#3Mayıs her devrin menkuplarının,
her devrin memnunlarına aldığı tavırdır.
Yılışanlardan, uyuşanlardan, kıvıranlardan, tükürdüğünü yalayanlardan olmayacağız.
Milliyetçiliği altına aldığını sanan ayakları öpenlerden, dönenlerden olmayacağız.
Türkçüyüz, Yılmayacağız!!
Bu zibidinin kardeşi Şemdin Sakık. 1993 tarihinde PKK tarafından Bingöl-Elazığ kara yolunda usta birliklerine giden silahsız ve sivil kıyafetli 33 Türk askerinin pusuya düşürülerek şehit edildiği terör saldırısının failidir.
Türkiye dışında hiç bir ülkede bunu, konuşturmazlar bile!
Bu şahıs Beytülşebap'ta PKK'ya karşı en büyük direnişi gösteren, pek çok mensubu katledilen bir ailenin ileri geleni.
Adı Cemil Öter!
Lütfen dinleyin!👇
Siz de Aposeverler, o katile statü arayanlar!
Cemil Öter neyi kabul ediyorsa ona razıyım...
İran, 37 aydır hapiste tuttuğu 7 PKK’lı teröristi idam etmiş. Biz de 12 insanımızı yakarak katledeni dahil toplumun içine salıyor ve katil teröristlerden nutuk dinliyoruz.
#Teröristelereİdamİstiyoruz
CHP, kurtuluş'un ve kuruluşun bileşkesidir. CHP, Atatürk,'ün sivil/politik zaferinin örgütüdür. CHP, ulus devlet, üniter yapılı modern Türkiye'nin sigortasıdır.
CHP, etnik ayrılıkçılığa göz kırpan sinsi Hürriyet ve İtilafçıların, kifayetsiz muhterislerin stres topu değildir!
Evet biliyoruz tuz koktu, su çürüdü ama hiç kimse bunu senin gibi yürekten mertçe söylemedi.
Mekanın Cennet Makamın Ulularla Olsun Yiğit Bozkurt 🙏🏼
#NihatGenç
Abi iyi ki bu dünyadan geçtin!
İyi ki seni tanıdık!
Eyvallahsız olmak ruhumuzda vardı belki ama sen bizim ruhumuza dokundun!
Su oldun, ışık oldun, rüzgar oldun!
@buharalidervis Türkün bütün Başbuğlari atlarının nalları ile girmiş ve yurt yapmışlardır bakiniz Uzun Hasan Akkoyunlu amq medeniyet kuramamıs ezik hırtlar
Uyuyamayacaksın Memleketinin hali Seni seslerle uyandıracak Oturup yazacaksın Çünkü sen artık o eski sen değilsin Sen simdi işsiz bir telgrafhane gibisin, Durmadan sesler alacak Sesler vereceksin Uyuyamayacaksın Düzelmeden memleketinin hali Düzelmeden dünyanın hali Gözüne uyku girmez ki Uyumayacaksın Bir sis çanı gibi gecenin içinde Ta gün ışıyıncaya kadar Vakur metin sade Çalacaksın.
Can ağabeyim, tıpkı bir telgrafhane gibi uyuyamadın, tanığıyız. Yazdın… yüreğinin en ince sözleriyle yazdın. Hak edene küfürün edebiyatını yaptın. Sen uyuyamazken yüreğinin ince sızısı vatanla, uyuyana hayretten yoruldun ancak yüzünü nereye çevirsen kara yıkıntılarını gördüğün bu ülkenin sokaklarında yürümek, yazmak, anlatmaktan yorulmadın. Hasta yatağındaki heyecanının tanığıyız.
Sözlerin dünden güne uzanacak bundan 50 yıl sonra da, biliyoruz. Bizi sarsan yokluğun… bizi sarsan arayıp ‘abicim’ diye seslenemeyeceğimiz telefonun sessizliği. Ve bir de o kadar çok şey varken küfür edip eyvallahsız yürüyecek, senin kadar güzel küfür edemeyişimiz.
Özlemle can ağabeyim… özlemle, inançla ve inatla.
#NihatGenç
Ömrünü Türk milletinin ve Cumhuriyet'in meselelerini dert edinerek geçirmiş dava adamı, gazeteci ve yazar Nihat Genç'i vefat yıl dönümünde rahmet ve saygıyla yad ediyoruz.
Gazeteci Banu Avar: “Türk nerede?”
“Türk oy veriyor. Türk asker olup ölüyor. Türk polis olup ölüyor. Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor. Türk fabrikada işçi, Türk dairede memur.
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye’de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor.”
Benim için neler yapmadın ki?
Ömrün beni korumak ve kollamakla geçti Nihat.
Doğduğun Karadeniz’e sen sahip çıktın. Benim dağlarımı, çiçeklerimi, ağaçlarımı yok ederlerken, tüm Karadeniz sahilini düzdüm yaparlarken benim sessiz haykırışlarımı sen duyurdun bu millete. Ben can çekişirken muhteşem kelimelerin ve isyanınla topraklarımın en tarihi ağıtını yaktın bana. Benden ağaçlarımı, çiçeklerimi, üzerimde yaşayan hayvanların yuvalarını aldılar. Herkes sustu, sen çığlık attın Nihat!
Hep bana sahip çıktın Nihat!
