@mansuryavas06 Tuğla gibi twit. İçi bomboş. Hiç okumakla vakit kaybetmeyin ben size özet geçeyim.
Mansur Bey de her CHP’li veya YENİ Partili veya DEM’li veya AKP’li gibi;
🔴 Türk Milleti yerine ‘millet’ diyor
🔴 Eşit yurttaşlık diyor.
🔴 Kürt meselesi diyor.
Geçiniz…
Bu açıklamayı teröristbaşı Abdullah Öcalan mı yazdı?
Türkiye’nin önüne yeniden “Kürt meselesi”, “eşit yurttaşlık”, “barış” ve “toplumsal mutabakat” palavralarıyla aynı bölücü senaryoyu koyan Mansur Yavaş’a açıkça ifade ediyoruz:
Bu ülkede Türklerle Kürtler arasında bir mesele yok! Mesele, Türkiye’ye ABD silahlarını doğrultan PKK terörüdür. Bir terör sorununu farklı kavramlarla yeniden tanımlayarak siyasi bir pazarlık zeminine taşımaya kimsenin hakkı yoktur. “Türk milleti” yerine yalnızca “millet” diyerek Cumhuriyet’in kurucu iradesini ve ortak milli kimliğimizi silikleştirmenize; “eşit yurttaşlık”, “barış” ve “kardeşlik” gibi kavramların arkasına sığınarak bölücü talepleri meşrulaştırmanıza izin vermeyeceğiz. Şehitlerimizin adını anmak, onların uğruna can verdiği vatanın ve Türk milletinin bütünlüğünü tartışmaya açarak olmaz! Samimi değilsiniz!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak bizim sözümüz net: Türk milletinin birliği pazarlık konusu yapılamaz! Cumhuriyet’in ülkesi ve Türk milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışmaya açılamaz. Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir açılım, yeni bir masa, yeni bir pazarl��k değil terörün kökünün kazınmasıdır! Emperyalizmin bölge için çizdiği haritalara, NATO’nun bölge planlarına ve Türkiye’yi içeriden ayrıştırmayı hedefleyen hiçbir projeye boyun eğmeyeceğiz. Terör örgütüyle pazarlık yapılmaz, mücadele edilir. Bölücü açılım senaryosunu bugün de aynı kararlılıkla reddediyoruz. Türk milletinin evlatları arasına nifak sokan teröre ve siyasi hedeflerine geçit vermeyeceğiz. Adres bu siyasi muhterisler değil cumhuriyetin vatansever evlatları; Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’dir!
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Terör örgütüne yönelik Operasyona çıkarken duyduğum heyecan içindeyim, içim kıpır kıpır. Hiç bir umutsuzluğum yok, korkmuyorum, mücadele azmim tavan yapmış durumda.
106 yıl önce bugün imzalanan Sevri başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde Türk Milleti nasıl yırtıp attıysa yine bugün imzalanarak Sevre giden yolun kapısını açması hedeflenen yasayı da öyle yırtıp atacağından zerre şüphem yok.
Bu süreci bize dayatan emperyal güçler “Bugün nasıl olsa bir Atatürk yok” diye gevşek gevşek gülüyor olsa da onun izinden giden milyonlar olduğunu hesaba katmıyor.
Bağımsızlık benim karakterimdir diyen
Geldikleri gibi gidecekler diyen
Kurtarıcı beklemeyin kurtarıcı kendiniz olun diyen
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur diyen
Atatürk’ün rehberliğinde bugün de biz başaracağız.
Güneş ufuktan yine doğar, yürüyelim arkadaşlar
@cvpgenelmerkez Türk milleti teslim alınamaz!
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükümetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir.
SON SÖZÜ HER ZAMAN TÜRK MİLLETİ SÖYLER! İHANETİ UNUTMAYACAĞIZ!
#HainsizTürkiye
BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE
TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!
Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir.
Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok!
Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür.
Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz!
Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır!
“Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir?
Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir?
Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz!
Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez.
Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır!
Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir.
DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE Y��NETİLİR
Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok.
Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı,
Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var,
Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var,
Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar.
Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz!
Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir.
Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir!
Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez!
ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR
“Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir.
Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır.
Şimdi asıl soruyu soruyoruz:
Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir?
Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur!
“DEMOKRATİK CUMHURİYET” DEDİKLERİ HANGİ CUMHURİYETTİR?
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir.
İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz!
Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir.
Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır.
Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi b��lmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır!
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez.
Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor.
Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır.
Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur.
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir.
Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır!
TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR
Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor.
Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor!
Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz!
Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz!
Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır.
Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz.
Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder.
Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir.
Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil.
Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz!
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükûmetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir.
SEVRİN ÇOCUKLARINA SESLENİYORUZ;
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SAHİBİ TÜRK MİLLETİDİR! BİZLER CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYIZ! TÜRK MİLLETİNİ EMPERYALİZM VE TERÖR KARŞISINDA TESLİM ALAMAZSINIZ! O KURUMLAR CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYLA YENİDEN GERİ GELECEKTİR. TÜRK MİLLETİNİN EGEMENLİĞİNE KAST EDENLER CUMHURİYET HUKUKUNDA YARGILANACAKLARDIR!
SON SÖZÜ HER ZAMAN TÜRK MİLLETİ SÖYLER!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Almanya/Stuttgart Devlet Operası'nın 10 Nisan 2027'de sahnelemeyi planladığı "Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi" operası sıradan bir sanat etkinliği değil.
Bunu bizzat operanın resmî tanıtım metni ortaya koyuyor. Tanıtımda Atatürk'ün "otoriter güç iddiası", milliyetçilik, sürgün, şiddet ve tarihsel suçlar ekseninde ele alınacağı, Almanca, Türkçe, Ermenice, Kürtçe, Fransızca, Yunanca ve İngilizce bir anlatı kurulacağı açıkça belirtiliyor.
Almanya'nın böyle bir operayı sahneye koyması iyi niyetli değildir.
İki ayrı dünya savaşına ve milyonlarca masum insanın ölümüne neden olmuş; 1945'ten sonra ABD tarafından işgal edilmiş, bugün dahi dış politikada tam bağımsız hareket etmekte zorlanan, Kuzey Akım sabotajının hesabını bile soramayan Almanya'nın sözde sanatçıları çökmüş bir imparatorluğun enkazından emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vererek bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, kulu vatandaş, ümmeti millet yapan uçurumun kenarında Orta Asya'ya sürülmeyi bekleyen ülkeyi laik ve çağdaş bir devlete dönüştüren Mustafa Kemal Atatürk'ü hangi tarihî ve ahlaki üstünlükle bir operada yargılamaya kalkmaktadır?
Üstelik bu girişim tesadüf değildir. Son yirmi yılda Atatürk, Türkiye'de özellikle genç kuşaklar tarafından yeniden keşfedilmiş, milletin Atasına bağlılığı her ortamda görünürlüğünü artırmış ve aynı ilgi Avrupa'daki Türk gençliği arasında da hızla güçlenmiştir.
Tam da bu dönemde Atatürk'ün tarihsel mirasını "otoriterlik" ve benzeri kavramlarla yeniden tanımlamaya çalışan bir opera sahneye konulmak istenmektedir.
Almanya'nın uzun yıllardır Türkiye'yi etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden değerlendiren, PKK'ya yönelik yaklaşımı ve geçmişte "Anadolu Federal İslam Cumhuriyeti" gibi Türkiye'nin bütünlüğünü tartışmaya açan projelerin dolaşıma girdiği siyasi atmosfer de hatırlandığında, bu opera yalnızca sanatsal bir çalışma olarak görülmemelidir.
