CHP’den başımızı alıp doğru dürüst konuşamıyoruz ama MAMA LOBİSİ denen mama ithalatçısı, üreticisi ve satıcılarıyla birlikte belediyelerin oluşturduğu network milyarlarca dolar parayla oynuyor, 5 kuruş vergi de ödemiyorlar.
Part ayrımsız tüm belediyeler mama ihaleleriyle hem ithalatçılara kazandırıyor hem de kendileri kazanıyor(!)
Bunun adı hayvan sevgisi değil, SOYGUN. Sokak köpekleri üzerinden ülkemiz soyuluyor. Vergilerinizle sokak köpeklerine ve o köpekler üzerinden İŞ yapan mamacılara milyarlarca dolar dökülüyor.
Hükümetin inanılmaz basiretsizliği yüzünden milyonlarca dar gelirli vatandaşımıza destek olarak gidecek para, hiçbir işe yaramayan, hastalık saçan, insan öldüren sokak köpeklerine ve onlar üzerinden mama ticareti yapanlara gidiyor.
LÜTFEN EMRE ERCİŞ’in yazılarını ve paylaşımlarını takip edin. Çok emek verilmiş araştırmalar.SOYGUN’u tüm boyutlarıyla ortay koyuyor.
OKUL MU DEVŞİRME MERKEZİ Mİ?
İstanbul Erkek Lisesi mezuniyet töreninde öğrencilerin okul müdürünü sırtına dönerek konuşturmaması ve velilerin küfürlü protestoları sonrasında törenin iptal edilmesi çok konuşuldu.
Alman vakıflarından fonlu medyaya göre “Atatürkçü gençler gerici müdürü” protesto etmişti. Yaşananlar ülkenin en parlak öğrencileriyle, onlara gerici bir anlayışı dayatan müdürün şahsında Millî Eğitim Bakanlığı arasındaydı.
Öyle ya, ülkede ne kadar güzel şey varsa “dinci-gerici Atatürk düşmanı iktidar” ona düşmandı.
Oysa gerçek, otel odalarında basılan hırsızların peştamallarıyla örtemediği suçlar kadar ortada. Hakikat, maskelerle perdelenemeyecek kadar başka.
Bu okul İttihatçı Mehmet Nadir tarafından Numune-i Terakki adıyla 1884’te kurulmuştu. II. Abdülhamid’e darbe teşebbüsünde okulun merkezi bir rol üstlendiği ortaya çıktığında ise kapatılıp devletleştirilmişti.
Yani Türk Devleti’yle kan uyuşmazlığının tarihi kuruluşuna kadar gidiyor. Geçtiğimiz yıl okulun yatakhanesinin camından “İttihatçılar ölür İttihatçılık ölmez” yazılı pankartın sallandırılması aslında okulda fiilen hâkimiyet kuran “çetenin” neler yapabileceğini gösteriyordu.
Okulda Almanların etkisi 1950’lerde başladı. Fakat ülkenin en başarılı öğrencilerinin girebildiği liseye Alman Devleti’nin adeta çöreklenmesi 1997’de başladı. Ne tesadüf ki, bu sırada ülkede 28 Şubat darbesi yaşanıyordu.
Almanya ile yapılan anlaşma sonucu öğrenciler mezun olduklarında aldıkları “Abitur diploması” sayesinde Almanya’da istedikleri üniversiteye sınavsız girebileceklerdi. Böylece gençler sadece Alman kültürüyle hemhal olmakla kalmayacak, aynı zamanda devletin imkânlarıyla yetişip tüm birikimlerini Alman Devleti’nin hizmetine sunabileceklerdi.
Liseye giriş sınavlarında her yıl tam puan yapacak kadar zeki ve başarılı 150 Türk genci bu okuldan mezun olduktan sonra soluğu Almanya’da alıyor. Zaten Türkçe ve Tarih gibi birkaç istisna dışında tüm dersler Almanca olduğu için Türkiye’deki üniversite sınavlarında başarılı olma şansları oldukça düşük. Bunun için Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Sosyoloji gibi derslere Türkçe olarak ayrı bir mesai harcamak zorundalar.
