🔴 Boş şişeyi getirenin parası, hesabına yatacak.
📍Yarından itibaren artık su, kola, soda gibi içeceklerin cam, plastik ve alüminyum şişeleri çöpe atılmayacak; geri getirildiğinde para kazandıracak.
📍Türkiye’de 1 Temmuz 2026’dan itibaren Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi tüm ülkede zorunlu hale geliyor.
📍Yeni sistemde üzerinde “DOA�� logosu bulunan şişe ve kutular; market, bakkal, büfe, restoran, kafe ve otellerde kurulacak iade makinelerine teslim edilecek.
📍Büyük zincir marketlerde depozito makineleri zorunlu olacak.
📍Vatandaş şişeyi makineye attığında, ücret doğrudan mobil uygulamadaki hesabına aktarılacak.
📍Biriken para ister banka hesabına gönderilecek, ister alışverişte kullanılacak, ister ATM’den nakit çekilecek.
📍Sistem sadece geri dönüşüm değil, ekonomik dönüşüm de hedefliyor.
📍Bu hamleyle yılda yaklaşık 30 milyar TL ekonomik katkı bekleniyor
Türk tarihçiliğinin müstesna isimlerinden, kıymetli ilim adamı Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Hayatını ilme, tarihe ve bu milletin hafızasını diri tutmaya adamış büyük bir mütefekkiri kaybettik.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Epstein Vakası, dünyada büyük bir yalan düzen oluşturulduğunu gösterdi. Bu bir “deccal düzeni”ydi. Ve bu düzen katman katman açılıyor. Yani yok oluyor.
Peki, bu “deccal düzeni”nin yok oluşuna doğru, mücadele eden taraflar nasıl şekillenecek?
Bugün idarelerin cevabını bulması gereken en önemli soru budur. Çünkü bu yeni formasyona göre galibiyet veya mağlubiyet mukadder olacaktır.
Bu konuda, ister “deccal düzeni” ifadesini kullansın isterse de kullanmasın birçok analizlerin yapıldığına şahit oluyoruz. Lakin bu yazımızda biz, soruyu teopolitik bir okuma üzerinden cevaplandırmaya çalışacağız.
Bunun için de Maide Suresi 82. Ayetini referans olarak alacağız. Bu ayet bize kuvvetli bir başlangıç noktası sunuyor.
ل��تَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذٖينَ اَشْرَكُواۚ وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الَّذٖينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّٖيسٖينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Hiç şüphesiz ki iman edenlerin, insanlar içinde en amansız düşmanlarının Yahudiler ve şirk koşanlar olduğunu göreceksin. Yine, insanlar arasında iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da, “Biz Hıristiyanlarız” diyenler olduğunu göreceksin. Çünkü bunların (Hristiyanların) içinde (insaflı) keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar (kibirlenmezler).
Bu ayet bize şunları söylüyor.
İnsanlığa karşı en şiddetli suçları işleyecek iki düşman topluluk vardır. Bunlar öncelikle Yahudiler sonra da müşriklerdir. Müşrikler, çok tanrılı inançlara sahip olanlar demektir. Müşrikler çeşitli putlara taparlar.
Bu iki topluluk ayrı ayrı insanlık düşmanıdırlar. Ama bir araya geldiklerinde ise kat be kat düşmanlıklarını artırırlar.
Ayet bu iki topluluğu bir arada ifade ettiği için bunların birlikte hareket edecekleri bir zaman dilimi de var olacak, demektir. O zaman diliminin, “son zaman” olacağını söyleyebiliriz. Çünkü başka hiçbir yerde, bundan daha şiddetli bir insanlık düşmanlığından bahsedilmemektedir.
Bu çıkarımların günümüz İsrail-Hindistan iş birliğinde makes bulduğunu görebiliriz. Bu tür bir iş birliği daha da genişleyebilir. İşte eksenin biri temelden bu şekilde oluşuyor demektir. Bu oluşum, önemli bir “son zaman” işaretidir.
İsrail varsa, ABD de vardır. Çünkü ABD’nin kontrolü şu anda İsrail’in elindedir. Bu da temelde bir Siyonist hattı ifade eder. Bu hattın içerisinde bazı Müslüman idarecilerin olması sürpriz olmaz. Böyle bir şekilde konu��lanan Müslümanlar da onlardandır.
Devam edelim.
Aynı ayet, iman edenlere “sevgi bakımından” en yakın olanların da “biz Hristiyanlarız” diyenler olduğunu belirtir. Burada “iman edenler”, müminlerdir, İslam’dır. Bunlara yakın olanlar ise Hristiyanlardır. Dahası, hangi Hristiyanlar olduklarını da ayetten anlıyoruz.
Bu Hristiyanlar, “biz Hristiyanız” diyorlar. Buradan onların dinlerini açıkça ortaya koyduklarını anlıyoruz. Deccal düzeninin vaaz ettiği seküler yaklaşımda değiller. İş ve işlevlerinde Hristiyan inançlarına öncelik verdiklerini de anlıyoruz. Önce inancını ortaya koyuyor ve sonra da ardından ne diyecekse veya ne yapacaksa onu yapıyor ediyor. Çocuk tacizcilerine karşı duruyor. Aileyi koruyor, erkek ve kadından başka bir cins tanımıyor. Faize karşı duruyor.
Dahası bu Hristiyanlar içerisinde keşişler ve rahipler var. Onlar orijinal metinleri araştırırlar. Hristiyanlık anlayışlarını köklerine bağlı olarak tutarlar ve bunları nesilden nesile aktararak korurlar. Ruhbanlar ise dünyaya meyletmezler. Allah’tan korkarlar ve huşu içinde manastırlarda yaşarlar.
Peki bunlar hangi keşişler ve ruhbanlardır?
Bunlar “kibirlenmeyen” keşişler ve ruhbanlardır. Dünyayı biz yöneteceğiz, bizim dediğimiz olacak çünkü en güçlü olan biziz. Dünya kaynakları bizimdir. Bize haraç vermeden kimse ticaret yapamaz. Ne diyorsak onu yapın yoksa cehennemin kapılarını açarız vb. gibi saçmalıklarla işi olmayan keşişler ve ruhbanlardır.
Bu çıkarımlardan özetle şunu anlıyoruz.
Deccal düzeni yok olurken mücadele hattının bir tarafını siyonistler diğer tarafını da Müslüman ve Hristiyan müminler oluşturacaklar. Siyonistlere meyleden Müslümanlar ve Hristiyanlar da var olacak ama onlar onlardandırlar. (Maide 51)
Neticede bu mücadelenin galibi müminler olacaklardır. Allah’ın vaadi budur.
Kısacası, ekonomi-politik, jeopolitik ve tekno-politik okumaların yanı sıra teo-politik okumalar da yapmak gerekiyor. Bu tür okumalar, idarecilere, taraf belirlemede kalıcı istikamet tayin edebilir.
İstikamet, sıratı müstakimdir.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Ömrünü inandığı değerlere adayan, milletine hizmeti şiar edinen bir lider olarak hatırası daima yaşayacaktır. Mekânı cennet, makamı âli olsun.