@exocoetidaes@DagdibiAzime@Muco_offical Ne iyi insanı, bir insanın zayıflığından faydalanmak onursuzluktur! iyilik karşılık beklenmeden yapılır. Diğeri de hevesi için kadının onurunu hiçe saydı. Her iki karakter de tiksindirici.
Ezberleri bozmaya hazır mısınız?
İlk programımızla 28 Temmuz'da ekranlardayız.
Bize destek olmak için kanalımızı takip etmeyi ve çevrenizle paylaşmayı unutmayın!
https://t.co/xTdu45cqn9 @YouTube
Ezberleri bozmaya hazır mısınız?
İlk programımızla 28 Temmuz'da ekranlardayız.
Bize destek olmak için kanalımızı takip etmeyi ve çevrenizle paylaşmayı unutmayın!
https://t.co/xTdu45cqn9 @YouTube
Ahmet Nesin, kendisine yöneltilen “PKK Network’ü dışında Selim Çürükkaya, Zeki Okçuoğlu ve Yektan Türkyılmaz gibi muhalif isimlerle ne zaman yayın yapacaksınız?” sorusuna, “Ben Kürt sorununa ancak kendi bakış açımdan destek olurum; Kürtlerin sorunlarını nasıl çözecekleri ise kendi iç meseleleridir.” şeklinde yanıt vererek, fiilen Kürt siyasal hareketi içerisinde oluşmuş otoriter yapıyı, özellikle içinde bulunulan süreç bakımından meşru temsilci olarak kabul ettiğini ortaya koymaktadır.
Konuya eleştirel yaklaştığını iddia eden bir bilim insanının, kolonyal aklın meşru temsilci olarak sunduğu; Kürtlerin yalnızca ulusal haklarını değil, kültürel haklarını dahi talepkâr biçimde savunmayan ve elli yılı aşkın süredir Kürdistan siyasetinde kendi çizgisi dışında hiçbir düşüncenin kurumsallaşmasına imkân tanımayan bir hareketi, tıpkı kolonyal aklın yaptığı gibi meşru temsilci olarak kabul etmesi, bilim insanı kimliği açısından ciddi bir çelişki ve akademik tutarlılık bakımından önemli bir zaafiyettir.
Ahmet Nesin gerçekten eleştirel bir perspektiften konuştuğunu, Kürtlerin dostu olduğunu ve onurlu bir barışın savunucusu olduğunu iddia ediyorsa; örgütten ayrılmış ve örgüte dair doğrudan tanıklığa dayanan ciddi iddialar ortaya koyan Selim Çürükkaya gibi bir ismi, geçmişte bizzat Abdullah Öcalan’ın avukatlığını üstlenmiş, dolayısıyla meseleye hem hukuki hem de doğrudan deneyime dayalı bir yakınlıkla bakabilen Zeki Okçuoğlu’nu ve yıllar boyunca PKK çevresiyle sayısız yayın yapmış, bugün dile getirdiği eleştirileri o dönemde de açıkça dillendirmiş olan Yektan Türkyılmaz gibi bir akademisyeni eleştirel duruşun bir gereği olarak ciddiyetle muhatap almalıdır.
Bu üç ismin ortak paydası, eleştirilerinin dışarıdan, mesafeli veya spekülatif bir bakışın ürünü olmaması; aksine içeriden gelen tanıklığa, hukuki deneyime veya süreklilik arz eden akademik gözleme dayanmasıdır. Dolayısıyla bu görüşlerin ciddiyetle takip edilip muhatap alınması, eleştirel ve dürüst bir tutumun asgari gereğidir. Aksi halde, “eleştirel” sıfatı yalnızca söylem düzeyinde kalır ve fiilen tek bir sesin dolaşımına izin veren bir seçiciliği gizlemekten öteye geçemez.
Bugün dile getirilen itirazlar biçimsel değil, doğrudan siyasal paradigmanın özüne yöneliktir. Muhalif kanadın amacı Kürt ulusal birliğine saldırmak değil; Kürtlerin egemen siyasal aktörlerin tahakkümü altında, “barış” söylemi üzerinden statüsüzleştirilmesine itiraz etmektir. Bu eleştiri, Kürt toplumunun siyasal iradesinin tek merkezde toplanmasına ve çoğulcu siyasal alanın tasfiye edilmesine yöneliktir.
Üstelik kolonyal siyasal aklın hedefinde yalnızca Kuzey Kürdistan ve burada yaşayan Kürtler bulunmamaktadır. Diğer Kürdistan parçaları ve bu coğrafyalarda yaşayan Kürtler de aynı siyasal mühendislik anlayışının konusu hâline getirilmiş; Abdullah Öcalan ve PKK üzerinden bölgesel ölçekte bir siyasal dizayn süreci yürütüldüğü yönünde ciddi eleştiriler dile getirilmektedir.
Özetle, Ahmet Nesin’in bu tutumu, mevcut siyasi hakim aktörlere yönelen itirazları görünmez kılan, dolayısıyla farkında olsun ya da olmasın, Kürtlere ve Kürdistan’a dair egemen siyasi söylemin yeniden üretilmesine hizmet eden bir pozisyondur.
@yektantyilmaz@okcuoglu_ahmet@SelimC85034@ahmetnesin1
Ahmet Bey, “Benimle değil, Apo & Karayılan’la tartışın” diyerek eleştirimize cevap vermiş.
Cevabı için kendisine teşekkür ederim. Ancak eleştirinin esasını kavrayamadığı düşüncesindeyim.
