Deniz Göktaş’ın dinî değerlerle alay ettiği gerekçesiyle tutuklanması doğru görülüyorsa, Kur’an ayetlerine viagra muamelesi yapan Cübbeli Ahmet hakkında neden aynı hukukî yaklaşım sergilenmedi?
Çoğu insan hayatının değişmesini ister ama aynı yerde durmaya devam eder. Oysa bazen attığın tek bir adım, yıllardır beklediğin bütün kapıları açabilir.
Unutma: Kader, yürüyen insanla buluşur. Duranı değil, harekete geçeni ödüllendirir. 🚀
Ben yıllarca şunu gördüm:
İnsan kaderini oturduğu yerde bekleyerek değil, harekete geçerek değiştirir.
Şans dediğin şey, kapıyı çalanlara değil; yola çıkanlara görünür. Risk alan, deneyen, düşse de tekrar kalkan insan bir noktada kendi fırsatıyla mutlaka karşılaşır.
KERTENKELELEŞMEK
Edip Yüksel
(Kitap Okumanın Zararları, 1987)
Yoktun.
Yüz sene önce, bin sene, yüz bin sene, milyon bin sene önce yoktun. Yok olduğunu da bilmiyordun, çünkü sen yoktun. Hiç bir insan da senin "yok" olduğunu bilemezdi. Hatta senin yokluğun o zamanlar söz konusu bile olamazdı. Sen yoktun ki yokluğun veya varlığın söz konusu olsun.
Doğdun.
Daha doğrusu, belli bir zamanda ve belli bir mekânda doğan bir çocuk "sen" oldu. Sen kimdin? Sen seni daha bilmiyordun. Sadece bir cıyaklıyor, bir uyukluyordun. Erkek mi kız mı olacağını sen belirlememiştin.
Doğduğun tarih ve yer sana sorulmamıştı. Kaç yüz bin sene önce Habeşistandaki bir mağarada doğabilir miydin? Babil'in asma bahçelerini sulayan bir bekçinin oğlu yahut Fenikeli bir çömlek tüccarının torunu olabilir miydin? 2279 yılının kıyamete yakın aylarında, Karadeniz'in ortasında 15 milyonluk bir deniz kentindeki mütevazi bir gökdelenin 87. katında dünyaya merhaba diyebilir miydin?
Babanı ve anneni sen seçmemiştin. Onlar da seni seçmemişti. Doğduğunda görüp tanıdılar seni. Sen de seneler sonra tanıdın onları. Zengin çocuğu mu, yoksa fakir çocuğu mu olacağın önemliydi, ama bu da senin elinde değildi.
Doğdun.
Üstelik bir insan olarak doğdun. Hani bir tarla faresi olarak da varlık alemine doğabilirdin. Yahut kapkara bir hamam böceği yahut da sevimli bir kertenkele... Bunlardan hiçbiri olarak doğmadığın kesin. Neden doğdun, niçin şu zamanda bu mekânda, filancanın çocuğu, falancanın kardeşi oldun? Neden kertenkele oldun veya olmadın? Tüm bu sorular, sorsan da sormasan da seninle beraber doğmuş oluyor. Soruları düşünmemek soruları öldürmez ki... Sorunları çözmemek sorunları ortadan kaldırmaz ki...
Şöyle veya böyle niçin doğduğunu merak etmeden yaşadın, yaşadın.
Büyüdün.
Okudun veya okumadın, köylü veya şehirli oldun, evlendin veya evlenmedin. Belki korkak, belki cesur oldun. Belki zeki, belki kalınkafalı oldun. Belki pazarda hamal, belki kasabada kaymakam oldun. Belki belediyede memur, belki başbakan oldun. Belki hırsız, belki gardiyan oldun.
Büyüdün ve mutlaka bir şeyler oldun.
Belki çoluk çocukla oyalandın, belki sokak sokak aval aval dolandın, belki her gün milyonlarca lira kazandın, belki üç beş kuruş için çırpındın, paralandın. Belki kitapların arasında geceledin, belki de içki masasında sabahladın. Belki kuş gibi süzüldün, belki yılan gibi süründün.
Oyalandın yahut dolandın, kazandın yahut paralandın, geceledin yahut sabahladın, süzüldün yahut süründün. Ama herkes gibi dünyayla birlikte güneşin etrafında bedavadan birkaç tur attın. Belki yirmi, belki otuz tur. Belki altmış, belki yetmiş tur... Ve sen iyi bilirsin ki bu yolculuğu ilanihaye sürdüren yoktur.
Son istasyona yaklaştın.
İnişe geçtiğinin farkındasın. Turların sayısına paralel olarak ortaya çıkan incecik fenerler, sana son istasyonu hatırlatırlar beyaz beyaz... İlk başta görmemezlikten gelirsin bu uğursuz trafik işaretlerini. Hatta dayanamayıp sökersin yerinden bir kaç tanesini... Ancak gün gelir sökmekle başedemezsin, siyaha, yahut kumrala boyamaya çalışırsın.
Beyaz beyaz alevlenen sadece saçların değildir. Tüm vücudun için için yanmaktadır. Vücudunda başgösteren arızalar gün gelir tamir edilemez olur. Tamirciler, sana sahte umutlar verirler... Kesip biçer, söküp takıştırırlar.
Nihayet, beklemediğin gün gelir.