Aşağıda gösterilen tanıtım afişi bile operanın librettosunun ip uçlarını şimdiden veriyor. Mustafa Kemal Atatürk'ü temsil etmek yerine, tarihî gerçeklikle hiçbir bağı olmayan anonim ve kimliksiz bir figür tercih edilmiş. Bu bir estetik seçimden öte, tarihî şahsiyeti bilinçli biçimde sembolleştirip yeniden kurgulama girişimidir. Aynı anlayış, tanıtım metninde Atatürk'ü "otoriter güç iddiası" üzerinden okumaya çalışan sakat yaklaşımın görsel yansımasıdır. Kısacası eser sahnelenmeden verilen mesaj belli. Amaç tarih anlatmak değil, tarihi yeniden yorumlamaktır.
Türk kamuoyu bugüne kadar Ermeni, Pontus ve benzeri iddialar üzerinden üretilen film, belgesel ve kültürel kampanyalara tepki göstermiştir.
Bu konuda da sosyal medyada ve Almanya'da yaşayan vatandaşlarımız tarafından gereken tepki süreci başlatılmıştır. Ancak bu devam ettirilmelidir.
Sosyal medyada güçlü ve demokratik bir kamuoyu oluşturulmalı, Stuttgart Operasının bu eseri sahnelememesi için meşru ve hukuki zeminde her vatandaş sorumluluk almalıdır.
@cvpgenelmerkez Türkiye NATO’nun ileri karakolu değil, Kuvayı Milliye’nin vatanıdır!
Çuvalı unutmadık; Ege’yi, Kıbrıs’ı, Lozan’ı, Montrö’yü pazarlık masasına koydurmayız.
Bu çağrı korkanlara değil, hâlâ “istiklal” diyenleredir!
#TamBağımsızTürkiye
TÜRKİYE CUMHURİYETİ NATO’NUN SAVAŞ MEVZİSİ, SINIR KARAKOLU DEĞİL TÜRK MİLLETİNİN VATANIDIR!
Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi, iktidarın anlatmaya çalıştığı gibi Türkiye'nin uluslararası itibarını artıran bir diplomasi başarısı değildir. Bu zirve, emperyalizmin değişen dünya dengeleri karşısında kendi hegemonyasını koruyabilmek için hazırladığı yeni savaş stratejisinin ve Türkiye Cumhuriyeti'ne biçtiği yeni rolün ilanıdır.
Bugün NATO artık yalnızca bir askeri ittifak değildir. NATO, küresel sermayenin güvenlik aygıtı, Atlantik emperyalizminin askeri organizasyonu ve ABD'nin dünya hâkimiyetini sürdürme mekanizmasıdır. Savunma harcamalarının artırılması, silah üretiminin hızlandırılması ve yeni askeri yapılanmaların oluşturulması, insanlığa yeni ölümler, yeni soykırımlar, yeni savaşlar vaat etmektedir.
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak bu tabloyu yalnızca bir dış politika meselesi olarak görmüyoruz. Çünkü NATO'nun Türkiye'ye yönelik stratejisi yalnızca askeri değildir. Ege'den Kıbrıs'a, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, enerji kaynaklarımızdan madenlerimize, savunma sanayimizden sınır güvenliğimize, gıda, eğitim ve sağlık sistemimizden anayasal düzenimize kadar uzanan çok katmanlı bir kuşatma ile karşı karşıyayız.
Türk milleti, Kore'de Amerikan çıkarları uğruna şehit edilen Mehmetçiği de unutmadı, PKKya, FETÖ'ye verilen desteği de, 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de Türk askerinin başına geçirilen çuvalı da... Bugün aynı merkezler, Türkiye'yi yeniden kendi savaş planlarının ileri karakolu hâline getirmek istemektedir. Türk ordusunun görevi NATO'nun çıkarlarını korumak değil, Türk milletinin güvenliğini, egemenliğini, bağımsızlığını savunmaktır! Mehmetçik hiçbir küresel gücün paralı askeri, lejyoneri olamaz!
NATO Zirvesi sonrasında yapılan açıklamaları reddediyoruz!
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 8 Haziran 1995 tarihli Casus Belli kararı, herhangi bir hükümetin siyasi tercihi değil, Türk Devleti'nin Ege'deki yaşamsal hak ve menfaatlerini koruma iradesidir. Ege'de tek bir çakıl taşı dahi pazarlık konusu yapılamaz!
