Harika anlamışsınız. İdari departmanlarda çalıştığım dönemde kimsenin beni sevmediğini düşünüyordum. Paranoyak etmişti beni. Şimdi 40 yaşımı aşmışım kendi iş yerimi açmış mutfakta bulaşık yıkıyorum. Valla Çok şükür diyorum
Bir arkadaşım var. Uluslararası bir şirkette çalışıyor. İşyerinde yaşadıklarını anlattı ve şaşırdım kaldım. Bildiğiniz gladyatör arenası gibi... Dışarıdan ışıl ışıl gözüken ofislerde meğer ne oyunlar dönüyormuş. Kurumsal nezaket vitrininin arkasında bildiğiniz savaş varmış.
Gerçi biliyorduk ama daha bir aydınlanma geldi. Ben de oturdum bir yazı yazdım gazeteye bununla ilgili.
Eskiden mahalle kahvelerinde "Tek başıma on kişiyi nasıl paketledim?" hikâyeleri dönerdi. Şimdiyse havalandırması bozuk toplantı odalarında "Bir sunumla o departmanı nasıl saf dışı bıraktım?" hikâyeleri anlatılıyor. Ağzını yayarak "alignment", "benchmark", "know-how" diyen herkes, kendini kariyer vandallığı yapmaya yetkili sanıyor.
Eskinin kabadayısı mahallede "çete" kurardı. Şimdikiler plazada "network" kuruyor. Eskinin mahalle abisi "Benimle takılmıyorsan bu semtte işin zor" derdi. Şimdiki plaza abisi ise "Biraz daha görünür olman lazım" diyor.
Dün mahallede "arka çıkmak" neyse, bugün plazada "backlemek" aynı şey. Eskinin narasının yerini ise "CC’ye genel müdürü de ekledim, ayağını denk al!" tehdidi aldı. Yani sistem aslında eski alışkanlıkları yeni isimlerle pazarlıyor. Ha yumurta topuk ayakkabıyla mahallede volta atmışsın... Ha elinde karton bardak kahveyle plazada "strateji" kasmışsın...
Sonuç olarak öz aynı: Güç gösterisi, aidiyet oyunu ve bitmek bilmeyen bir kibir... Bu açıdan bakıldığında, modern çalışma hayatı takım elbiselerin içine gizlenmiş kadim bir sokak kavgasından başka bir şey değildir.
Halbuki insan ömrü gerçekten çok kısa. Toplantıda sözü kesildi diye üç gün kin tutarak, mailde kime CC düşüldüğünü hesaplayarak veya bir başkasının koltuğuna göz dikerek bir ömür geçirmek çok pahalı bir saçmalık değil mi?
@qnbtr Ya lütfen artık, saatlerdir bir sorunu çözemediniz. Ödeme yapamazsam diğer bankadan gecikme faizi işleyecek boşuna. Böyle sorumsuzluk olmaz ki @qnbsizidinliyor bizim zararımızı kim karşılayacak
@mstfhppy@mrsjudge06 Kasr-ı Nur yıllar önce devredilerek adı Sarı konak oldu. 3 yıl öncede biz devraldık, işletiyoruz. Yolunuz düşerse mutlaka bekleriz.
Sosyal medyada gezinirken bir fotoğraf gördüm. Eski bir köy evinde yan yana oturmuş yaşlı iki kişi vardı. Elbiseleri yamalı, evin duvarları kireç boyalıydı. Adam camdan dışarı bakıyor, kadın meyve soyuyor, yerde bir çay tepsisi duruyordu. İkisinin de yüzünde yılların yorgunluğu, menzile yaklaşmanın durgunluğu vardı.
Yüzler ciddiydi ama fotoğraf gülümsüyordu. Gerçek ve samimi bir hayat, bir kandil ışığı gibi sessizce ve kimseyi rahatsız etmeden zamanın içinde akıp gidiyordu.
Bu fotoğrafa bakarken aklıma şu geldi:
Bazen cinsel sapkınlığı veya eşcinsel evliliği zihinlerde normalleştirmek için piyasaya sürülmüş fotoğraflar çıkıyor karşıma. Ama ben şimdiye kadar hiç yamalı elbiselerle, harabe bir evde birbirine sarılan ve aşk pozu veren iki erkek görmedim.
