş bir çerçeve çizmeye çalıştım. Aksi halde pek çok kimse için evlilik kapısını kapatmış oluruz. Bu da bireysel ve toplumsal pek çok mefsedete kapı açar. Bu konuyu yakında çıkacak “Erkekliğin İnşası” kitabımda bütün detaylarıyla yazdım. Burada bu kadarıyla iktifa ediyorum. Böylesine güncel ve çetrefilli bir konuyu kaleme alırken ifadede hata etmiş olabileceğimizi dikkate alarak eleştirilerinizi insaf dairesi içerisinde dile getireceğinizi ümit ediyorum. Selâm, hidâyete tâbi olanlara.
Vefat eden bu abimizi tanımıyorum ama çokça önüme Hüsnü şehadet ve taziye mesajları düştü, imrendim doğrusu. Allah rahmet etsin, bu dünyada çektiği sıkıntıları ahirette kendisine ecir olarak çevirsin. Amin.
Hasan hoca ile Şam'da tahsil gördüğümüz yıllarda aynı okulda okuduk. Alim bir babanın evladı, güzel ahlaklı ve Yusuf simalı bir kardeşimizdi. Genç yaşta vefatı büyük hüzne garketti. Allah rahmetiyle şad etsin. İslam davası uğruna sarfettiği kısa ama bereketli ömrünü ahirete azık eylesin.
Meğer ne çok yeni müctehidimiz, buna teşne ne çok taze namzedimiz varmış. Talihsizlik şurada ki bu yeni İslam müctehidlerinin kıymet-i ilmiyesini ortaya koyacak Mustafa Sabriler yok.
Fikret Çetin ve Rıdvan Ciru'yu Rıhle Dergisi'ndeki çevirileri vesilesiyle tanımıştım. Görüşleri değişti anlamında söylemiyorum; ancak Fikret Çetin keşke 11 yıl önce olduğu yerde kalsaydı. Rıdvan Ciru bence bunu başardı.