İnandığım bir teori var. Bir yer, insan ve durum hayatınızda artık olmaması gerekiyorsa sizi sürekli hayal kırıklığına uğratıyor. Tekrarlayan hayal kırıklığı rastlantı değildir. Sorun tek olay değil, yolun kendisidir.
Nezaket kelimeleri, merhamet ise insanı güzelleştirir.
Birlikte kullanıldıklarında insanı sadece dışa karşı değil, içsel olarak da güzelleştirirler.
Gerçek incelik hem dilde hem yürekte olandır.
Zaman geçtikçe anlıyorsun ki; heyecan veren değil, huzur veren insan paha biçilemezmiş. Seni sürekli tetikte tutan o yoğun çekim bir gün yoruyor ama yanındayken derin bir nefes alabildiğin o güven hissi hiç eskimiyor.
Bazı kapılar kapanır çünkü ruhun artık orada nefes alamıyordur.
Ve açılan hiçbir kapı, kapanan bir kapının ardından geriye bakmaz.
Hayat bazen senden bir şey alıyormuş gibi görünür,
aslında seni ağırlaştıran şeyleri yavaşça bırakmana yardım ediyordur.
İnsan o an bunu anlamakta zorlanır.
Çünkü alıştığı şeyleri bırakmak, bazen canın içini sessizce sızlatır.
Dengesiz kaldığını düşündüğün anlarda bile yaşam seni görünmeyen bir yerden taşımaya devam eder.
Hiçbir karşılaşma, hiçbir gecikme, hiçbir vedâ boşuna değildir.
Yaşadığın her şey bir armağandır.
Kalbini yoran şeyler bile.
Çünkü bazı deneyimler insanı kırmak için değil,
onu kendine daha da yaklaştırmak için gelir.
Sabır ise sadece beklemek değildir.
Her şey netleşmemişken de kalbini kapatmadan yürüyebilmektir.
Hayata güvenmeyi hatırlamaktır.
Ve bir gün dönüp baktığında şunu fark edersin:
Sana gerçekten ait olan şeyler seni eksiltmez.
Sen kendine yaklaştıkça,
hayat da sana ait olanı usulca önüne getirir.
Olmuş insanın sesi yükselmez. Çünkü kendini ispat etmeye çalışmaz, Olmamışlık gürültülüdür. Sürekli görünmek ister, sürekli onay bekler, Gösterişi güç sanar, taşkınlığı karakter zanneder. İçi dolu olanın sakinliği olur. İçi eksik olanın ise telaşı. Gerçek derinlik yankı yapmaz.
Gizli depresyon çok yorucudur. Çalışıyorsun, şaka yapıyorsun, ailenle ilgileniyorsun ama zihinsel olarak çökmüşsün. İçinde bir boşluk hissi var ve bunu hiç kimse bilmiyor.
Farsça kökenli "rast" kelimesi, "doğru" ve "hayırlı" demekmiş.
Bundan dolayıdır ki bazılarıyla "karşı"laşıyor, bazılarına ise "rast"lıyoruz.
Denk gelişleriniz doğru zamana, rast gelişleriniz güzel insanlara olsun.
Kendiyle barışık insanların yanında tuhaf bir huzur hissediyorsunuz. Sizi yargılamıyorlar, kötülüğünüzü istemiyorlar, sizinle rekabet etmiyorlar. Sadece iyi niyetinize, dürüstlüğünüze ve katkılarınıza odaklanıyorlar. Bu merkeziliklerini hissediyor ve güvenle doluyorsunuz.