Kavga da tam bu noktada patlak veriyor. Bakan Yusuf Tekin Abitur uygulamasının öğrencilerin yarısını kapsamasına dair bir çalışma başlatınca Alman Büyükelçiliği telaşa kapılıyor. Dışişleri Bakanlığı’nı atlayarak doğrudan okul idaresiyle görüşüyor ve uygulamanın aynen devam etmesini istiyorlar.
Yani törendeki protestonun arkasındaki asıl mesele bu.
Yusuf Tekin devletimizin yetiştirdiği çocukları kaptırmak istemiyor; Almanlar ise adeta bedavaya elde ettikleri bu insan gücünden vazgeçmek istemiyor.
Fonladıkları medya ve yetiştirdikleri monşerler aracılığıyla okulda adeta çete gibi hareket eden yapıyı öne sürmeleri bu yüzden.
İşte İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ve Okul Müdürü Hikmet Konar, bu çeteye boyun eğmeyip dik durarak devletimizin itibarını korudular.
Almanya’nın ülke dışında benzer statüye sahip yaklaşık 140 okulu var. Fakat sadece Türkiye’deki İEL “devlet lisesi”. Diğerleri oldukça pahalı özel liseler.
Yani bu ülkelerde parası olana Almanya’da üniversite kapısı açık. Oysa biz devletin tüm imkanlarını seferber edip yüksek burslar verdiğimiz çocuklarımızı kendi ellerimizle bir başka devletin hizmetine gönderiyoruz.
Atatürk maskesi ise her yerde olduğu gibi burada da toplumu manipüle etmenin bir aracı. Oysa Atatürk bunun gibi tüm yabancı okulları çıkardığı Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla devletimizin uhdesine almıştı.
O gün de başta Fransa olmak üzere, İngiltere, İtalya ve ABD Türkiye’ye ültimatom gönderip “müfredata karışma” diyordu. Atatürk hiçbirisini dinlemedi. Bir gecede kapattığı sadece Fransız okullarının sayısı 38'di. Okullar ancak yabancı bayraklar ve haç gibi dini semboller binalardan kaldırılıp MEB’e “tamamen” bağlandıktan sonra yeniden açılabildi.
Oytun Erbaş:
"Diyetisyenlere bakıyorum armut yemeyin sapını kaynatın. Üzüm yemeyin çöpünde şifa. Böyle bir şey olabilir mi ya?
Siz hasta mısınız? Armudun sapını, üzümün çöpünü kaynat diyenler tatil köyünün animatörleridir. Bunlar yasaklanmalıdır.”
Şu adama helal olsun.
🔴 Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, hiç lafı eğip bükmemiş, Söylenemeyeni açıkça söylemiş:
"İlk günden itibaren Ekrem İmamoğlu'nun FETÖ projesi olduğunu söylüyorum."
"CHP’yi ardından da Türkiye'yi siyaset üzerinden ele geçirmeyi amaçladılar."
MEHMET SEVİGEN:
''Manisa'dan belediye başkanımız
kalp krizi geçirmişti 2010'da.
Bir aday lazım, aday göstermek zorundaydık
yoksa seçime giremiyorduk.
Tabii "bir eczacı var" dediler işte,
"Eczacılar Yönetim Kurulu Üyesi" falan.
Bir soruşturma geldi, dediler ki
"Ya bu işte FETÖ ile ilgili ilişkileri var Manisa'da."
Çekimser kalmıştık biz o zaman.
Özgür Özel'in o dönem de bu iddialar
konuşuluyordu? Tabii..
Bütün Manisa Bülent Arınç falan zaten
biliyorsun en çok FETÖ'ye yakındı ya.
"Benim kahramanım" falan deyip mezarlıkta buluştular. O mezarlığa gidenlerin
hepsi FETÖ'ye yakın insanlar.