Halbuki hayatın boyunca hep beklemiştin. Büyümeyi, okul bitirmeyi, başarılı olmayı, iş güç sahibi olmayı, evlenmeyi, çoluk çocuk sahibi olmayı, çocuklarının büyümesini, okul bitirmesini başarılı olmasını... Hep beklemiştin, önce kendin için, sonra çocukların için! Daha uzun yaşadıysan bu sefer aynı şeyleri torunların için... Ama hep bekledin. Bir beklediğin gerçekleşince başka bir şeyleri bekledin... Beklemekle geçti hayatın...
Çok gariptir ki yüzde yüz karşılaşacağını bildiğin şeyi hiç beklemedin. Düşünmek bile istemedin. Son istasyona yaklaştığını hissettikçe trene daha bir yapıştın. Kiradaki evlerine ve dükkanlarına zam üstüne zam yaptın. Bankadaki paralarını daha da çoğaltmanın hırsıyla geceleri uykunu kaçırdın. Yoksullara yardımı düşünmedin. Bazan üç beş kuruşu yahut eskimiş bir elbiseyi verdinse de minnet ettin. Yoksulu küçük gördün, kendini yücelttin.
Son istasyona varan arkadaşlarının ve akrabalarının gidişini hüzünle seyrettin. Arada bir bu ayrılışlar olmasa son istasyonu aklına hiç getirmeyecektin... Trenin son düdüğünü çalacağı günün korkusuyla komplekslere girdin. Bunaldın, çevrendekileri bunalttın.
Sonunda herkes gibi ÖLDÜN
Niçin doğduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, hayatın gerçek amacını, ölümün anlamını ve ölümden sonrasını merak etmeden bu dünyaya gelip gittin. Hamam böceği, kertenkele ve evinde beslediğin minnoş kedi de yaşamları boyunca bunları merak etmediler.
Senin onlara yahut onların sana hayli benzediğini söylesem bunun sebebini de merak etmezsin sanırım!
Bir Kertenkele Antartika'yı Görmeden Ölecekmiş
(1987 yılında yazdığım Kitap Okumanın Zaraları adlı kitabımdan Kertenkeleleşmek adlı makalemi bunun altında paylaşacağım.)
Edip Yüksel
25 Nisan 2025
Vah vah.
Soyadı ŞenGÖR olan adam Antarktika’yı görmeden ölecekmiş.
Vah.
Ant dağlarını görmeden ölecekmiş.
Vah vah.
Antarktika'yı görsen ne olurdu Celal?
Ayrıca sen Norşin'i de görmeden öleceksin.
Kızıl denizi veya Mekke'yi de görmeden öleceksin.
Dünyada binlerce kenti görmeden, milyonlarca sokağı gezmeden öleceksin.
Sonunda öleceksin ve SONSUZ yokluğa gömüleceksin.
Yaklaşık 83 yıllık insan hayatına kıyasla 10 gün yaşayan bir erkek sivrisineğin ömrünü düşün: sen, aşağı yukarı, bir erkek sivrisinekten 3000 kat fazla yaşayacaksın.
Yaklaşık 10 yıl yaşayan bir kertenkeleden de 8 kat fazla yaşayacaksın.
Yani 8 kertenkelelik ömrün var.
Bir de 83 yıllık ömrü sonsuzluğa kıyasla. Sonsuzluğa kıyasla SIFIR yaşamış olacaksın.
Kozmik ölçüyle bu dünyada sivrisineğin veya kertenkelenin ömrünün googolplex'te biri kadar bile süren olmadı.
Sonsuz boşluğa yuvarlanmaya mahkûm her hayat bomboştur.
Bir ateist olarak boşuna yaşadın Celal.
Ant dağlarını, Antarktika'yı görmemişmiş.
Sanki Türkiye ve komşuları İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan'daki tüm dağları ve tarihi yerleri görmüş de Batı'daki dağlar kalmış...
Sevgili papyonlu jeolog, sen neyi gördün ki?
Milyarlarca ışık yılı mesafelerde milyarlarca galaksinin içindeki milyarlarca yıldızın bir uydusunda bile göremediğin milyonlarca yer var.
Hatta daha boklarını tadamadığın binlerce hayvan ve haşerat var dünyanın farklı bölgelerinde. Şimdiden başlasan yemeye hayatın bile yetmeyecek hepsini tatmaya.
Asıl mesele, kaç yer gördüğümüz değil; gördüklerimizi nasıl yorumladığımızdır.
İnsanı gerçekten tatmin eden şey, coğrafi keşiflerden çok zihinsel ve varoluşsal keşiflerdir. Çünkü dış dünyadaki eksiklikler kaçınılmazdır, fakat iç dünyadaki boşluk doldurulabilir.
Sorulması gereken soru şudur: Hayat boyu çok yer görmek mi önemli, yoksa gördüklerini ve yaşadıklarını anlamlandırmak mı?
İnsan, gördükleriyle değil, anlamlandırdıklarıyla anlam ve ebedi hayatı kazanır. İnsanı hayvandan ayıran özellik bu sevgili Celal…
Maalesef sen bu muhteşem evrenin, atomların, moleküllerin ve bizzat kendinin bir rastlantı olduğuna inandın.
Yerin dibini inceledin ama materyalist duvarların içinde at gözlükleriyle dolanan bir mahkûm olarak...
Hayatının amacını sorgulamadan yaşadın. Tıpkı bir kertenkele gibi. Rastgele yaşadın, rastgele iman ettiğin yokluğa gömüleceksin.
Ateizm bilimsel ve felsefi açıdan tutarsız ve müflis olduğu kadar insan hayatını bir 100-150 yıl yaşayan kaplumbağanın hayatından daha değersiz kılan nihilist bir hastalıktır.
