Türkiye’yi perişan eden Gülen Cemaati’ne inanıp yanılmak sorun değil.. Haluk Levent hakkında iki cümle kuran savcılığa ifadeye.. “Nasıl kefil oldunuz” diye sorguya.. Öyle mi!!!
Doktorluğu Elinin Tersiyle İtmiş "Güler Duman Aslında Kimdir?" 👇👇
Seksenli yılların başı. Erzurum Aşkale’den İstanbul’a göçmüş, sobalı bir evde hayata tutunmaya çalışan bir aile...
Duvarda babanın astığı bir bağlama.
Evin küçük kızı, daha 8 yaşındayken Genco Erkal’ın "Hakkari'de Bir Mevsim" filminde bir uzun hava okudu. Sinema salonundakiler o seste kendi köylerinin kışını buldu.
Fakat o sadece türkü çağırmakla yetinmedi. Fen lisesini dereceyle bitirdi, sülalenin "artık kurtulduk" dediği Diş Hekimliği fakültesini kazandı.
Yani, kolay iş değil.
Beyaz önlüğü giyecek, garantili bir hayat kuracaktı. Ama 7. ayda okuldan kaydını sildi. İçi elvermedi. Ceketini alıp Konservatuvarın yolunu tuttu.
Sonra o ağır imtihan... Annesinin amansız hastalığı yüzünden mecburi Almanya yılları.
Fakat o gurbet ellerinde, yabancı bir gökyüzünün altında başını öne eğmedi.
Hannover'de bir müzik okulu kurdu. Yıllar içinde tam on bin gurbetçi çocuğunun eline o tahta parçası dediğimiz bağlamayı verdi. Çocuklar özünü unutmasın diye. ⏳
Almanlar şaşkındı. Kendi yerel müziğimizi, türkülerimizi evrensel bir dille anlatarak Alman üniversitesinde doçent oldu. O yabancı topraklarda "Kültür Elçisi" unvanı verdiler.
Hatta bir gün Alman vatandaşlığı teklif ettiler.
Teşekkür etti. Sessizce yere baktı, nazikçe reddetti.
Şimdi düşününce... Biz onu sadece ekranlarda türkü okuyan o mahcup kadın sanıyorduk. Meğer o, Anadolu'nun köklerini Avrupa'nın üniversitelerine kazıyan dev bir çınarmış.
Güler Duman... 🥀
A101'DE SKANDAL OLAY!!! BU PEYNİRDEN YEDİYSENİZ SAĞLIK KURULUŞUNA BAŞVURMANIZI TAVSİYE EDİYORUZ.
Bir takipçimiz anlattı: A101'den aldığı Tahsildaroğlu peynirinde Listeria çıktı, kanser hastası takipçimiz zehirlendi.
"A101'de satılan Tahsildaroğlu peyniri nedeniyle zehirlendim. Kanser hastasıyım.
Alo 174'e şikayet ettim. Marketten alınan numunede çok ölümcül Listeria bakterisi tespit edildi. Tahsildaroğlu'na ceza kesildi.
11 gün sonra, ardışık lot, aynı gün paketlenmiş ürünü "Haftanın Yıldızları" olarak piyasaya sürdüler.
Covid'den 30 kat daha tehlikeli bir bakteri. Binlerce insan risk altında. 90 gün kuluçkada kalıyor."
ÇETİNER
Haber kısa:
"Karaman'da 45 çocuğa istismar olayında hakkında soruşturma açılan Asım Sultanoğlu’nun Şanlıurfa’ya il milli eğitim müdürü olarak atanmasına tepki gösteren Emine Gizem Çetiner, yaklaşık üç yıldır Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde sürdürdüğü eylemini Sultanoğlu’nun görevden alınmasıyla sonlandırdı."
Zamanımızda kahraman mı arıyorsunuz...
İşte kahraman: Emine Gizem Çetiner...
Melih Aşık
ODTÜ BİRİNCİLERİ SUSTURULUYOR!
