Belki abartılı gelecek ama bir evlat büyütmüş gibi hissediyorum. Çünkü içinde yalnızca bilgi, emek ve araştırma yok; uykusuz gecelerim, kaygılarım, umutlarım ve vazgeçmeyişim de var.
İlk göz ağrım, ilk büyük emeğim, uzun bir yolculuğun en sadık yol arkadaşı…
Onun entelektüel yolculuğumda ne ifade ettiğini, satır aralarında ve sayfalar boyunca anlattım. Fakat benim için asıl anlamı bundan çok daha fazlasıydı.
O, zorlu günlerimin sessiz yoldaşı, karanlığa sürüklendiğimi hissettiğim saatlerin feneri oldu.
Yorulduğumda beni yeniden masanın başına çağırdı, düştüğümde ayağa kalkmam için bir sebep verdi. Kimi zaman bir çalışma, kimi zaman bir sığınak, kimi zaman da en yakın dostum gibiydi.
When you move away from someone you once loved, their face starts to look different. It's as if you're suddenly looking at a completely different person. When some feelings end, it seems like only flesh and bone are left.
Kendimizi, kendi hayatımız için doğru insan yapabilirsek hayatımıza giren her insan da birer onarıcı rolü üstlenir. Aksi halde sadece birbirinin hayatını zorlaştıran insanlar oluruz.
İLBER ORTAYLI BİR TARİH FELSEFECİSİ DEĞİLDİ
İlber Ortaylı, büyük bir tarihçi değildi, iyi bir kronikçiydi, vakanüvis'ti.
Bir tarih felsefesi yoktu.
Bir tarih ekolü kurmuş öncü bir tarihçi değildi.
Ve en önemlisi de, dünyaya bir medeniyet fikri sunacak çapta bir medeniyet felsefesine ve mefkûresine sahip bir tarih felsefecisi ve medeniyet felsefecisi hiç değildi.
BİR BRAUDEL VEYA BİR TOYNBEE DEĞİLDİ
Bir Braudel değildi yani. Bir Toynbee de değildi.
İbn Haldun’u da hakkıyla tanıdığını, İbn Haldun’un tarih felsefesini özümsediğini ve aşma (!) kaygısı güttüğünü hiç sanmıyorum.
“İbn Haldun’dan sonra yazılan bütün tarih kitapları, İbn Haldun’a düşülmüş birer dipnottur” diyecek bir tarih felsefesi birikimine ve derinliğine de, bizim medeniyetimizi yeniden üretecek bir derde, asabiye'ye (yaratıcı ruha ve kurucu iradeye) de sahip değildi.
İbn Haldun'la ilgili bu sarsıcı ve ezber bozucu sözü bir Türk tarihçisi söylemeliydi oysa, değil mi?
Ama Toynbee, söylemişti.
Ancak Toynbee ayarında 10 ciltlik devâsâ “A Study of History” başlıklı bir şaheser yazabilmiş, İbn Haldun hayranı bir tarihçi, bir tarih felsefecisi söyleyebilirdi böylesine sarsıcı bir sözü.
O yüzden “Civilisation on Trial” başlıklı kitabında “Osmanlı, insanlığın geleceğidir” diyebilmişti Toynbee. Çünkü tarih felsefesini iyi biliyordu, medeniyetler felsefesi yapıyordu, Batı uygarlığının felsefî olarak çöküşün eşiğine sürüklendiğini görüyordu; bir medeniyet fikri ve tarih felsefesi vardı çünkü.
Braudel için de benzer gözlemleri yapabiliriz. Annales Okulu’nun bu en parlak zekâsı, “uzun ölçekli bakışı” tarihe girdiren “long duree” fikrini İbn Haldun’un iyi öğrencisi olduğu için geliştirebilmişti. Ve bu fikriyle çağdaş historiografi’de devrim yapmıştı.
BİZE BİR TARİH FELSEFESİ VE MENDENİYET FİKRİ SUNMAMIŞTI
Bize gelince: Halil İnalcık ile İlber Ortaylı karşılaştırılmaz bile. Ama Ortaylı, popülerliğinin konformizmini ve keyfini sürmeyi tercih etti.
Yaşadığımız medeniyet krizini anlama, anlamlandırma ve aşma konusunda kapsamlı bir tarih felsefesi yapacak bir tarih felsefecisi de, medeniyet felsefecisi de değildi.
Tarihimizi iyi biliyordu ama.
Dünya tarihi konusunda da yoğun bir bilgi birikimine sahipti. Fakat bir medeniyet fikri yoktu ve dünyaya biz nasıl yeniden güçlü ve kuşatıcı bir medeniyet fikri sunabiliriz, diye bir sorunu da, sorusu da, bu soruyu soracak bir derdi de, tarih felsefesi de yoktu.
Türkiye’nin resmî ideolojisinin icat edilmiş kurgular üzerine inşa edildiğini adı gibi biliyordu. Ama “kültürel / entelektüel iktidar” sol-seküler aparatlarda olduğu için, bu sahte ve yapay iktidara boyun eğmeyi yeğledi. Türkiye’nin önünü tıkayan prangaları aşacak bir tarih bilgisine sahip olmasına rağmen böylesine tarihî ama zorlu bir işe soyunmayı hiçbir zaman göze alamadı. Konformizme yenildi.
Ülkede seküler Kemalist kültürel iktidar değil de, şeriatçı kültürel iktidar hâkim olsaydı, bu kez bu iktidara yanaşacak, konformizminden asla taviz vermeyi düşünmeyecekti bile.
Ben bugüne kadar bekledim, belki vicdanı ve hakikat derdi baskın çıkar, baklayı ağzından çıkarır ve icat edilen sahte tarihi deşifre eder diye umutlandım doğrusu. Zaman zaman bunun ipuçlarını vermiyor değildi: Sözgelişi Sultan Abdülhamid onun çabasıyla aklanmıştı büyük ölçüde. Osmanlı ve tarih ilgisi ve sevgisi de onun çabalarının eseriydi esas itibariyle.
Ama bu, onun büyük tarihçi olduğunu göstermeye yetmez. “Büyük âlim”, “büyük düşünür” olması ise hiçbir zaman sözkonusu bile olmadı.
Büyük bir tarihçinin bu ülkeye yapması gereken en önemli katkı, ideolojik önyargılardan azâde bir yakın ve uzak tarih muhasebesi ve bir gelecek tasavvuru, herkese hayat hakkı tanıyan, Batı uygarlığı gibi dışlayıcı (exclusivist) değil, kuşatıcı (inclusivist), yok edici değil varedici, imha edici değil ihya ve inşa edici kampsamlı bir medeniyet fikri sunması olabilirdi. Ama bu mümkün olmadı, mümkün de değildi yukarıda zikrettiğim sebeplerden ötürü.
#ilberortaylı #tarihfelsefesi #tarih #medeniyettasavvuru
Bu farkındalık, çoğu zaman bir yas süreci gibidir. Çünkü bir insanın yapmadıklarını, yapamayacaklarını kabullenmek; "belki değişir" inancını bırakmak demektir.
Umarım bir gün tüm yaslarımız biter💜
@Alinnddaa Belki çok gerçek bir videodur. Belki gerçektende sonsuza kadar mutlu olacak insanlar vardır. Ama çok benze bir yerden çok alakasız bir yere geçmiş biri olarak benim insanlara güvenim kalmadı dostlar dkdkjs