Aynı şekilde Kıbrıs da Türkiye'nin vazgeçebileceği bir dış politika başlığı değil, milli güvenlik meselesidir. Enerji bağımsızlığı, yabancı enerji tekellerine dayanılarak kurulamaz. Karadeniz'in doğal gazı, Doğu Akdeniz'in enerji kaynakları ve Türk milletinin bütün yeraltı zenginlikleri, küresel şirketlerin değil Türk milletinin ortak malıdır!
Eskişehir Beylikova'daki nadir toprak elementleri sahası ise yalnızca ekonomik değil, stratejik bir güvenlik meselesidir. Türkiye, ham madde ihraç eden değil, yüksek teknoloji üreten bir ülke olmak zorundadır. Bağımsız dış politika ancak bağımsız ekonomiyle mümkündür.
Lozan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuk temelindeki egemenlik belgeleridir. Lozan da, Montrö de tartışma konusu değildir. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının hukuki temelleridir.
Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehdit yalnızca dışarıdan gelmemektedir. Türkiye'nin güvenliği NATO karargâhlarında değil, Türk ordusunun ve Türk milletinin iradesiyle sağlanır.
Bugün Türkiye'de NATO karşıtı seslerin bastırılmaya çalışılması da ayrıca düşündürücüdür.
NATO'yu eleştirmek suç değil, tam bağımsız Türkiye idealine sahip çıkmaktır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken düzen partilerinin tavrı da ibret vericidir! Türk milleti bugün kimin hangi cepheye hizmet ettiğini net bir şekilde görmüştür.
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak Türk milletini bir kez daha uyarıyoruz. Türkiye'nin önündeki tercih, yalnızca bir dış politika tercihi değildir. Tercih, tam bağımsız Cumhuriyet ile emperyalizme, köleleşmeye tam bağımlılık arasındadır.
Bizim yolumuz net ve açıktır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün tam bağımsızlık anlayışı, Cumhuriyet'in kurucu felsefesi ve Türk milletinin egemenlik iradesi...
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi, Ege'de, Kıbrıs'ta, Mavi Vatan'da, Lozan'da, Montrö'de, milli ekonomide, üretimde ve Türk milletinin egemenlik haklarında en küçük bir tavize dahi razı olmayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği Washington'da, Brüksel'de veya NATO karargâhlarında değil, Türk milletinin iradesinde ve Cumhuriyet Devrimi'nin tam bağımsızlık ülküsündedir. Bu uğurda ya İstiklal ya ölüm demeye razı olan her ferdi birlikte mücadeleye davet ediyoruz!
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Genel Merkezi
Parti Genel Merkezimize astığımız NATO'ya geçit Yok bayrağı ve aleyhine yapmış olduğu paylaşım nedeniyle Genel Başkanımız Serkan Öz'ün hesabı apar topar mahkeme kararıyla kapatılmış.
NATOcuları da gönderin bunlar susturmaya yetmez! #NATOyaGeçitYok!
@cvpgenelmerkez
Geldikleri gibi gidecekler! NATO’ya da sansüre de boyun eğmeyeceğiz!
Genel Başkanımız Serkan Öz’ün X hesabı, NATO karşıtı paylaşımı gerekçe gösterilerek BTK’nın talebi ve mahkeme kararıyla Türkiye’den erişime engellenmiştir.
Emperyalizme karşı çıkmak, NATO’yu eleştirmek ve tam bağımsız Türkiye’yi savunmak susturulamaz!
Bu karar, ifade özgürlüğüne olduğu kadar Türk milletinin antiemperyalist mücadelesine de yöneltilmiş açık bir müdahaledir!
NATO’ya değil NATO karşıtlarına engel koyan bu gasbı reddediyoruz!
Genel Başkanımızın paylaşımları için yeni X hesabını takip edebilirsiniz:
➡️ @SerkanOzCVP