Senin bu dünyada bıraktığın tek şey şu: entelektüel olarak çelişkili ve iflas etmiş nihilist bir ideolojiyi bazı gençlere bulaştırıp onları nihilizme ve sonsuz yokluğa mahkûm ettin.
Evrenin yaratıcısının insanlığa sonsuz hayat müjdesi var. Olağanüstü kanıtlarla, bilimsel ve matematiksel olarak desteklenen sonsuz bir müjde. Bu müjdeyi öğrenmek isteyen kertenkeleler Ateistlere 19 Soru adlı kitabımı PDF olarak bedava indirebilir ve hayatın en önemli sorusunun cevabını bulabilirler: Hayatın amacı ne?
Not: 1987 yılında yazdığım Kitap Okumanın Zaraları adlı kitabımdan Kertenkeleleşmek adlı makalemi okumayı unutmayınız. Aşağıda.
Kur'an okumak hem zordur hem kolaydır.
Zordur, çünkü okudukça atalar dinini terk etmeye başlarsın, konfor alanından uzaklaşırsın, değişirsin, değiştikçe kendine dahi kızmaya başlayabilirsin "neden zamanında böyle yaptım, neden bunlara inandım?" diye...
Kolaydır, çünkü değiştikçe yüklerinden kurtulursun, hafiflersin, zaten içime sinmiyordu dersin, değiştikçe şükredersin Allah'a iyi ki böyle bir din gönderdi diye...
Zordur, çünkü çevren tarafından dışalanabilirsin, bombardımana tutulabilirsin, hatta küfürle dahi itham edilebilirsin.
Kolaydır, çünkü meselelerin özünü kavrarsın, kabuğuyla uğraşmazsın, adeta o çevrili duvarları yıkarsın...
Zordur çünkü değişim geliştirir, gelişim dönüştürür ve bir bedel ister...
Kolaylaştırır, çünkü dönüştükçe Allah'a daha da yaklaştığını hissedersin, hem aklın hem de kalbin mutmain olmaya başlar...
Zordur, artık piyangoculuk yoktur. Öyle iki rekata yüz şehit sevabı gibi kampanyalar bitmiştir...
Kolaydır, Allah'ın uğruna gösterdiğin her çabada adeta yeniden doğmuş gibi kendini bulursun...
Savrulmazsın, kaybolmazsın, kendini bırakmazsın, kendini unutmazsın.
Allah'n ipi olan Kur'an'la tüm bu hurafelerden sıyrılırsın...
İDDİA VE İSPAT- KADİR KIYMET BİLMEK
Namaz kılmak iddia, iyilik ve iyiliği desteklemek ispattır.
Oruç tutmak iddia, kendini tutmak ispattır.
Hacca gitmek iddia, insanları sevmek ispattır.
Kelime-i şehadet getirmek iddia, adil şahitlerden olmak ispattır.
Kelime-i tevhid getirmek iddia, Allah'tan başkasına eğilmemek ispattır.
İman etmek iddia, Allah'a güvenmek ispattır.
Allah resulünü sevmek iddia, onun mesajına uymak, onu örnek almak (taklit etmek değil) ispattır.
Dil ile dua etmek iddia, el ile eylemek ispattır.
Barış istemek iddia, barışmak ispattır.
Yola çıkmak iddia, yolda olmak ispattır.
Ahirete inanmak iddia, hesabı verilebilir bir hayat yaşamak ispattır.
"Seviyorum" demek iddia, fedakârlık ispattır.
Tövbe etmek iddia, vazgeçmek ispattır.
Müslümanlık iddia, insan olmak ispattır.
Kadir gecesi kutlamak iddia, kadir-kıymet bilmek ispattır.
Kadir geceniz mübarek olsun. Kadir kıymet bilenlerden olmamız için Rabbim bizleri desteklesin. Amin
Ramazan Yaman
(Pazar Yazısı)
KUR'AN NİÇİN GELDİ?
Kur'an devlet yönetmek için gelmedi; insana kendini yönetmeyi öğretmek için geldi.
Hilafet için gelmedi; adalet için geldi.
Saltanat için gelmedi; toplumun saadeti için geldi
Toprak işgali için gelmedi; gönül fethi için geldi.
Aklı baskılamak için gelmedi; aklı aktif kılmak için geldi.
İbadet dini için gelmedi; ubudiyet dini için geldi.
Sahip kılmak için gelmedi; şahit kılmak için geldi.
Kimlik için gelmedi; şahsiyet için geldi.
Sürüleri çoğaltmak için gelmedi; sürüleri azat etmek için geldi.
Salavat için gelmedi; salat için geldi.
Sarıkların tahakkümü için gelmedi; kafaların tekâmülü için geldi.
Sarığın seçkin kıldığı kafalar için gelmedi; aklın etkin kıldığı kafalar için geldi.
İnsan doğayla savaşsın diye gelmedi; insan doğayla barışsın diye geldi.
Hizipçilik için, sürücülük için gelmedi; hizipleri etkisiz kılmak, sürüleri dağıtmak için geldi.
Ruhbanlar, şeyhler, şıhlar, azizler, mollalar, papazlar, ulular insanlarla Allah arasında aracılar olsun diye gelmedi; Allah ile insanların arasından çekilsinler, defolup gitsinler, inlerine girsinler diye geldi.
