Hep şanslı bir insanım dememin sebeplerindendir, henüz çok bir şey başaramadım ve hayata da bir şehirde tek başıma yaşamamdan dolayı mental olarak zor tutunuyorum fakat bir çok arkadaşıma göre çok şanslıyım ve ne çabaların boşa çıktığını, cevherlerin söndüğünü gördükçe üzülüyorum
Feyyaz Yiğit: "En sevmediğim şeydir; 'Yeterince çalışırsanız başarırsınız'. Yeterinden fazla çalışsanız da başaramayabilirsiniz. Bir sürü insan çalışıyor ve kazanamıyor. Benim şansım yaver gitti"
3 hedefim kaldı
Belirlediğim şirketi kurmak
Kariyer için dışarıdan mantıksız gözükecek olsa da başka bir şirkete geçerek istediğim alana odaklanmak
Düzenli güzel bir ilişki yaşayabilmek
Üç konuda da güncel durumum dışarıdan güzel gözükmesine rağmen memnun olmadığım durumlar
@erildemokrat 10 imza parası, 7m yıllık maaş, 3m maç başı ve gol asist bonusu ile çok temiz iş olur, hocanın oyununa uymaması sıkıntılı bir durum ama kötü kötü denilen durumu bile 12 gol 10 asist yaptığı için yapacak bir şey yok 😂
Bir süredir bir şirketimize bazı konularda müdahale edebilirim ama eski hevesim yok, kendi yk sı ve müdürü ne zaman fark edecek diye aylardır bekliyorum
İyi işler olduğunda da şu oluyor
Bunu ülkemde yapabilecek kişi tek ben miyim, hayır
O zaman büyük bir şey değil ve devam et
Ne başarırsan başar eski hevesinin olmaması ve yetersizlik hissi yaşamanın yanı sıra yaşarken davranışlara olumsuz etkisini engellemek çok yorucu
Bu paradan bağımsız başarı hissiyatı ile ilgili ama bunun sonu yok
Sürekli yeni birşey veya var olanı daha iyi hale getirmek olmuyor
@Hakiri01 Hayır ve değiştirmek çekici de değil sadece üstteki evlenmeden değiştirmekten de daha zor ve tek bir insanın birini istemesini bırak aynı anda iki insanın düşünmesi bile baştan veya bir yerden sonra yeterli olmayabilir
Olursa muazzam
İstifa edip evi satıp johns hopkıns saıs programına gitmek fazla mı radikal bir karar olur ona göre ingilizcemi geliştireceğim
İştekilere istifa faslı yüzünden soramam da yok mu giden bir Türk, etki açısından değer mi
Burs alırsam dönmek ve devam etmek şart olduğundan istemiyorum
Amerika’dan gelen bir misafirime su verdim, boğazına kaçtı, öksürdü, “HELAL” dedim.
Anlamadı.
Ne anlama geliyor, diye yüzüme baktı.
Anlatmaya çalıştım.
Amerika’da yirmi beş yıl bulunmuş, orada üniversite düzeyinde ders
vermiş birisi olarak kavramın bizdeki anlamını veremediğimin farkındaydım.
Daha doğrusu Amerikan İngilizcesinde bu denli güçlü bir kavram bulamıyordum.
Benim anlatımım yüzeysel kalıyordu; benim dilimdeki o vurucu gücü hiç ifade edemiyordu.
“Helal” kavramını daha iyi anlatabilmek için “haram” kavramını anlatmaya çalıştım.
Suyu ben verdim; verdiğim suyu helal ediyorum, bu sana haram değil, sana bir kötülük olmasın, suyumu helal ediyorum, diyerek
niyetimi belli ettim.
Bu niyet önemli. Bildiğim bir öyküyü anlattım.
Tanıdığım genç kız evlenmeden önce mobilyacıları geziyor ve güzel bir koltuk takımı görüyor. Bu takımı satan kişi belirli bir fiyattan aşağı inmiyor.
Genç kız bu takımı çok beğendiğini belli ettiği için çok pişman;
beğendiğim için fiyatı yükseltti ve pazarlık gücümü kaybettim, diye
düşünüyor.
Bütün çabalarına rağmen fiyatı düşüremeyince genç kız;
Peki, alıyorum, ama hakkımı sana helal etmiyorum, diyor.
Adam soğukkanlılıkla,
Hanım kızım, o zaman bu koltuk satılık değil, sana satmıyorum, diyor.
