✒ANLATILAMAYAN ATATÜRK SEVGİSİ...
Ağva'ya bağlı Çanaklı Köyü'nün kadınlarını bir araya toplayıp anadan doğma kalana kadar soydular..
Çırılçıplak halde kocalarının katledilişini izlemeye zorlanan kadınlar, sonrasında toplu tecavüze uğradılar.
1-Küpelerini almak için kulakları, bileziklerini almak için bilekleri, yüzüklerini almak için parmakları kesildi; acıyla kıvranarak can verdiler..
2-Ateşe verilen Hacı İsmail Köyü ve erkekleri iple bağlanıp yatırılarak kurbanlık koyun gibi kesilen Karadere Köyü'nün kadınlarına tecavüz ettiler..
3-İmranlar Köyü'nde, ırzlarına geçmek üzere bütün kadınları bir eve topladılar; kendilerini korumaya çalışanları lime lime doğradılar..
4-Tekkeler Köyü'nde bacaklarından asılan on beş genç kızı, insan aklının alamayacağı işkenceler yaparak öldürdüler..
5-Karamandıra Köyü'nde yağmaya direnen Hacı Mustafa'yı kurşuna dizip karısının ve kızının ırzına geçtiler.. Irzına geçtikleri kızı, yaraladıkları bir ata bağladılar, at can havliyle oradan oraya koştukça kız parçalara ayrıldı..
6-Çınarcık'ta, erkek çocukları, annelerine tecavüz etmeye zorladılar. Yaptıramayınca hepsini süngülediler.. Kadınların karınlarını yarıp, kundaktaki bebekleri yardıkları karınlarına gömdüler..
7- İzmir rıhtımında eşlerinden veya oğullarından haber bekleyen kadınların çarşaflarını yırttılar, hakaret ederek yerlerde sürüklediler..
8-Maraş'ta, hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık yaptılar, peçelerini yırttılar..
9- Karacaali'de, köyün kadınlarına kocalarının gözleri önünde tecavüz edip kurşuna dizdiler..
10-Bu satırlar Hâkimiyeti Millîye'den:
"Yunanlıların kadınlara ve kızlara yaptıkları tecavüz, üzerinden yüzyıllar geçse, kendilerini Türklere affettirmek için her şeyi yapsalar, bunu başaramazlar. Binlerce masum kız Yunanlıların eline düşmektense kurşunla, süngüyle, ateşle öl��mü tercih etmişlerdir."
11- İkna olmayan, bunları "resmî tarih(!)"in bir parçası bulan mankurtlar için bizatihi işgalciler, işkenceciler, tecavüzcülerle soydaş olan yabancı bir "kadın" gazeteci Berthe G. Gaulis'den aktarmaya devam edelim
12-Bu satırlar da
Berthe G. Gaulis'den:
"Bilecik bir felaket ve acılar diyarı... Henüz dumanı tüten taş yığınları altında kim bilir ne kadar insan cesedi yatıyor... Tecavüze uğramamış genç kız veya kadın kalmamış.
13- Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı..."
14-Belki de bu nedenle, yani "işgal"in ne demek olduğunu en önce, en çok ve en fena biçimde onlar anladığı için, Türk Kadını Atasını baştacı etmişti.
15-Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından "Mebuslar" teslim bayrağı çekerken,
Türk kadınları, gazetelere yolladıkları "Millî haklarımızı ve ismetimizi koruyacak hükümet ve erkek yoksa, biz varız" ilanlarıyla eli silah tutan Türk erkeklerine tarihî bir ders verirler.
16-TBMM başkanlığına gönderdikleri, "Erkekler vazifesini yapmayacak, dinlerini ve vatanlarını, zevce ve hemşirelerini muhafaza etmeyecek kadar aciz ve ilgisiz iseler, düşmana karşı koymak için bize izin versinler. Yalnız topraklara gömerek paslandırdıkları silahları bize verin.