Bu tür karelerde evler hep mükemmel, vücutlar fit, kıyafetler pahalı, yüzler mutlu… Ama gören gözler için fotoğraf ağlıyor. Pırıl pırıl bir ambalajın içinde kurtlanmış, bozuk ve rahatsız edici hayatlar, zamana sürtünerek mekanik sesler çıkarıyor.
Yani modern dünyada bir şey ne kadar zararlıysa, o kadar parlatılıyor.
Gqliba insan için en büyük saadet, çerçevenin dışına çıkmadan, haddi aşmadan ve doğru yoldan şaşmadan bir hayat yaşayabilmektir. Gerçek mutluluk farklı olmak uğruna kendini paralamak değil, sıradan olanı anlamlı kılabilmektir.
Bu gerçeği bazen bir kitabın satırlarında bulur insan, bazen de bir fotoğrafta görüp irkilir.
Gerçek ve samimi bir hayat, bir kandil ışığı gibi sessizce ve kimseyi rahatsız etmeden zamanın içinde akıp giderken de şöyle fısıldar kendi kendine;
İnsanın yaşadığı hayatı içine sindirmesi kadar güzel bir şey yoktur.
Farkettiniz mi?
İnsanlar zor durumda. Yardım isterken Dinçer Azaphan’ı etiketliyor.
Kendi adaletini sağlamak isteyenler Sedat Peker’i etiketleyip yardım istiyor.
Bir yere anaokulu yapılması gerekiyorsa Gülben Ergen’i etiketliyorlar.
Hak hukuk adalet arayanlar mahkemeye gitmek yerine tweet atıyor, bizleri etiketliyor.
Depremde çadır isteyenler Haluk Levent ile Oğuzhan Uğur’dan yardım istiyor.
Ülkeyi yönetenler bu tabloyu kara kara düşünmeli! Ne acı…
Gelibolu'da Orman bitti. Ülke gözümüzün önünde işgâl ediliyor. 1 ayda yüzlerce köy, orman yok oldu. Çanakkale'yi düşman işgâl edemedi ama lazerli sistemle iklim sosuyla hem Çanakkale, hem ülkenin işgaline göz yumuluyor. Komplo diye diye gerçeği gizleyip işgal sürecini yürüttüler. Emanete sahip çıkılmadı iktidar ve ortağı muhalefet. Gündem futbol! Yiyecek bir lokma ekmek olmayacak o zaman maçla karnınızı doyurun. İnsanın ulaşamadığı tepe noktalardan başlıyor.. ve yayılıyor. 2025 sonu ağaçlardan temizlenmiş bir yeryüzü. Ormansız, hayvansız, köylüsüz tarımsız bir ülke, dünya. Büyük sıfırlama. Tarih, kültür, ormanlar, hayvanlar sıfırlanıyor.
#geliboluyangın
#GeliboluYanıyor
#ÇanakkaleYanıyor
#KaramürselYanıyor
#DiyarbakırYanıyor
@darkwebhaber Bu almancıların gidiş zamanı, gidemiyorsunuz artık burada, kendi vatanımızda kalacaksınız diye Bi sınırda çevirin de bak nasıl ağlıyorlar o zaman görelim
#Rusya#Japonya sınırında 1 dakikadan uzun süren 8.8 büyüklüğünde bir #deprem meydana geldi
👉Türkiye’de madende ölmek fıtrat, ormanda/otelde yanarak ölmek normal; mağarada şehit olmak kader !
📍Rusya depreminde can kaybı yok !
🗣️Dinsiz gavurlar (!) depremde ölmemek için mühendis yetiştiriyor; biz ölenlere sela okunması için imam!
🗣️Bu gavurların müteahhitleri dürüst. Rüşvet çarkıyla kaçak kat çıkıp, kolon kesmiyorlar!
#earthquake
#tsunami
@_sansasyonelist Eskiden şarkıcı, sanatçı kavgası olurdu. Kalite kavgası olurdu. Şimdilerin derdi çok başka. Tıklanmış, parayı almış yeter, çok bile havhava