İnsan insana cehennem olsun diye gelmedi; insan insana cennet olsun diye geldi. İnsan insanın derdini, kederini, acısını, gözyaşını, hüznünü, hissetsin, ona el uzatsın, düşeni kaldırsın diye geldi.
Kur'an; insan, insan kalsın diye geldi. İnsan yek diğerine derman olsun diye geldi.
Ramazan Yaman
Kadir Gecesini Arayanlara…
2021 yılı Ramazan’ının son günlerinde, gökyüzünde 10–12 tane yıldızın peş peşe sıralandığını gören arkadaşım bu manzaraya çok şaşırmış. Elli yıllık hayatının büyük bir bölümünü köyde geçirmiş olan arkadaşım, hayatı boyunca ilk defa böyle bir sahne görmüş olmanın şaşkınlığını yaşar.
Ertesi gün köydeki diğer arkadaşlarına bu manzarayı görüp görmediklerini sorar. Bir arkadaşı, “Sen kesinlikle Kadir Gecesi’ne denk gelmişsin. Ne mutlu sana. Keşke bizim için de dua etseydin.” demiş. Bu tür şeylere inanmayan arkadaşım ise sadece gülüp geçmiş.
O günün akşamı, iftardan sonra haberleri izlemeye başlayınca gökyüzünde gördüğü ve yıldız sandığı sahnenin, Elon Musk tarafından uzaya gönderilen Starlink uyduları olduğunu öğrenip güler.
Bu konuyu yıllar önce paylaştığımda bir okuyucum, anneannesinin köyden yeni geldiğinde ilk defa gördüğü havai fişekler için “Göğün kapıları açıldı.” yorumunu yaptığını söylemişti.
Kadir Gecesi’ni sıra dışı olaylarda aramayı bırakın. Kadir Gecesi, Kur’an’la hayata bakmaya başladığınız gecedir. Kur’an vahyinin mesajlarını hayatınızın merkezine almaya başladığınız gecedir sizin Kadir Geceniz.
Şayet aklınızı kullanmaz, aklınıza Kur’an ile abdest aldırmazsanız; Elon Musk’ın Starlink uydularını Kadir Gecesi’nin bir işareti, gökyüzünü aydınlatan havai fişekleri de göğün kapılarının açılması olarak yorumlamaya devam edersiniz.
“Korkma” diye başlayan bir marşımız var. Kelime-i şehadette öyle “La” ile başlıyor. Hayır ile başlıyor. Aslında bize çok şey anlatmak istiyor. Ama anlayamıyoruz sanırım. İnsan hayır diyebildiğinde ya da korkularından arındığında gerçek özgürlüğe ulaşabilir. En sert konuları incelikle bu topluma anlatan Mehmet Akif’e rahmet diliyorum.
Ali Şeriati Sözleri (tematik)
• Zulüm, adalet ve direniş
Bir toplumda zulüm varsa ve insanlar buna sessiz kalıyorsa o toplumda herkes suç ortağıdır.
Siz kendiniz kadının gelişmesine müsade etmediniz. Zayıf kaldı, sonra da 'Sen zayıfsın' dediniz.
Zulüm karşısında tarafsızlık zalimin yanında durmaktır.
Bir toplumun en büyük trajedisi zulme alışmasıdır.
Hüseyinin mirası ağlamak değil ayağa kalkmaktır.
Toplumlar suskunlukları kadar suçludur.
Bir halkın uyanışı birkaç kişinin cesaretiyle başlar.
• Düşünme ve Sorgulama
Bir toplumda herkes aynı şeyi düşünüyorsa hiç kimse düşünmüyor demektir.
Sorgulayan insan tehlikelidir çünkü ona hükmetmek zordur.
İnsan kendisine öğretileni değil sorguladığını öğrenir.
Okuyun diyor, okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor.
Hakikat çoğu zaman azınlıktadır.
Bir insanın en büyük trajedisi başkalarının düşünceleriyle yaşamaktır.
Düşünmeyen insan kolay yönetilir.
• Din İstismarı ve Eleştirisi
Cami’de ayakkabısını düşünerek namaz kılmaktansa, sokakta Allah’ı düşünerek yürümeyi tercih ederim.
Dinin afyon olması dinin kendisinden değil dini kullananlardan kaynaklanır.
Din tüccarları bilsinler ki bir gün halk onlara karşı ayaklanacak ve o devrimde din kurban gidecek.
Din insanı özgürleştirmek için gelmiştir insanı uyuşturmak için değil.
En büyük felaket halkın din adına aldatılmasıdır.
Adaletin olmadığı yerde ibadet gösteriden ibarettir.
İbadet insanı özgürleştiriyorsa ibadettir köleleştiriyorsa alışkanlıktır.
Eğer din ölümden önce bir işe yaramazsa, ölümden sonra hiçbir işe yaramayacaktır.
Kutsallaştırılmış cehalet en tehlikeli cehalettir.
Tarih boyunca en büyük suçlar kutsal kavramların arkasına saklanarak işlenmiştir.
Din insanı ayağa kaldıran bir bilinçtir yere yatıran bir uyuşturucu değil.
İnanç düşüncenin düşmanı değildir düşüncesizliğin düşmanıdır.
Kutsal olan şey insanı küçültmez büyütür.
• Aydın ve Entellektüel Sorumluluğu
Aydın olmak halktan kopmak değil halkın derdini kendi derdi bilmektir.
Bir toplumun gerçek liderleri halkı uyutanlar değil uyandıranlardır.
Gerçek aydın halkın önünde yürüyen değil halkın içinde yürüyendir.