17- "Irzımızı, namusumuzu, iffet ve ismetimizi biz kendi ellerimizle müdafaa edeceğiz" dilekçesiyle, vatan savunmasından kaçanları, yüzlerine tükürmekten beter ederler!
18-Sultanahmet'ten Kastamonu'ya, Üsküdar'dan Bursa'ya memleketin her yanında "biz kadınlar bu hak cihadında en önde olacağız" diye onlar haykırırlar!
19-Bütün bunlar olur, sadece Anadolu'da değil, Türk kadınları mütareke İstanbul'unda da sarhoş işgalci askerlere meze olmaya, üstelik de "gönüllü meze!!" olmaya zorlanırken, onların dramına, çığlık atsalar duyacakları mesafedeki "saray"ında oturan Sultan Vahdettin ise;
19-Bütün bunlar olur, sadece Anadolu'da değil, Türk kadınları mütareke İstanbul'unda da sarhoş işgalci askerlere meze olmaya, üstelik de "gönüllü meze!!" olmaya zorlanırken, onların dramına, çığlık atsalar duyacakları mesafedeki "saray"ında oturan Sultan Vahdettin ise;
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaş�� kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Evet sevgili arkadaşlar modern kölelik sistemine hoşgeldiniz.
Sosyal kredi sistemi veya notu 3 yıldır Çin’de uygulanan bir sistemdir.
İngiltere ve Türkiye’de uygulamaya alınan bu sistem Kredi notunuz düşükse ekmek dahi alamayacaksınız.
3 Yıldır anlattığımız ne varsa hepsi bir bir gerçekleşiyor.
Biz anlatmaktan yorulduk ve halen anlamayanlar var.
Tam bir Şeytan düzeni kuruluyor! Savaşın tam içindeyiz. Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ekili buğdaylar yanmıyor yakılıyor, patlamıyor patlatılıyor. Önce Toprak Mahsulleri Ofisi'nde sonra Fransa'da meydana gelen patlamalar rastlantı değil #deprem#meteor
Yıl 2012 Ankara’dan dönüyorum, İnegöl’de bir benzinlikten alışveriş yaptım. Markette para üstü olarak 50 kuruş olmadığı için oradan bir Olay Gazetesi almak zorunda kaldım.
Gazetenin 9.sayfasında doğal bir kaynak suyu ihale ilanı vardı. Bursalı, Kestel ilçesinin Kozluören köyünde yaşayan bir iş adamı olarak gözümden kaçmadı. İlanda aynen şöyle yazıyordu; Mülkiyeti İl Özel İdaresine ait Alaçam Köyü sınırları içerisinde bulunan 5 Lt su kaynağının 3 Lt sini yıllık 535,000tl ile, 5 yıllığına kiraya verilmesi işi!
İhaleye girme kararı verdim ve üç gün sonra ihale dokümanını İl Özel İdaresine almaya gittiğimde 200 TL olan şartname bedelini yatırmama rağmen, 5 dk da alabileceğim bir ihale şartnamesini 6 saat bekletildikten sonra elime aldığımda,”Nasıl bir kovana çomak soktuğumu ve bu işin normal bir ihale olmayacağını rakiplerimizin nüfuslu birileri olduğunu anlamıştım”.
Günler günleri kovaladı ihale günü geldi çattı, gerekli teminatları yatırıp dosyamı da alarak ihalenin olacağı İl Özel idare binasına gittim.
BURADAN SONRA OLANLARA DİKKAT:
İhale salonuna alınmadan evvel elimdeki dosyayı alarak beni bir odaya aldılar ve kapıyı kapattılar.3 dk sonra bu odaya benim haricimde ihaleye katılan Coca Cola A.ş.’nin 2 yetkilisi ile birlikte Alaçam köyü muhtarı Cevat Turan geldi.
