İddialar doğruysa; bu skandal çok farklı. Bu kez; AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya hazineden, halkın emeği ile var ettiği kaynaklardan çalmadı. İhalelerden götürmedi. Artık yeni bir aşamaya geçildi. Dolandırıcılıkla doğrudan insanların parasını aldı. Düşünün: İktidar partisinin genel başkan yardımcısı insanları milyarlarca lira dolandırdı. Ve saatlerdir AKP’den de Fatma Betül Sayan Kaya’dan da açıklama bile yapılmıyor. Parasını çaldığı insanlarla ilgili arandığı zaman ‘Müsait değilim’ diyebiliyor. Bu ülke bu kadar çürüdü işte.
Bu günlerde değerini daha iyi anlıyoruz. Mekânın cennet olsun "Güzel" adam. Hasan Celal Güzel'in yıllar önce yazdığı o yazı:
"Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum."
Çok üzgünüm…
Ankara’da emeklilerimizin geçim sıkıntılarını ve hak taleplerini dile getirdiği eylem sırasında bir emeklimizin yaşamına son vermesi sözün bittiği yerdir.
Hiçbir insanın çaresizliği, hayatından vazgeçecek kadar büyümemeli.
Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.
Açgözlü hırsızların fonlarla 20 milyar dolarlık vurgun yaptığı ülkede bir emekli, Anayasa Mahkemesi önündeki eylemde intihar etti. Elindeki pankartta ‘Para için değil onurumuz için’ yazıyordu.
🇹🇷 Türkiye’nin ilk kadın Jandarma komutanı, Şırnak’ta şehit düşen Yarbay Songül Yakut ve silah arkadaşlarına saygıyla.
Ruhları şad mekanları cennet olsun!
Adı Ali Şekeroğlu.
Emekli polis.
İki çocuk babası.
Yıllarca bu devlete hizmet etmiş bir insan.
“Geçinemiyorum.” diyor.
“Bizi bu hâle getiren utansın.” diyor.
Sonra şunu ekliyor:
“Para için değil, onurum için.”
Ve bugün Ali Şekeroğlu’nu kaybettik.
Benim canımı yakan şudur:
Bu memlekette yıllarca çalışmış, primini ödemiş, vergisini vermiş, evlat büyütmüş bir insan; ömrünün sonunda neden “geçinemiyorum” diyerek Anayasa Mahkemesinin merdivenlerine düşmek zorunda kalıyor?
Bizim büyüklerimiz bir kenarda üç kuruş saklardı.
Adına “kefen parası” derlerdi.
Kimseye yük olmayalım, son yolculuğumuzun masrafını bile kendimiz karşılayalım diye…
Şimdi siz bu milletin emeklisine kefen parasını yaşarken harcatıyorsunuz.
Ali Şekeroğlu’nun son s��zlerinden biri “onurum için” oldu.
Allah rahmet eylesin.
Ailesine, evlatlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.
İntihar ederek hayatını kaybeden emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’nun son paylaşımı;
Vatan sevgimizi kimse sorgulayamaz, ancak açlıkla da cezalandırılamaz Küstürmeyin bu fedakar insanları…
Vebaliniz çok büyük çokkkk
IBAN’dan, açıklama yazmadan ödeme alan esnafın hesabına giden 1.000 TL’yi tespit edip vergi cezası kesmeni sağlayacak yapay zekâ destekli sistemlerin var. Ama fon piyasasında bir senede %40.000 getiri sağlayan fonun döndürdüğü pisliği tespit edecek mekanizman yok. Öyle mi?
Muhalif gazeteci, belediye başkanı veya sosyal medya fenomeni gözaltına alındığ��nda sekiz açıdan, 4K çözünürlükte; elleri arkadan kelepçeli, kafası öne eğik şekilde karakola götürülürken görüntülerini servis edebiliyorsun. Ama bu fon olayının başındaki adamların gözaltı videoları tost makinesiyle çekilmiş gibi: karanlık, çamur gibi görüntü; suratları bile belli olmuyor. Öyle mi?
Millet yurt dışında okuyan çocuğuna 1.000 euro harçlık gönderirken banka 50 tane açıklama, izah, belge talep ediyor; havale MASAK denetimine takılıyor. Ama bu adamların İsviçre’ye gönderdiği yüz milyonlarca frankı tespit edemiyorsun. Öyle mi?
Bu iş sıradan bir dolandırıcılık hikâyesi değil. Kaybolan para ne kadar büyükse, işin skandal boyutu daha da büyük.
Ali Babacan, fon krizinin nasıl çözüleceğini anlattı:
-Devletin elinde bütün kayıtlar var. Bütün hisse alımları veritabanında kayıtlı.
-Kayıtlar incelendiğinde, kim ne kazandı ortaya çıkar, kritik isimler hemen bulunur. 1 lirasını 10 bin lira yapanların hepsi bulunur.
-Bu paralar kimdeyse tek tek bulunup tahsil edilmesi lazım.
-Biz bunu İmar Bankası'nda yaptık. Bankanın ortaklarından 6,5 milyar doları çatır çatır tahsil ettik.
-Ben bir TMSF yasası çıkarttım, TMSF'ye çok ciddi yetkiler verdik, Ahmet Ertürk gibi pırıl pırıl birini de oraya atadık, 'Bağımsızsın' dedik, çok güzel bir sistem kurduk.
-Biz halka 6,5 milyar doları ödedik, bunu da İmar Bankası'nın sahiplerinden aldık.
-Yurt dışındakiler de tahsil edilebilir. TMSF geçmişte batık banka patronlarının tüm dünyadaki mallarını yakaladı ve Türkiye'ye getirdi.
-Çok iyi uluslararası hukukçular bulacaksın, 'Bu adam benim ülkemde 500 bin kişiyi dolandırdı' dediğinde kimse bu paraları tahsil etmene engel olamaz.
-Çok kolay bir iş. Ancak bunu yapacak bir niyet ve irade lazım.
Serap Belovacıklı(Öcalan'a yapılan villa hk.):
•Ter*rist başı Öcalan'a ev yapıldığını görüyoruz. Ve statü istemesi.
•Ne olacak? Bayağı bayağı meclise sokacaklar mı?
•Ya boyun eğmemek için çarıkla çorapla savaşmış milleti, sen gidip de 50 bin kişinin katili önünde el pençe divan durduracağını düşünebiliyorsan. Aklını yitirmiş olman lazım.
•Kimin parasıyla, kimin vergisiyle yaptınız?
•Bu memleket için kolunu bacağını vermiş gazilere, 3 kuruş zam yaparken eli titreyen iktidar, terörist başı Öcalan'la ilgili açmış kesenin ağzını...
@BelovacSerap