Süleyman Soylu döneminde denetimine başlanan Ahbap’ın Ali Yerlikaya döneminde aklandığı ortaya çıktı.
Bugün ortaya çıkan hesap hareketleri, o denetimin nasıl olumlu sonuçlandırıldığı konusundan soru işaretleri yaratıyor.
👇🏻
https://t.co/LUAdDquWHg
Haluk Levent korundu mu?
Denetimi yapan eski İçişleri Bakan Yardımcısı sınıf arkadaşı tesadüf mü?
@nedimsener2010 dikkat çeken bir detayı açıkladı...
https://t.co/5BoccED9y9
Cenazede nasıl davranacağını bilmeyen solcu olabilir mi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun çelengi, şair Ahmet Telli'nin cenaze törenine alınmamış. Gün boyu bazı isimler ve haber mecraları bunu bir övünç vesikası olarak paylaşıp durdular. Şimdi de televizyon kanallarından konu gündemde.
Sanatçı Kadir İnanır son yolculuğuna uğurlanırken de benzer girişimler olmuştu.
"Solculuk" ve "devrimcilik" adına yapılan bu eylem ve övgülerin solculuk ve devrimcilikle uzaktan yakından ilgisi yok.
Bu başıbozukluk, olsa olsa sahte solculuk ve karşı devrimciliktir.
Toplumların yazılı olmayan kuralları vardır. Cenaze, matem, kaza, bela gibi hallerde bu kurallar işler.
Cenazede meseleler, küskünlükler, dargınlıklar bir kenara bırakılır. Merhuma/ merhumeye ve ailesine hürmet esastır.
Kılıçdaroğlu üzerinden cenazelerde kalkışılan bu taşkınlıklar giden cana, ailesine ve topluma saygısızlıktır.
Ahmet Telli'nin ailesi de yaşanan bu çirkinlikten dolayı üzüntülerini bildirmiş. Olayla ilgilerinin olmadığını paylaşmış.
Kimsenin cenazeyi ve cenaze sahiplerini hırs ve ihtiraslarına alet etme, acılı günde izah mecburiyetine sürükleme hakkı yok.
Göçen ruha ve yakınlarına tazimde bulunamayan, milletini ve değerlerini tanımayan değil solcu, insan olamaz.
Kentler, kendilerine emek veren insanların hatıralarıyla yaşar.
Antalya’mızın en önemli tarihi miraslarından Kaleiçi’mizin korunmasına ve yaşatılmasına ömrünü adayan değerli mimar Nejat Üreğen’in adını Muratpaşa’mızda, Kaleiçi’mizde yaşatıyoruz.
Bu park, yalnızca bir ismi değil; kültürel mirasa sahip çıkma bilincini, kent belleğini ve gelecek kuşaklara aktarmamız gereken ortak değerleri de simgeliyor.
Diliyorum ki buradan geçen her genç, her mimar ve kentine duyarlılık duyan herkes Nejat Üreğen’in yaşam öyküsünü merak etsin; onun kentimize bıraktığı izleri örnek alsın.
Nejat Üreğen’i bir kez daha saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhu şad olsun.
Asıl soru şu; Babaocağı gibi kimsenin tanımadığı internet sitelerine ve sosyal medya trollerine bu devasa ödemeler NİÇİN yapılmış?
Bu ödemelere karşılık ne talep edilmiş?
Bu sitelere ve trollere nasıl görevler verilmis?
Kimlere itibar suikasteleri yaptırılmış?
Kimlere saldırtılmış?
Kimler linç ettirilmiş?
Bir dönüp geriye bakalım.
Kartal’ın CHP’li Belediye Başkanı Gökhan Yüksel'i tebrik ediyorum.👏
Madımak ve Başbağlar, ikisi de tarihimize kara birer leke olarak geçmiş, derin izler taşıyan katliamlar. Birinin diğerinden farkı yok. İkisini de aynı şiddetle lanetliyoruz.
Bizim siyasetçilerimiz genelde Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer derler. Ben ise burada, İsviçre’de şunu söylüyorum: Avrupa’nın güvenliğinin, Avrupa’nın barışının, Avrupa’nın demokrasisinin yolu Ankara’dan geçer.
https://t.co/OQZ9yi1lh0
🌊 11 yılda 11 ödül.