Üzerimde yürüyen ve denize akan nehirlerimi kirlettiler, susuz kaldım; ağacımı kestiler nefessiz ve dayanaksız bırakıldım; üzerimde benden beslenen hainlerin betonlarına gömüldüm Nihat… Sen ana avrat sövdün beni yok etmeye çalışanlara…
Kırlangıçlarımın özgürlüğünü ve asla evcilleştirilmeyeceğini yazdın. Güvercinler gibi insanların ayaklarının dibinde yemek için eğilmediklerini… Kurt gibi yaşayıp köpekleri boğmanın kitabını yazdın...
Ladinlerin sarp kayalıklarda nasıl dimdik olduğunu anlattın. İnsan ve aydın olmanın da dik durmak olduğunu…
Benim için göğsünü siper edip canıma düşenlerin haklarını da sen savundun Nihat! Bazen anmadılar, bazen haberlerde yasakladılar, bazen üzerlerine basıp çiğnemeye kalktılar, şehitlerin kanını sen yerde koymadın Nihat!
Bana ölüm fermanları yazan iktidarları, tüm bunlara çanak tutan muhalefetleri, hepsine el pençe divan duran paralı satılmış aydınını gazetecisini affetmedin, onlara acımadın, ne iseler suratlarına suratlarına söyledin… Hainliklerini gözüne soktun! Şamarın kuvvetliydi, sesin gürdü, seni görmezden gelenleri de umursamadın, yine bildiğini okudun…
Bilirdim Nihat, sen dağlarımda, topraklarımda, ormanlarımda gezmeyi, gölüme bakıp dalıp gitmeyi çok severdin. Hele ilkbaharımı… Çiçekler tomurcuklandığında senin de içinde güller-nergisler açardı. Hiç papatyaların yapraklarını kopararak “seviyor” “sevmiyor” oynamadın. Bilirdim beni çok sevdiğini… Savaşını görürdüm, nefesini hissederdim, Kızılay’da gezerken ayak seslerini dinlerdim…
O bastığın toprağımdaki ayak izlerini hiç silmedim Nihat biliyor musun?
Ben istesem de silinmez ki zaten. Öyle bir iz bıraktın ki toprağıma bana düşmanlar hiltiyle, vinçle gelip kazıyamazdı o izleri. O izler, inanılmaz hikayeleri yazdığın kağıtlar, uçları bite bite kenara bıraktığın kalemler benim gizli sandığımda duruyor.
Bir tek silgin yoktu. Çünkü yaşadığın hayat boyunca utanıp da sileceğin bir geçmişin hiç olmadı, silip de kurtulacağın bir ihanetin cümleleri kaleminden hiç akmadı kağıda… O yüzden hayatlarınca binlerce silgi bitirmiş mahluklara hiç benzemedin.
Seğmenlerin çimleri seni çok özledi! Çoraplarını çıkarıp bastığın o çimlerin damarlarında senin ayak izlerinin hafızası var. Dokunduğun insanların, mücadele aşkını içinde büyüttüğün çocukların, benim için anam demeden ölmeye hazır hale getirdiğin evlatların, ladinin, meşenin, hamsinin, Elmadağ’ın, Erciyes’in, Çukurova’nın, Ayaş domatesinin, Toros yaylalarının, Karadeniz’in hırçın dalgalarının, fırtına deresinin, Ganita’daki rüzgara direnen kuşların-kırlangıçların, ayrık otunun, çayın, kahvenin, tütünün sana selamı var Nihat. Seni çok özlediler. Trabzonspor’un, senin için gözyaşı döken, Kocatepe avlusunu dolduran binlerin, seni evinde yapayalnız izleyen umutsuz olan ama umudunu doğurduğun gencin, senin kitaplarını okuya okuya, seni televizyonlarda izleye izleye bana olan aşkına hayran olan milyonların yani Türk milletinin sana selamı var. Hepsi hep bir ağızdan “Hakkımız sana helaldir Nihat” diye bağırıyorlar. Tıpkı senin haksızlıklara karşı isyan edercesine bağırdığın gibi…
Ha bir de…
Burada seninle koyun koyuna bağrımda yatan şehitlerin, senin gibi benim için savaşıp canıma düşen aydın ve yazarların ve adı ve fikri hiç silinmeyecek Mustafa Kemal’in de hakkı helal sana…
50 yıl aralıksızca beni savundun Nihat. Hep beni yazdın, korumak için tüm bedenini, ruhunu siper ettin.
Bir kere de ben sana yani “Vatan” yani “Bu onurlu topraklar” yazı yazsın istedim. Senin on binlerce yazına, söylemine bu kelimeler ne ki…
Ama bil istiyorum ki, benim de hakkım sana helal! Sen de hakkını helal et bana Nihat!
Bir yıldır kollarımdasın, benim korumamdasın…
Bil ki, seni sarıp sarmalamak bana onurdur…
Sen hainlere baş eğmedin…
Allah’ını affetmedin…
Bugün benim için mücadele eden yaşayan neferler ve sevenler de Allah’ını affetmeyecek ve baş eğmeyecek.
Benim soylu evlatlarım beni koruyacak yaşatacak, sen gibi olmasa da sana benim üzerimden dua ederek güç bulup savaşacak.
Hep söylerdin ya…
"Vatan sana canım feda" diye.
Bana hiç unutulmayacak bir can verdin Nihat!
Emin ellerdesin…
Benim canımdasın, yani vatanın bağrındasın.
Bir senedir şeref verdin, bir ömür şeref vereceksin!
YAZAN: VATAN
(Nihat Genç'e...)
Selam olsun evvelce gidenlere, Türk milletine ömrünün sonuna kadar inandığı değerlerden milim sapmadan eyvallahsız nasıl yaşanır gösterdin. Cumhuriyeti yaşatacağız ruhun şad olsun #NihatGenç 🇹🇷