Sonra bizde Şahin Mengü vardı,
Nevşin'in babası.. Nevşin Mengü'nü babası.
Baskı yaptı, "Ben Manisa milletvekiliyim abi,
bunu koyalım" falan dedi.
Getirdik, koyduk, %6 oy aldı.
Sonra Kemal Bey geldi, milletvekili yaptı
ön seçim olduğu halde. Sonra atamayla
milletvekilliği devam etti,
grup başkanvekilliği yaptı.''
Artık kural tanımazlıkta sınır tanımıyorlar. Mahkemeye doğum günü pastasıyla geliyorlar. Oldu olacak havai fişek ve konfeti de getirseydiniz! Burası eğlence mekânı değil, devletin yargı makamıdır. Devlet ciddiyeti diye bir şey var. Bu ciddiyetsizlik kabul edilebilir mi?
Hesabıma özellikle birkaç gün güçlü bir destek verirseniz çok sevinirim. Dört koldan saldırıyorlar. Birlikte yürüyecek daha çok uzun bir yolumuz var. Hepinize şimdiden çok teşekkür ederim 🌹❤️
Bu olaya derhal müdahale edilmezse yaban hayatının uğrayacağı tahribatın sorumlusu yetkililer olur. Valilik ve Hatay’daki belediyelere sesleniyorum. Hemen acil olarak müdahale lütfen. Sorumsuz yaban hayatı düşmanları hakkında da işlem başlatılmalı. @HatayValiligi@hataybelediye@samandagbel
Harvard Üniversitesi lisansüstü mezuniyet töreninde bir Müslüman öğrenci, Kur’an-ı Kerim’den Nur Suresi’ni okudu:
“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan kandil gibidir.��
Bunu, ODTÜ’de, Boğaziçi’nde yapın bakalım!…
🔴 Of Of Of!
Yılmaz Özdil'de kervana katıldı, Özgür Özel'e Fetö'cü imasında bulundu:
Özdil:
Kılıçdaroğlu bunu (Ekmeleddin İhsanoğlu) cumhurbaşkanı adayı gösterdiğinde Özgür Özel neredeydi? Kılıçdaroğlu'nun yanındaydı.
Gayet netti. Ekmeleddin İhsanoğlu ile bu Kılıçdaroğlu'nun, bu Özgür Özel'in CHP cemaatinin kesiştiği noktaydı.
Ekmeleddin İhsanoğlu'nu sevinçle destekleyen bir başkası vardı. Kimdi o? Fethullah Gülen'di. Evet. Yeri internetinde o duruyor.
Seçime sadece 5 gün kala Pensilvanya'daki vaazında aynen ne diyor, biliyor musunuz? Bakın şunu diyor: 'Her halimizden tavrımızdan iman-ı ekmel, islam-ı ekmel, ihsan-ı ekmel, ihlas-ı ekmel, rıza-ı ekmel, yakin-i ekmel demeliyiz.
Hayatımızı bu atkılar arasında dantela gibi işlemeliyiz. Düşsek sürsek bile kalktığımızda el-ihsan demeliyiz.' diyordu. Ya, adam Ekmeleddin İhsanoğlu diyordu.
Aziz İstanbul'a saldırı var. İstanbul'da ins şeytanları büyüsel ritüeller yaptılar. Avrupa'nın bir çok ülkesinde yasaklı olan bu insanlara kim izin verdi? Semboller, el işaretleri, koreografi, danslar.. Şarkılar. Hepsi çok tehlikeli. Maji ritüelleri. Şeytan çağırma seansları. Diyanet nerede? Ya o ayine katılan binlerce genç!.. Biliyorlar mı neye alet olduklarını? Ya konsere katılan 118 bin gencin anne ve babaları! Uykudalar mı? Bu sorumsuzluğun faturasını maalesef onlar ödeyecek.
Şunu da herkes bilsin ki!.. İstanbul'un manevi zırhını koruyamazsak. Hepimiz kaybederiz.