1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nda düzenlediğimiz Mavi Bayrak Töreni’nde bir kez daha bu gururu hep birlikte yaşadık.
Tam 11 yıldır, Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) tarafından En İyi Çevre Eğitim Etkinlikleri Ödülü’ne layık görülüyor, bu yıl da 5 halk plajımızda Mavi Bayrak dalgalandırıyoruz.
Çevre duyarlılığı Muratpaşa’mız için bir tercih değil, belediyecilik anlayışımızın temelidir. Çevreci Komşu Kart’tan ücretsiz halk plajlarımıza kadar hayata geçirdiğimiz öncü uygulamaların bugün birçok kuruma ilham vermesinden memnuniyet duyuyoruz. Çünkü kamu yararı, iyi örneklerin çoğalmas��yla büyür.
Bu başarıda emeği bulunan tüm çalışma arkadaşlarıma, komşularıma ve çevre konusundaki titiz değerlendirmeleri için TÜRÇEV’e teşekkür ediyorum.
1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı, denizlerimiz üzerindeki egemenlik hakkımızın ve Cumhuriyetimizin ekonomik bağımsızlık iradesinin simgesidir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu hakkın kazanılması için mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyor, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı kutluyorum.
Doğamızı korumaya, kamusal değerlerimizi büyütmeye ve geleceğe birlikte sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Kartal Cemevi ev sahipliğinde, değerli Türk Halk Müziği sanatçımız Muharrem Temiz’in seslendirdiği deyişler eşliğinde gerçekleştirdiğimiz Yas-ı Muharrem Anması’nda Kerbela şehitlerimizi andık.
Muharrem mateminin 10. gününde oruçlarını açan tüm canlarımızın oruçlarının, lokmalarının ve dualarının Hak katında kabul olmasını diliyorum.
Sayın Mahiroğlu;
Öncelikle tehdit, şantaj, rüşvet gibi demokrasi ve etik dışı yol ve de yöntemler sözcülüğünü yaptığınız şahısların işi olabilir.
Ne bizim partimizin tarihinde ne de 24 saat linç ettiğiniz, hedef gösterdiğiniz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi yaşamında bunlara rastlayabilirsiniz.
Ülkemize bu denli bağlı olmanız elbette güzel; ama daha güzeli kaçak olarak değil, her onurlu insanımız gibi gelip ifade vererek işinizin başına geçmenizdir.
Her türlü bilgi ve belge halkımızla paylaşılacaktır. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.
Bu arada espriyi de açıklamanızın sonuna saklamışsınız: “Bağımsız Habercilik”
Bu fotoğrafı kimse unutmasın… Partimizin Malatya il binasına asılan bir fotoğraf.
Muharrem ayında Yezidleşen bir zihniyeti gösteriyor.
Kısa bir süre önce Trabzon’da açılan bir pankartta “Biz yakarsak söndüremezsiniz” yazılmıştı.
Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve daha nice katliamlar öncesinde Alevi vatandaşlarımızın evlerine bu çarpı atılmıştı. Sonra katliamlar yapılmıştı.
Kimin ne amaçla bu alçaklığı yaptığının izahı peşinde değiliz. Sadece halkımızı provokasyonlara karşı uyarıyoruz. Bundan hiçbir rahatsızlık duymayan ve hatta bu sloganların atılmasına destek veren İmamoğlu/Özel çizgisinin ne olduğunu gösteriyor.
Kendi kişisel ikballeri uğruna kendisini var eden genel başkanına bunları reva görenlerin ülkeye, partiye ve insanımıza yapmayacağı kötülüğün sınırını olmayacaktır.
Hiçbir inancı, hayatımın hiçbir döneminde siyasetin ve propagandanın malzemesi yapmayı doğru görmedim. İslam inancının en müstesna zamanlarından olan Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız.
Bizim nazarımızda toplumsal ve manevi değerler; siyasi ikbal hesaplarından ve günlük siyasi kazanımlardan çok daha kıymetlidir. Bu değerlere karşı gösterilmesi gereken özen, her türlü siyasi hesap ve beklentinin üzerindedir.
Bu anlayışla, programımızda yer almasına rağmen, içinde oluşan atmosfer nedeniyle Aşura etkinliğine fiziken katılmamanın daha doğru, daha anlamlı ve daha isabetli olacağı kanaatine vardık. Çünkü bazı zamanlarda en doğru duruş, kalabalıkların içinde görünmek değil; inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamaktır.