Bir toplumun çöküşü düşünürlerini susturduğu gün başlar.
Bir toplumun kaderini değiştiren şey yeni fikirlerdir.
Bir milletin gerçek düşmanı onun düşünmesini engelleyenlerdir.
• İnsan, Özgürlük ve Varoluş
İnsan olmak kader değil seçimdir.
İnsan kendisi olmaya cesaret ettiği gün özgür olur.
İnsan inandığı şey kadar yaşar.
Hakikati arayan insan yalnız kalmayı göze almalıdır.
İnsan yalnız doğmaz ama yalnız düşünür.
İnsan tarih yapan bir varlıktır.
En büyük kölelik insanın kendi zihnine vurduğu zincirlerdir.
• Toplum ve Tarih Bilinci
Bir toplumun kaderi onun düşünce cesareti kadar büyüktür.
Bir milleti yok etmek istiyorsanız önce onun düşünmesini engelleyin.
Bir toplumun gerçek devrimi zihinde başlar.
Ben konuşmuyorum tarih konuşuyor.
Dinimizin Adı Ehli Sünnet Değil İslam’dır!
“Bu düşünce Ehli Sünnete aykırı” diye başlayanlar, karşılarındaki insanlar sanki İslam’a aykırı şeyler söylemiş gibi konuşuyorlar. Sevdiğim ve değer verdiğim bir arkadaşım “Sen Ehli Sünnete aykırı şeyler yazıyormuşsun!” deyince, Ehli Sünnetten ne anladığını sordum. Söylediklerinden sonra dedim ki: “Dinimizin adı İslam, bize de Müslüman denir. Ehli Sünnet tabirine ne gerek var?”
Birileri, kendilerini çok uyanık sandıklarından, kendi söylemlerinden farklı şeyler söyleyen herkesi, “Ehli Sünnet dışı” ilan ediyorlar. Kastettikleri şey, geleneksel yorumlar dışına asla çıkmamalıyız ve eskiler neyi nasıl yorumlamışsa, bizde ona öylece inanıp teslim olmalıyız. Geçmişten bugüne gelen bilgi ve yorumları sadece ezberleyip bilgiyi, çağın ihtiyacına göre yorumlamayı, Ehli Sünnete muhalif olmak olarak görüyorlar.
Geleneği yok saymaktan bahsetmiyorum. Problem geleneği kutsamaktadır. Geleneğini yok sayan insan, kökleriyle bağını kopartır. Geleneğini kutsayan insan, geleceğe yürüyemez. Çünkü dünün sosyal hayatı ile bugünün sosyal hayatı arasında dağlar kadar fark vardır.
Dini Değil Siyasidir
Ehli Sünnet kavramı dini bir kavram olarak bilinse de aslında siyasi bir kavramdır. Ehli Sünnet veya Ehli Rey olarak ayrılmış Müslümanlar bir dönem. O siyasi ve fikri ayrışmanın günümüze yansımış hâlidir bu kavramlar. Ehli Sünnet ekolü Ehli Hadis veya Ehli Sünnet vel Cemaat olarak da bilinir. İnternette oturup on dakika araştırma yapan herkes bu isimlerin nereden geldiğini ve aralarında hangi farkların olduğunu öğrenir. Kısa bir taramayla bulduklarımı ekleyeyim buraya:
Ehli Rey ekolü için akıl ön plandadır. Bu ekolün öncüleri, Kuran’ı Kerim’in birçok ayetinde yer alan ”düşünmüyor musunuz” ve ”akletmiyor musunuz” sorularını referans alır. Onlara göre insan akıl ve irade sahibi olduğu için sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle kıyamet gününde hesaba çekilecektir. Öyleyse, insan tüm dini ve ilmi konularda aklını kullanmalı ve her şeyi sorgulamalıdır.
Ehli Hadis ekolü ise akıldan çok geleneği ön planda tutar. Bu ekolün temsilcileri daha muhafazakâr bir yapıdadır. Âyetler gibi hadislerin de sorgulanamayacağını savunurlar.
Ehli Rey ekolünde, tüm hadisler sorgulanabilir. Çünkü ilk hadisler Kutub-u Sitte’de peygamber efendimizin vefatından 200 yıl sonra bir araya getirilmiştir. Geçen bunca zamandan sonra bazı hadislerin sonradan eklenme ya da değiştirilmesi mümkündür. Bu nedenle hadisi sahih ya da mürsel hadis olarak nitelendirmek yanlıştır.
Ehli Sünnet tartışmasının ilmi boyutu bu yazının konusu değil elbette. Ancak kısa da olsa bilgi sahibi olunsun diye, Ehli Sünnet dışında yapılan yorumları İslam dışı sananlara birkaç örnek vereyim. Üç farklı örnek ile anlatmaya çalışacağım, geleneği ezberleyip düşünmemenin Müslümanlara verdiği zararı.
1-Fidan Nöbeti!
General, ilk görev yaptığı yeri 30 yıl sonra ziyarete gider. Bölük ve çevresini dolanırken, büyük bir ağacın altında nöbet tutan asker dikkatini çeker. Bölük komutanına, o askerin o ağacın yanında neden nöbet tuttuğunu sorar. Göreve başladığında nöbet listesinde o ağacın yazılı olduğunu ve göreve başlayınca orada nöbet tutturmaya devam ettiğini söyler bölük komutanı.
