Bütün gevşeklik ve yumuşaklığın yanısıra insafsızca bir yalnız bırakma yüzünden birbirimizi yersiz hırpalamalarla zayıf düşürüyoruz; bırakın zaman her şeyi halletsin.
Hissiz değiliz, merhametsiz hiç değil.
Sadece bu çağa denk gelmenin neticesinde duygularımızı saklar olduk, yeni bir insan tanımanın verdiği yükü taşıyacak takâtimiz yok.
Sanki; tek bir hakkımız var da, bir tek o mutluluğu bekliyormuşuz gibi…
Gerisi yorucu, üzücü, fani…
İyiliğin anlamını yitirdiği bir çağda iyi kalabilmek, ahlaki bir görev değil, varoluşsal bi karardır. Çünkü insanı insan yapan, kötülüğün yokluğu değil; kötülük mümkünken insan kalabilmeyi seçmesidir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
Niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
Niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna”
Sanırım insanı acı değil olanaklarının tükenmesi öldürüyor. Olanak yaratabildiğimiz sürece var olma çabası sarfetmeye gönüllü oluyoruz.
Yaşamı, yaşanmamış olasılıklar denkliği üzerinden kuran bir bakış açısı bu.
Kendilik kendisine ilişkin bir ilişkidir veya ilişkinin kendisine ilişkin ilişkisindeki ilişkidir; kendilik bir ilişki değildir ama ilişkinin kendisine ilişkin olmasıdır.
Günümüz dünyası eylem ve duyguların temsil edildiği ve yorumlandığı bir tiyatro değil; mahremiyetlerin sergilendiği, satıldığı ve tüketildiği bir pazardır.
Ben, genellikle kendi derinliklerimde bile henüz tasarlanmamış eylemlerin, dudaklarımı uzatırken aklıma bile getirmediğim sözcüklerin, tamamına erdirmeyi umursamadığım hayallerin kuyusuyum.
Kendime yetmek istemem ne büyük bir tutarsızlık! Farazi duyuların yarattığı bilinç ne kadar da alaycı! Ruh duyularla, düşünceler havayla ve ırmakla ne biçim iç içe geçmiş! Koku alma duyumda ve bilincimde hayat canımı yakıyor, bütün bunları söylerken tek derdim bunları anlatmak.