Aşura etkinliğine yönelik mesajımı, gönül birlikteliğimizin ve muhabbetimizin bir nişanesi olarak sizlerle paylaşıyor; bizi en doğru anlayacağına inandığım bütün canlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyor, Muharrem ayının ve Aşura’nın birlik, kardeşlik ve hakikat ikliminin hepimize hayırlar getirmesini diliyorum.
Eğitimde fırsat eşitliğini desteklemek için 11 yıldır ücretsiz üniversiteye hazırlık desteği sunduğumuz MURGEM’den mezun olan gençlerimizle Engelsiz Kafe’mizde bir araya geldik.
Bugüne kadar 8 bin gencimizin üniversite hayaline ulaşmasına katkı sunan MURGEM, yalnızca bir üniversiteye hazırlık merkezi değil; gençlerimizin kendine güvendiği, hayal kurduğu, dayanışma içinde büy��düğü ve geleceğe umutla baktığı bir yaşam alanı olmaya devam ediyor.
Mezunlarımızın başarıları, eğitimde fırsat eşitliği için attığımız adımların ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Gençlerimizin azmi, eğitmenlerimizin özverisi ve ailelerimizin desteğiyle kurulan bu dayanışma, MURGEM’in en büyük gücünü oluşturuyor.
Her gencin nitelikli eğitime eşit koşullarda erişebilmesi için çalışmayı sürdürüyor, gençlerimizin hayallerine giden yolda yanlarında olmaya devam ediyoruz.
DEMIRTAŞ KILIÇDAROGLU’NUN DEĞİL AMA ÖZGÜR ÖZEL’İN GÖRÜŞME TALEBİNE ‘HAYIR’ CEVABI VERDİ.
İzlediniz, bugün bütün İmamoglu medyası aynı manşeti attı: “Demirtaş Kılıçdaroğlu ile görüşmeyi kabul etmedi!”
Pekala olayın aslı ne? Her gün 24 saat yalan yazan Cumhuriyet, Sözcü, T24, HalkTv ve diğerlerinin sizden sakladığı gerçek ne?
Bir defa Kılıçdaroğlu'ndan bu yönde bir girişim bir başvuru yok. Bunu peşinen söyleyelim. Demirtaş da bu gerzeklerin sandığının aksine öyle hayali bir başvuruya ‘hayır’ diyecek kadar tecrübesiz bir siyasetçi değil.
Olmazda böyle bir başvuru çünkü olumsuz yanıt alınacağı bilinir. Fakat bu Kılıçdaroglu’na özgü bir durum değil!
Böyle bir olumsuz cevabı Özgür Özel aldı mesela? Evet Özgür Özel bir süre önce Demirtaş ile görüşmek istedi ama kendisine bunun şimdilik mümkün olmadığı iletildi.
Neden?
Biliyorsunuz, Bülent Arınç, Kasım 2025'te Edirne Cezaevi'nde Selahattin Demirtaş ile bir görüşme gerçekleştirmiş ve bu görülmenin ardından Arınç, hiçte Demirtaş'a ait olmayan ifadeleri Demirtaş söylemiş gibi servis edince Demirtaş özellikle zor durumda kalmış ve Arınç’ı yalanlanmıştı.
Hemen bir gün sonra Demirtaş, kendi adına konuşma yetkisinin kimsede olmadığını vurgulayarak iddiaları reddetti. Bu tür suistimalleri önlemek amacıyla, kendi arkadaşları hariç hiçbir siyasetçi ve avukatla görüşmeme kararı aldığını açıklamıştı.
Evet bugün itibariyla Demirtaş’ın kendi partisi ve ailesi dışında kimse ile görüşmeme kararı var.
Yani Kılıçdaroğlu'ndan bir görüşme talebi yok ama olursada aynen Özgür Özel’e olduğu gibi kendisine bu durum iletilerek anlayış istenecek.