Üniversite bitirmiş, modern kız, niye satmayacakmışsınız, parasını veriyorum ya, gayet tabii satacaksınız, diyor.
Adam gayet sakin, artık satılık değil, diyerek sırtını dönüp o yokmuş gibi davranıyor.
Ve bu çağdaş Türk kızı kulaklarına, gözlerine inanamıyor.
Ağlayarak babasına gidiyor; durumu anlatıyor.
Baba, kızım sen ne yaptın, esnafa öyle konuşulur mu, diyerek devreye giriyor.
Yanına bir de tanıdığı müftüyü alarak mobilyacıya gidiyor.
Neticede genç kız babasının ve müftünün şahitliğinde, “verdiği parayı canı gönülden helal ettiğini,” ifade ederek istediği mobilyayı satın alabiliyor.
Bu genç kız o dönem asistanım olarak çalışıyordu, bu öyküyü tüm ayrıntılarıyla biliyorum.
Amerikalı misafirime bu öyküyü anlattım.
Benim su içmemle bunun ne alakası var, gibisinden baktı.
Suyu sana helal ediyorum, için rahat olsun dedim.
Helal etmesen ne olur, dedi.
“Kul hakkıyla karşıma gelmeyin” anlayışından söz ettim.
Dikkatle dinledi. Bu dediğin bir değer olarak yaşıyor mu, yoksa bir slogan gibi konuşulan alışkanlık haline gelmiş bir söz mü, diye sordu.
Ne fark eder eder, diye sordum.
Gerçekten bir değer olarak yaşıyorsa sizin ülkenizde rüşvet ve hak yeme olmaması gerekir, insanların birbirini kazıklamadığı bir toplum olmanız gerekir, diye düşünüyorum dedi.
Yüzüne baktım.
Göz göze bakıştık.
Yalan söyleyemedim.
Biz dedim, yalan söyler, kazık atar ve hak yeriz.
Ama dürüstlüğü dilimizden hiç düşürmeyiz.
Güçsüzsen, arkan yoksa, sıradan bir vatandaşsan, bu ülkede hakkını araman çok zor, hakkını elde etmen daha da zor.
Örneğin, rüşvet vermeden bir inşaat ruhsatı alman mümkün değildir.
Ve bunu herkes bilir.
Rüşvet alanların çoğu oruç tutar, rüşvet alan belediyeler ramazanda iftar sofraları kurar.
Ve bu sofralarda hakkını helal etmekle ilgili konuşursan, Yüce Allah’ın “karşıma kul hakkıyla çıkmayın,” dediği bir dinimiz olduğu söylenir.
Bunu rüşvet alanlar söyler.
Söylediğimiz yalana inanana enayi olarak bakarız ve onu kazıklamaya hak kazanırız.
Ama senin içtiğin suyu helal etmeyi de ihmal etmeyiz.
Peki, neden böyle, diye sordu.
Çünkü biz inanırmış gibi konuşmaya önem veririz, ama konuştuğumuz gibi yaşamaya önem vermeyiz, dedim.
“Mış Gibi Yaşamlar” adında bir kitabım olduğunu ve orada anlattığımı söyledim.
Mış gibi tanımını anlamakta zorlandı, ama sonunda anladı.
Neden mış gibi, diye sordu.
Güldüm, çok sorma, suyumu haram ederim, dedim.
DOĞAN CÜCELOĞLU
Küçük yaşları da sayarsak 22 senedir tribüne giderim
Sosyal hayatımda çok futbol konuşmasam da fanatiğim
Salih necip gibi isimler önümde tutuluyorsa, Kartal ile denk görülüyorsam ve oynama imkanım bu kadar düşükse ben de Beşiktaş a para kazandırarak giderdim en iyisi de budur
Ben kadın voleybol taraftarlığına geçiyorum, tebrikler #FileninSultanları
Dün 2-0 dan 3-2 bugün de güzel bir maç
Futbol denen barbar sporunuzla başarılar
@eukrky@siyahsancakx 2(a+b)=24 denklemi kurarsın da sınav anında bunla uğraşmay��p direkt kafadan tersten giderim
Şu an da ilk bölünebilir olan basamak toplamı 15 sayısında aklıma 726 geldi alıp 11 e böldüm a+b 6,6dan 12
Bence zor değil ama tyt de kaç dakikanı buraya ayırabileceğin önemli zamanın yok