General o yeri nöbet listesinden sildirir ve der ki: “Evladım o ağacı oraya ben diktirdim. Otuz sene önce Teğmen olarak ilk göreve başladığımda, şu çevrede bulunan birçok ağaçla beraber o ağacı da ben diktirdim. Bölüğün eğitim alanına en yakın yerde o ağaç olduğu için, başına nöbetçi koydum. İlk diktiğimizde küçük bir fidan olan o ağacın kökleri zarar görmesin diye nöbetçi koydum. Aniden görev yerim değişince nöbet listesinden çıkartamadım orayı. Demek otuz senedir tüm bölük komutanları o ağacın yanında nöbet tutturdular.”
2-Cami İhtiyacı, Camiye Yük Olur
Camide göreve yeni başlayan imam, caminin hiç halısı olmadığını görünce, bir çözüm bulmuş. Cenaze sahiplerinin cenazelerini evden dualarla çıkartırken, cenazeyi evde bulunan bir kilim veya halıya sarıp camiye getirtmeye başlamış. Cenazeyi kaldırdıktan sonra: “Bu halı da camiye hayrınız olsun” diyerek, o halı veya kilimi camide kullanmaya başlamış. Birkaç sene içerisinde halk bu geleneğe alışmış. Her cenaze sahibi, evindeki halı veya kilimi camiye bağışlamaya başlamış.
Birkaç sene içerisinde caminin halı ihtiyacı tamamlanmış. Caminin imamı “Artık cenazelerinizi halı ile camiye getirmenize gerek kalmadı” diye izahat yapma fırsatı bulamadan ölmüş. Ancak bu gelenek devam etmiş. Şu an o caminin deposu, yüzlerce halı ve kilimle dolu olduğu halde, halı gelmeye devam ediyor ve hiç kimse bu geleneğe dur diyemiyor.
3-Köy İmamına Zekât Düşer mi?
Cenazeleri yıkayıp defnedecek kadar bile dini bilgisi olan insanın kalmadığı dönemlerde, az veya çok dini bilgisi olan insanlar bu ihtiyacı gidermek için gayret edermiş. Kur’an okumayı, cenaze kaldırmayı bilen insanlar, sadece kendi köylerinde değil, komşu köylerde de tanınır ve davet edilirmiş. Bu işlerle uğraşmaktan, kendi işlerini ihmal etmek zorunda kaldıkları için, dönemin büyükleri “Köy imamına zekât düşer” diye fetva vermişler. Köylere okumaya veya cenaze kaldırmaya giden hocalar, cenaze sahiplerinden fasulye, nohut, bulgur, buğday gibi hediyeleri alır veya toplanan zekât ile geçinirlermiş.
“Köyün imamına zekât düşer” fetvası, kendi dönemi için doğru ve geçerli bir fetva iken, bugün devletten maaş aldığı halde zekât toplamaya devam eden bir imam, hakkı olmayan bir parayı alıyor. “Eski âlimler böyle bir fetva vermiş. Sen o âlimlerden daha iyi mi biliyorsun?” diyen kişi, sadece kendisini kandırır.
Dinimizin Adı İslam
Dinimizin adı İslam, kitabı Kur’an, önderi Peygamber Efendimizdir. Hepsi birbirinden kıymetli âlimlerimizin, kendi dönem ve şartlarında yaptıkları yorumları kutsar, değişen ihtiyaçlara göre yorum yapacak âlimler yetiştirmezsek, yukarıda verdiğim üç örnekte olduğu gibi, komik duruma düşeriz. Fidan ağaç olduğu hâlde nöbet tutmaya devam eder, caminin halı ihtiyacı bittiği hâlde halı toplayıp depoda biriktirmeyi sürdürür, imama devlet maaş verdiği hâlde biz zekât vermeye devam ederiz. Keşke sorun, sadece bu üç örnekte olduğu kadar basit olsa!
Karikatür gibi
Avrupa dergilerinde yayınlanmış bir karikatür, acınacak hâlimizi gösteriyor. Karikatürde, elinde silah olan bir Müslüman, yolda yakaladığı bir esire soru soruyor. Yere diz çöktürdüğü esirin kafasına silahı dayamış ve “Sünni misin Şii misin?” diye soruyor. Diz çökmüş vaziyette bekleyen kişi “Ben Hristiyanım” deyince, bizim silahlı Müslüman “Tamam! O zaman yoluna devam edebilirsin” diyor. Elinde silah olan Müslüman’dan farklı bir mezhepte olsa, orada kafasına sıkıp öldürecek.
Mezhebi Din Edinmek
Ümmetin zaaflarını Müslümanlardan çok daha iyi bilen misyonerler, satın aldıkları âlimler veya kafası çalışmayan önderleri kullanma konusunda ustadır. Mezhebini din edinen grupları birbirine düşürür, Müslüman’ı Müslüman’a öldürtmeyi başarırlar. Ortadoğu coğrafyasında akan kan, Müslüman’ın Müslüman’a attığı mermilerle akıyor.
Kendi mezhebini kutsayanlar, mezhep kardeşleri ile birlik olup, din kardeşlerini öldürüyorlar. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Hocanın o veciz ifadesi ile söylemek gerekirse, “Katilin de maktulünde Müslüman olduğu bir savaş yaşanıyor.”
Cemaatini, tarikatını din edinenler ülkemizin, mezhebini din edinenler ümmetin problemidir. Ümmet olmak, farklı yorumlara rağmen, din kardeşi olduğumuz bilincini aklımızdan çıkartmamaktır.
Dinimizin adı İslam’dır, Ehli Sünnet değil.