Şirktir.. “I am a God” sözlerinin on binlerce kişi tarafından coşkuyla tekrar edilmesi. '118 bin gencin, para vererek inancımıza ve medeniyet değerlerimize aykırı söylem ve sembollerin sergilendiği Kanye West konseri.' Bu şeytan ayininin müsebbibi meğerse Kültür ve Turizm Bakanlığıymış. Artık ne gerekiyorsa yapın. Acil olarak sorumlularını görevden alın. Soruşturma açın. Daha fazla karanlıklara hizmet etmeyin. Yer-altını harekete geçirmeyin.
( 'Üstelik okültizm ve karanlık sembollerle anılan Michèle Lamy’nin de bu organizasyonun etrafında yer alması, meselenin yalnızca müzik ve eğlence olmadığını açıkça göstermektedir.' Bu yapılan çok karanlık bir yer-altı ayinidir. Aziz İstanbul'un manevi atmosferine müdahale maksatlıdır. Buna sebep olanlar hesap vermelidir. Herkes konunun takipçisi olsun. Çünkü devamı gelecek bu alacakaranlık ayinlerin!..
( Binlerce insanı yine aynı anda aynı sese, aynı ters frekansa, aynı negatif atmosfere maruz bırakacaklar. Hipnoz edecekler. Yine gelecekler..
🔴 #SONDAKİKA - Ülke genelinde başıboş köpek ihbarları için 112 Acil Çağrı Merkezi devreye alındı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin tanıtımını yaptığı HAYAT 112 ACİL uygulaması üzerinden sokakta gördüğümüz başıboş köpeklerin fotoğrafını çekerek konum bilgisi ile birlikte toplanması için şikayet edebileceğiz.
Bu bir zihniyet devrimidir. Zira devlet nezdinde de artık başıboş köpekler acil müdahale edilmesi gereken bir tehdit olarak teyid edilmiştir.
Bu konudaki toplumsal ihtiyacı görüp aksiyon alan İçişleri Bakanımıza çok teşekkür ederiz. @mustafaciftcitr
Geçmişte sahipsiz köpek ihbarları için 112'nin devreye alınması gerektiğine sürekli vurgu yapan Av. @devrimkocak ve @GusoderX ailesine de ayrıca teşekkür ederiz. Bu sorun boş slogan atarak değil mantıklı ve stratejik öneriler sunarak çözülecektir.
ERDEM ATAY:
Ben gözlerimle gördüm.
Bana bir arkadaşım açık ve aleni bir şekilde,
videoda, araba içerisinde bazı delegeler
Tokatlı ama İstanbul delegeleri,
seçim zamanı telefon açıyor birisi.
Diyor ki "Ya başkanımız siz buna destek verin. Özgür Çelik'e destek verin."
İşte şu anki İl Başkanına destek verin
"Artık" diyor "işiniz" diyor "hallolur" diyor
"bundan sonra" diyor "yeğeninizin işi olur, gücü olur. Zaten" diyor "bir de ihale konusunda da" diyor
"dostlarımızı alacağız" diyor. Açık ve aleni bir teklif var orada.
Peki bu teklifi yapan kim?
Özgür Karabat. Özgür Karabat delegeleri arıyor,
Özgür Çelik'e destek vermesi karşılığında bazı şeyler teklif edip söylüyor.
Ben bunu gözlerimle gördüm.
Özgür Karabat kim?
Cumhuriyet Halk Partisi'nin Mali İşlerden Sorumlu
Genel Başkan Yardımcısı.
İstanbul eski İl Başkanı Cemal Canpolat,
"Siz" dedi "sırf" dedi "oy karşılığında" dedi
"bir sürü adamı işe aldınız" dedi "yeğenleriniz,
şunları bunları işe aldırdınız" dedi. Sonra bir CHP'li delege alenen bir açıklama yapmıştı, demişti ki "Buralarda ne kadar paralar,
150.000 lira para teklif ediliyor sadece bir oy için." İstanbul'daki delege seçiminden bahsediyorum.
#mutlakbutlan #kılıçdaroğlu #özgürözel