Coca Cola A.Ş’nin yetkilileri o odada yanlarına (Ayı) lakaplı bir muhtarı alarak bana, ‘’Muhammed Tayyar Türkeş’’e, aba altından sopa gösterip ihaleye girmemem gerektiğini, bu suyu kullanamayacağımı, o köye dahi giremeyeceğimi #TürkiyeCumhuriyeti Bursa İli, Kestel İlçesi Alaçam Köyü muhtarına söyleten sistemin adına da Coca Cola denir.
Bende kendilerine cevaben, yürekleri ve bilekleri yetiyorsa beni ihaleye sokmamalarını, ayrıca Coca Cola A.ş’nin Alaçam muhtarına da
‘’YAHUDİLERLE İŞ YAPMAYI ÖĞRENMİŞSİN AYI CEVAT, SANA MÜSLÜMANLARLA İŞ YAPMAYI ÖĞRETMEK İÇİN BURADAYIM’’dedim.
O suyu alacam, sen mi? mani olacaksın dediğimde de odadan kaçıp gitti.
ARTIK O ODADA COCA COLA’NIN İKİ YETKİLİSİ VE BEN VARDIM.!
Bu seferde odaya dönemin İl Özel İdare avukatı Yasemin Güneş girdi. Gökdere Vergi Dairesinden aldığım borcu yoktur kağıdımın geçersiz olduğunu ve ihaleye katılamayacağımı söyleyerek ihaleye girmemem için elinden geleni ardına koymadı.
İhale mevzuatını ve evrak işlerini Yasemin Güneş kadar bildiğimi fark eden yetkililer yapacak bir şeylerinin olmadığını evraklarımın tam olduğunu ihaleye girmeme mani bir durum bulunmadığını gördüler.
EVRAKLARIM TAMDI VE O İHALEYE GİRECEKTİM! VE NİHAYET İHALE SALONUNA ALINDIK.
O dönem İl Özel İdaresi genel sekreter yardımcılığını yapan Muhammed Müfit Aydın ihale komisyon başkanı olarak karşımdaydı! ve ihaleyi başlattı…
Solumda oturan Coca Cola A.Ş ve ben fiyat arttırmaya başladık. Fiyat 602,000 TL’ye Geldiğinde Coca Cola A.Ş yetkilileri ihaleden çekildiklerine dair ihale evraklarına imza atarak ihale salonundan ayrıldılar ve sonuç olarak yıllık 603.000 TL’ye su kaynağı ihalesi bana kaldı.
Komisyon başkanı, şu an milletvekilliği yapan Muhammed Müfit Aydın’ın şu sözü hiç kulağımdan gitmez. Şöyle söyledi bana:‘’Tayyar sen koskoca Coca Cola ile nasıl baş edeceksin? Bunlar büyük işler, sen bu suyu ne yapacaksın?”diye tüm komisyon üyeleri ve kamera kayıtlarının önünde bunları söyledi.
Ama eminim ki benimde ona verdiğim cevap onun kulağından hiç gitmiyordur. Verdiğim cevap şu: Siz Yahudilerle iş yapmayı öğrenmişsiniz, size Müslümanlarla nasıl iş yapılacağını öğretmek için buradayım. Sen ne yapacaksın benim suyu ne yapacağı mı? Gerekirse sadece yıkanırım, dediğimde ihale komisyonundaki herkesin şaşkınlığı yüzünden okunuyordu.
GÜNLER GÜNLERİ KOVALADI.
İHALE SONUCUNUN TARAFIMA TEBLİGATININ YAPILIP ÖDEME ŞARTLARINI YERİNE GETİRİP, İHALE İLE ALDIĞIM DOĞAL KAYNAK SUYUNU TESLİM ALMAYI BEKLERKEN….
Posta ile tarafıma yollanan bu tebligat, adeta su işinin ne kadar önemli olduğunun göstergesi gibiydi.++
Arkadaşlar, bir aya yakın zamandır ciddi baskılanma altındayım.
Sebep mavi tık almamam olabilir mi bilmiyorum.
Bu tiviti beğenerek veya tekrar tivitleyerek desteğinizi bekliyorum.
Destek veren de vermeyen de var olsun, şen olsun.