Sait Çamlıca
Eğitimci-Yazar
📖 Kur’an’ı Anlayarak Okumak
1. Uydurulmuş Din ve Kur’an Korkusu
Uydurulmuş din mensupları, “Kur’an’ı anlayarak okumayın” der.
Onların korkusu senin yanlış anlaman değil; doğru anlamandır.
Çünkü sen Kur’an’ı anladığında, uydurdukları hurafeler deşifre olur.
👉 Lütfen Kur’an’ı anlamak için okuyun, daha fazlasını Kur’an’dan öğrenin!
2. Allah’ın Hükmünde Ortağı Yoktur
Kehf 26, Yusuf 40 → Rabbimizin hükmünde ortağı yoktur.
İnfitar 17-19 → O gün emrin sadece Rabbimize ait olduğunu görürsün.
İsra 111, Furkan 2 → Rabbimizin mülkünde ortağı yoktur, hiçbir şeye muhtaç değildir.
3. Kur’an’ın Özellikleri
Kalem 44, Casiye 6, Zümer 23 → Kur’an en güzel hadis kitabıdır.
Furkan 33 → Kur’an en güzel tefsir kitabıdır.
Hud 1-2 → Kur’an’ı açıklayan Rabbimizdir.
A’raf 3 → Yalnız indirilene uymalısın.
Ankebut 51 → Kur’an bize yeterlidir.
İsra 9 → Tek doğru yola ileten kitaptır.
Maide 3 → Din tamamlanmıştır.
En’am 38 → Kitapta hiçbir eksik bırakılmamıştır.
Nisa 82 → Kur’an dışındaki tüm kitaplar çelişkilidir.
Yunus 94, En’am 114, Bakara 2 → Kur’an’dan şüphe edilemez.
4. Hadislerin Uydurulması
Yunus 15, A’raf 203, Hakka 44-46, İsra 73-75, Lokman 6, Bakara 120-121
→ Hadislerin nasıl uydurulduğunu fark edersin, onlara itibar etmezsin.
5. Şefaat Yalnız Allah’a Aittir
Zümer 43-44, Secde 4, En’am 51-94, Yunus 18, Yasin 23 → Şefaat yalnız Allah’a aittir.
Nisa 48-116 → Allah şirki affetmez.
Zümer 65, En’am 88 → Şirk tüm amelleri siler.
6. Nebi Muhammed’in Konumu
Fussilet 6, Kehf 110 → Muhammed Nebi bir beşerdir.
Ali İmran 79-80 → Ona kulluk edilmez.
Enbiya 34-35, Zümer 30 → O da ölümlüdür.
Ahzab 40, Ali İmran 144, Maide 67 → Risalet, şahıstan üstündür.
En’am 48, Kehf 56, Maide 92-99, Nisa 80 → Görevi yalnızca tebliğdir. Resule itaat, Allah’a itaattir.
A’raf 187 → Kıyamet alametleri uydurmadır.
7. Mezhepçilik ve Bölünme
Rum 31-32, Müminun 53, Kehf 29, En’am 153-159
→ Mezhepçilik ve bölünme şirktir. Tek hak yol Kur’an’dır.
8. Diğer Önemli Konular
Bakara 80-81, Ali İmran 23-24 → Cehennemden çıkış yoktur.
Maide 116-117 → İsa Mesih vefat etmiştir; dönüş yoktur. Mehdi iddiaları uydurmadır.
İsra 90-93, En’am 35, İsra 59 → Muhammed Nebi göğe çıkmamıştır.
Tevbe 30-34 → Âlimleri Rab edinmek şirktir. Din tüccarları sizi sömürür.
Yunus 61-62 → Gerçek dost, Allah’a yönelendir.
Bakara 222 → Kadınlara özel günlerinde yalnızca cinsel yasak vardır.
Cuma 9 → Cuma namazı kadınlara da farzdır.
Bakara 256-257 → Tağutları reddetmeden iman olmaz. İnanç yüzünden kimse öldürülemez.
Nahl 116, Tahrim 1, En’am 145 → Helal-haram koyma yetkisi yalnız Allah’a aittir.
Maide 101, Zuhruf 44, Yunus 68-69 → Yalnız Kur’an’dan sorumlusun.
Nur 2 → Recm uydurmadır.
Tevbe 40, Maide 41 → Uydurma kıssalar ve kavramların nasıl değiştirildiğini görürsün.
Zümer 42, En’am 60-62 → Ölüm uyku gibidir; kabir azabı hurafedir.
En’am 93, Bakara 78-79 → “Bana Allah vahyetti” diyen sahtekârları tanırsın.
Zuhruf 43-44, Ali İmran 103 → Kur’an’a sarılman gerektiğini öğrenirsin.
9. Sonuç
Enfal 29 → Allah, sorumluluğunu bilerek okuyanlara doğruyu yanlıştan ayırma özelliği verir.
Muhammed 24, Nisa 82 → Kur’an üzerinde derin düşünmek ve tefekkür etmek emredilmiştir.
İslam Coğrafyası Batı’ya Neden Secde Etti?
Yollar benim için bilgi çiçeklerinden polen toplama seyahati gibi geçiyor. Her gittiğim yerde yeni şeyler dinliyor, yeni şeyler öğreniyorum.