Konuşma hakkı elinden alınan 8 ODTÜ birincisi olarak bizlere yapılan haksızlığı paylaşıyoruz.
• ODTÜ’den 4.0 ortalama ile mezun olan 9 üniversite birincisi olarak hepimiz, törenden iki gün öncesine kadar her yıl birincilerin yaptığı gibi Devrim'de konuşma yapacağımızı zannediyorduk. Ancak birincilerden yalnızca birine konuşma hakkı verildi.
• 17 Temmuz'da derece öğrencileri için bir tören düzenlendi. Bu tören öncesi düzenlenen toplantıda bizlere süre yetersizliği sebebi ile Ankara'dan ve Kıbrıs'tan birer birincinin konuşacağı bildirildi. Konuşmalardan sonra bu kişiyi kararlaştırmak için tekrar çağrıldığımızda bize seçim kriterlerinin hala belirlenmediği aktarıldı.
• 19 Temmuz'daki törenden bir gece önce telefonla arandık ve konuşma yapmayacağımızı öğrendik. Hangi kritere göre seçim yapıldığı ise talep etmemize rağmen bize a��ıklanmadı.
• Programın sıkışıklığını bahane eden yönetim, bu konuşmayı yapmaya hak kazanmış öğrencilere üçer dakika süre vermek yerine üniversite tanıtım videoları izletti ve Athena grubuna yaklaşık 70 dakikalık bir konser verdirtti. Grubun sahneye çıkmasının beklendiği 20 dakika boyunca hiçbir şey yapılmaması da eklenince “program sıkışıklığı” bahanesinin ne kadar asılsız olduğu gözler önüne serildi.
Tüm dönem arkadaşlarımızla bize karşı yapılan bu büyük ayıbı kınıyoruz!
Biz bu şekilde sansürlenmeyi kabul etmiyoruz. Bu sebeple ODTÜ birincileri olarak çok büyük bir hevesle hazırladığımız ancak yapamadığımız konuşmalarımızı bu gönderiyi alıntılayarak paylaşma kararı aldık. Bizim dillendiremediklerimizi okumanız bizi çok mutlu edecektir.
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
@KucukNevzat Erdoğan’ın Marmaris Grand yazıcı otelde kaldığını sokakta ki simitçi bile biliyordu.Gece gelen komandolar ne hikmetse ilk önce “Casa De Maris”oteline ateş açıyorlar.Duvarlar delik deşik oluyor.
Nasıl bir komando subayları ki bunlar !veya istihbarat?:) ++
Aha !
Tilkiyi kuyruğundan yakaladım😊
Size ne demiştim;
“tavuklara operasyon varsa, tilkiler de işin içindedir”.
Bakın tavukçulara operasyonun ardından ne buldum…
Türkiye’de kısmen soya üretilse de soya ticaretinin büyük çoğunluğu yabancı bir firmanın tekelindedir; Kargil.
Peki, tavukçulukla alakası nedir?
Ülkemizde tavuk yeminin %50’den fazlasını soya küspesi oluşturuyor.
Yani hammaddeyi Kargil tedarik etmek istiyor ama henüz pazara hakim değil.
Lakin ülkemizdeki tavukçular yem için hammaddeyi bu firmadan almak istemiyorlar. Bu konuda milli düşünüyorlar. Farklı tedarikçileri ve hammaddeleri tercih ediyorlar.
Tabi bu firmadan alışveriş yapan Kargildaş birkaç firma var elbet.
Tutuklama şu şekilde gelişiyor.
Tavukçuların kendi aralarında yazıştıkları bir whatsapp grubu var.
Onlar aralarında konuşurlarken;
“mangal sezonu başlıyor onun için hammadde fiyatları yükseldi. Bizim de tavuk fiyatlarını güncellememiz gerekiyor”, diye yazışıyorlar.
Tabi Kargildaşlar durur mu.
Onlar hemen bu yazışmaları bildiriyorlar.