Hepsi bu! 🤷♂️
Dokunulmazlıkların kaldırılması süreci, verdiğimiz hukuk mücadelesi ve yalan bilgilerle çarpıtılmak istenen gerçekler;
Son dönemde geçmişteki milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci üzerinden yapılan haksız eleştiriler ve oluşturulmaya çalışılan algılar karşısında, gerçekleri ilk günkü netliğiyle halkımızla paylaşmak bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Şu anda hiçbir dokunulmazlığı olmayan ve Erdoğan’ın açtığı birçok davada onlarca yıl hapis cezasıyla yargılanan, bir kısmından da ceza almış bir siyasetçi olarak tekrar söylüyorum; kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorum.
22. Dönem milletvekillerimizin ve aday adaylarımızın noter huzurunda, kendilerine tanınan dokunulmazlık ayrıcalığından faydalanmayacaklarını beyan etmeleri de bizim konuya bakışımızın göstergesidir.
2016 yılındaki dokunulmazlıkların kaldırılma sürecinde AKP, anayasa değişikliklerini referanduma götürerek yapmak istedi. Bu, ülkenin üzerine bir karabasan çöktürme niyetiydi. Bağrımıza taş bastık, risk aldık; bu karabasanı ve ülkenin tehlikeli bir biçimde kutuplaşmasını engelledik.
Sayısal çoğunluğumuz ancak buna imkân verdi. Dönemin milletvekili arkadaşlarımız her adımına şahittir.
Biz, iktidarın bu algı operasyonunu ve kurduğu siyasi tuzağı bozmak, bütün milletvekillerinin hiçbir suçtan korkusu olmadığını göstermek adına o dönem “Evet” dedik.
Bu karar, iddia edilenin aksine, siyasi bir günah veya teslimiyet değil; iktidarın elindeki en büyük propaganda silahını elinden alma hamlesiydi.
Üstelik o günkü anayasal ve yasal sürece göre, dokunulmazlığı kalkan bir siyasetçinin tutuksuz yargılanması, yargılama bittikten sonra eğer bir ceza kesinleşirse gereğinin yapılması gerekiyordu. Ancak iktidar, yargıyı sopa gibi kullanarak yasal süreci ve evrensel hukuk ilkelerini çiğnedi; milletvekillerini apar topar gözaltına alıp tutukladı.
Burada suçlanması gereken muhalefet değil, hukuku katleden Saray rejimidir.
Bu sürecin perde arkasını, hukuki boyutunu ve o günkü siyasi iklimi en iyi bilen kişilerden biri de Sayın Selahattin Demirtaş’tır. Biz, Sayın Demirtaş’ın ve tüm siyasi tutsakların haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmasına karşı ilk günden beri en gür sesi çıkardık; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve Demirtaş’ın özgürlüğü için meydanlarda, Meclis kürsülerinde ve Adalet Yürüyüşü’nde her zaman en ön safta mücadele ettik.
Hal böyleyken, bugün gelinen noktada hem bu büyük hukuk mücadelesini görmezden gelen hem de el altından Erdoğan yönetimiyle pazarlık masasına oturan ve sözüm ona Sayın Demirtaş’ın yol arkadaşı olduğunu iddia eden bazı kişilerin tavırları tam bir tutarsızlıktır.
Biz geçmişte kurulan tuzakları bozarak hukuk zemininde kalırken, bugün Erdoğan’ın muhalefeti bölme oyunlarından biri olan dokunulmazlık meselesini yalan ve yanlış bilgilerle kamuoyunda işleyen siyasetçi ve gazeteciler, bilerek ya da farkında olmadan iktidara hizmet etmektedir.
Bizim ne halkımıza karşı bir günahımız ne de Adalet Yürüyüşü’müzden bir milim sapmamız vardır! Dün olduğu gibi bugün de ilkeli duruşumuzdan taviz vermeden; hem Saray rejimiyle hem de onunla iş birliği yaparak demokratik muhalefeti zayıflatmaya çalışanlarla mücadele etmeye kararlıyız.
Buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Sayın Demirtaş’ın, Selçuk Kozağaçlı’nın, Can Atalay’ın, Gezi tutuklularının, haksız yere tutuklu bulunan bütün belediye başkanlarımızın ve bu milletin her bir üyesinin hakkını sonuna kadar arayacağımı bilmenizi isterim.
Bu ülkede tek bir adaletsizlik, tek bir mazlum kalmayana dek; herkes için adalet, herkes için hukuk demeye inatla ve kararlılıkla devam edeceğiz!