Daha önce Batman’ın Kozluk ilçesinde görev yapan, bu yazının yazıldığı dönemde Mersin’in Anamur ilçesinde müftü olan Sayın Zeynel Abidin ÇINAR Bey, diyanet personeline konferans vermek için beni davet etmişti. Hem çalışkanlığı hem okuma alışkanlığı hem de düşünme biçimi ile kendisinden istifade ettiğim Müftü Zeynel Abidin ÇINAR Bey, konferanstan önce kısa bir selamlama konuşması yaptı. O selamlama konuşmasını bitirmeden, ben hemen not aldım söylediklerini. Bu yazı, o selamlama konuşmasından yola çıkılarak yazıldı.
Babamın bana bıraktığı en güzel miraslardan birisidir not alma alışkanlığı. Öğrendiğim, duyduğum birçok şeyi hemen not almaya çalışırım. Çünkü bilirim ki, aldığım notlar kalıcı, duyduklarım geçici oluyor.
Kuran’da 3 Secde
Zeynel Abidin Hoca, “Ben Kur’an’da 3 tane secdeye rastladım” diye söze başladı. Bu secde herkesin bildiği “Tilavet secdesi” değildi. Bahsettiği 3 secdelerin birincisi Meleklerin Âdem’e secdesiydi. Allah meleklerine Âdem’e secde etmelerini emretmişti. “Hani biz meleklere: Âdem’e secde edin, demiştik.” (Bakara, 34)
İkinci secde Firavun’un emrinde çalışan sihir- bazların Hz. Musa’ya secdesidir. Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar; “Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik” dediler. (Taha, 70)
Üçüncü secde ise kardeşlerinin Hz. Yusuf karşısında secdeye kapanmasıdır. “Ana ve babasını taht üzerine çıkardı, hepsi Yusuf için secdeye kapandılar.” (Yusuf, 100) Elbette buradaki secdeler, kulun Rabbine secde etmesi gibi değil, Rabbinin emirleri karşısında secde etmesi, boyun bükmek zorunda kalması olarak anlaşılmalıdır.
Secdelerin Ortak Özelliği
Allah, meleklerin Hz. Âdem’e secde etmesini neden istedi? Topraktan yaratılan Âdemoğlu’nun özelliği neydi ki, cinlerin ve meleklerin secdesini hak ediyordu?
Topraktan yaratılan Hz. Âdem, kendisine verilen akıl-düşünme yeteneği sayesinde eşyaya isim verebilme donanımına sahipti. Allah Hz. Âdem’e ve Meleklere sorular sorarak imtihan etti. Sorulara cevap veremeyen Melekler, Hz. Adem’e secde etmek zorunda kaldılar.
Firavun’un gözde kulları (!) olan sihirbazlar, neden Rab gördükleri Firavun’a, hem de bütün halkın önünde sırt çevirip karşı geldiler? Öyle bir an ve ortamda yaptılar ki bunu, Firavun Hz. Musa’yı milletin önünde rezil etmek için topladığı kalabalıklar karşısında rezil oldu. Hz. Musa, Allah’ın kendisine yardım etmesi sayesinde sihirbazların hilelerini ortaya çıkardı. Sihirbazların milletin gözünü boyadığını biliyordu ve oyunlarını bozdu.
Kardeşleri, kurtulmak için kuyuya attıkları Hz. Yusuf’a secde etmek, boyun eğmek zorunda kaldılar. Hz. Yusuf’un rüyaları yorumlama bilgisi, ahlâkı ve dürüstlüğü ile elde ettiği başarı, kardeşlerine boyun eğdirdi.
Üç secdenin de ortak özelliği, bilmeyenin bilene secde etmesidir. Cehaletin bilgiye secde etmesidir aslında bu secdeler. Şimdi anlıyor musunuz, İslam coğrafyasının Batı’ya 150 yıldır neden secde etmek zorunda kaldığını?
Secdeden başını kaldırmak isteyenler daha çok okumalı. Kıyama kalkarken bilgisizce kalkarsanız, birilerinin kuklası olursunuz. Elinize silah verir, tekbir getirerek tekbir getiren Müslümanlara ateş etmenizi isterler. Kıyama kalkarken bilgiye dayanmaz, bilgiden güç almazsanız, kıyama kalktığınızı zannederken amuda kalkarsınız.
Okuyanlar Okumayanları Yönetiyor.
Bu yazının yayınlandığı 2016 yılında yapılmış bir araştırma sonuçları, yolumuzun daha uzun olduğunu gösteriyor. Türkiye’de kitaplara yılda 6,5 TL para ödenirken, telefona 213 TL para ödeniyormuş. Kitap okuma oranı ABD’de %21 iken Türkiye’de maalesef %0,01 civarında. Utanç verici bir tablo var karşımızda.
Okuyun gençler, okuyun.
Çünkü okuyanlar, okumayanları yönetiyor.
Okumayanlar okuyanlara secde etmek zorunda kalıyor.
Sait Çamlıca
Eğitimci-Yazar
10 Kasım 2016
https://t.co/UEGbINQigt
İslam eline tesbih alıp bir köşeye çekilme dini değildir.
Peygambere vahiy dağda gelmiştir ancak Peygamber bir daha Hira'ya çekilmemiştir.
İslam ruhbanlık gibi içe çekilmeci bir din değildir, devrimcidir ve muhaliftir.
Bu yüzden Kur'an duvarlara asılmak, üflemek, kapağını öpmek ya da üzerine yemin edilmek ve çarpmak için değil, hayatın ta merkezine yaşamak için indirilmiştir..
Çoğunluğu kutsamaz, güçlüyü sırf güçlü diye alkışlamaz.
Ancak köşeye çekileyim deyip köşeyi dönenler içinse şu tarihi uyarıyı yapar:
Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın
Fatır 5