Hukukçular da hemen bu tavukçular hakkında
“fiyatlar konusunda kartel oluşumu yapıyorlar”, diye şikayette bulunuyorlar.
İşte o şikâyet neticesinde tavukçulara operasyon yapılmış.
Peki, esas derin gerekçe nedir?
Amerikan soya küspesini Türkiye’de pazarlamaktır.
Bu tavukçulara her fırsatta dava açıp, problem çıkarıp, ceza yazdırıp bıktıracaklar. Onlar da lanet olsun diyerek firmalarını satışa çıkaracaklar...
Peki, satışa çıkarılan firmaları kimler alacak?
Elbette kargilgiller alacak!
Böylelikle Amerikan soya küspesi, Türkiye’mizde bir güzel pazarlanmış olacak.
Aslında ülkemizde buna benzer operasyonlar ilk defa yapılıyor değil.
Şu şarkı sözlerini hatırlar mısınız;
Zeytin yağlı yiyemem aman,
Basmadan fistan giyemem aman.
Bu şarkının arkasında da muhteşem bir tilkilik hikayesi vardır. Araştırın görün.
Şimdi tavukçular üzerinden,
zamana sari olarak,
yeni bir hikâye yazılmak isteniyor.
Topkeyün uyanık olmalıyız.
Tavuklarımızı tilkilere kaptırmamalıyız.
Yemende esir tutulan Türk askerlerin kampını İngiliz generali teftiş ederken; Türkçe konuşarak İçinizde Maraşlı olan varmı? Demiş.
Beş kişi el kaldırmış bunu gören general yaverine “bunları benim odama getir” diye talimat vermiş.
Odasına getirilen Maraşlı Türk askerlerine tek tek Maraş’ın neresindensin? Diye sormuş
Biri demiş Afşin öteki demiş Albustan, diğeri Pazarcık derken biriside Maraş’ın içindenim demiş
Bunu duyan general merakla Maraş’ın hangi mahallesindesin? demiş oda “ Divanlı mahallesinden “ deyince; General sen divanlı mahallesinde kimin oğlusun”
Oda: Katırcı bekirin oğluyum demiş
General hayretini gizlemeyerek “ya demek sen katırcı bekirin oğlusun öylemi?”
Oda evet deyince
General: Biliyormusun sen bana çok yemek getirmiştin demiş
Bizim esir asker dayanamayıp iyide sen kimsin ? deyince: Ben sizin mahalledeki caminin imamı “ Memmet efendiydim” demiş.
Kıssadan hisse
Demem odurki;
İran genel kurmay başkanı ile birlikte tüm kuvvet komutanlarını adrese teslim imha eden İsrail İran’a gönderdiği Memmet efendiler sayesinde bu işi yaptığını anlamamak için gerizekalı olmak yeterlidir
Son yıllarda ülkemizde “Memmet efendilerden” geçilmediğini anlamak içinde “Sığır” olmak yeterli olsa gerek diye düşünüyorum?
Nasuh Mahruki, bilmese de komşum.
Bir paşazade olarak semtin en değerli, en eski köşkünde oturuyor.
Satıp bütün hayatını süper lüks içinde geçirebilir.
Ama bunun yerine dağcı, arama kurtarmacı olmuş.
99 depreminde gönüllü ODTÜ’lü bir öğrenciyken onun ve seferber ettiği ekiplerin kurtardığı hayatları gördüm.
Bu diğerkamlıkla tamamen zıt, siyaseten korkunç arkaik, ayrımcı, dar kafalı fikirleri var.
Ama bi ülkeye en dar zamanında büyük hizmet etmiş, lüks bir hayat yerine bir STK kurup binaların altına girmiş bir dağcıyı son 10 yılda binlerce kez söylenmiş saçma bir komplo teorisini tekrarladı diye bir deliğe atmamalı devlet.
Hukuku geçiyorum artık.
Ama herkesin ona o kadarlık hoşgörü borcu var.