Ahmet Bey, ısrarla bir barış masasının kurulduğunu ve bu masanın temel aktörlerinin #Apo ile #PKK/DEM çevresi olduğunu savunuyor. Bu aktörlere yöneltilen açık eleştirilerin devletin işine yarayacağını öne sürüyor; sürecin selameti adına muhalif seslerin itirazlarını şimdilik ertelemesi gerektiğini söylüyor. Konuşmasının devamında ise Apo ile PKK/DEM’in de tek başına karar veremeyeceğini, toplumun taleplerine göre hareket etmek zorunda olduklarını ifade ediyor. Son olarak da, “16 devlet kurmuş bir #Türk evladı” olarak Kürtlere “devlet kurmayın” ya da “devlet kuramazsınız” deme hakkına sahip olmadığını, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunduğunu belirtiyor.
Mesele, neden saydığım muhalif isimleri programınıza davet etmiyorsunuz sorusu değildi. Biraz daha açık sorayım o halde;
Kendisi dışında hiçbir alternatif siyasal yapının, hiçbir farklı Kürt sesinin yaşamasına izin vermeyen otoriter bir yapıyı hangi gerekçeyle Kürtlerin meşru temsilcisi olarak sunuyorsunuz?
Kürtleri bir ulus olarak tanımayan; dolayısıyla ulus olmaktan kaynaklanan kolektif haklarını reddeden; Kürtleri yalnızca sosyolojik bir topluluk olarak tarif edip komün modeliyle Türk devletine eklemlemeyi hedefleyen; “demokratik entegrasyon” söylemiyle Kürtlerin ulusal kimliğini eritmeye çalışan ve bizzat Öcalan’ın ifadesiyle onları “Cumhuriyet’in taze kanı” hâline getirmeyi amaçlayan bir yapıya yöneltilen eleştirileri neden “devlete hizmet” olarak nitelendiriyorsunuz?
Bir yapıyı eleştirmek nasıl oluyor da barışa karşı çıkmak anlamına geliyor? Neden bu eleştirileri dile getirenleri Kürt toplumu nezdinde “barış karşıtı” gibi göstererek siyaseten gayrimeşru hâle getiriyorsunuz?
Kendi açıklamalarına göre on binlerce iç infaz gerçekleştirmiş; kendisi gibi düşünmeyen sivilleri dahi ensesinden tek kurşunla vurarak infaz etmiş; ulusal bilince sahip Kürdistan gençlerini “ilkel milliyetçi” diyerek hedef göstermiş; Hendek süreciyle Kürdistan şehirlerini büyük bir yıkıma sürüklemiş ve bunun sonucunda devletin hâkimiyetini güçlendirmiş bir yapıyı hangi demokratik ölçüte göre sanki demokratik bir yapıymış gibi sunabiliyorsunuz?
Kendi muhalefetini sistematik biçimde tasfiye etmiş bir yapının, yarın demokratik çoğulculuğa saygı göstereceğine hangi somut olguya dayanarak inanıyorsunuz?
Ya gerçekten bu yapı hakkında yeterli bilgiye sahip değilsiniz ki öyleyse adını andığımız üç ismin programlarını dikkatle dinlemenizi tavsiye ederim. Yok, bütün bunları bildiğiniz hâlde yine de aynı anlatıyı kuruyorsanız, o zaman bu tavrınız bilinçli bir siyasal tercihtir.
Son olarak, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunduğunuzu söylüyorsunuz. Ancak aynı anda Kuzey Kürdistan’ı Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası olarak gören, Kürdistan’ı bölen mevcut sınırları meşru kabul eden, Kürtçenin resmî statüsüne ilişkin dahi hiçbir talepte bulunmayan bir yapının siyasal programını da meşrulaştırıyorsunuz.
Üstelik “barış süreci” dediğiniz süreçte Rojava’nın HTŞ’ye teslim edilmesini, Güney Kürdistan’da boşaltılan alanların Türk işgal güçlerine bırakılmasını ve Rojhilat’ta PJAK’ın tasfiye edilmeyerek gerektiğinde kullanılacak bir aparat olarak elde tutulmasını görmezden geliyor; bu yapıya yöneltilen itirazların bir iç mesele olduğunu ve ertelenmesi gerektiğini söylüyorsunuz.
Bir yandan Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunduğunuzu söylüyor, diğer yandan bu hakkı fiilen reddeden, Kürdistan’ın parçalanmış statüsünü meşrulaştıran ve ulusal talepleri programatik olarak dışlayan bir siyasal çizginin arkasında duruyorsunuz. Bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?
Kendinizi Türk devrimcisi olarak tanımlıyorsunuz. Ancak Türk ırkçısı Devlet Bahçeli ile aynı siyasal çizgiye varmış durumdasınız. Gerçekten birbirinizden farklı bir çizgiyi temsil ediyor musunuz?
@ahmetnesin1
https://t.co/NMbuxqbUN1
🧭Çok yakında yeni bir yolculuğa başlıyoruz...
✨️Hakikatin peşinde, bilginin ışığında, kültürün hafızasına ve diyaloğun gücüne inanan yeni nesil bir yayın platformu geliyor.
DILDAR TV
Yakında ilk yayınlarımızla sizlerle buluşacağız.
#DildarTV#haber#Fıfaworldcup#güncel
@GurkanEngin_@tastekin_1649 Hangi kitapta geçerse geçsin Aişe annemizin böyle bir söz söylediğine inanmak dar görüşlülüktür. Benim merak ettiğim Peygamber harici başkasının söylediği hadis oluyor mu?
@ogretmensitemiz Bir ��ocukta aile terbiyesi küçüklükten başlar, sen gel çocuğu 16 yaşında okula motosikletle gönder.. Hikayede zengin fakir vurgusu da babanın hiç mütevazi olmadığı anlaşılıyor.