Bursa yanıyor, Karabük yanıyor, Ankara, Diyarbakır, Eskişehir yanıyor. Köyler, hayatlar yanıyor, ağaçlar, böcekler, kuşlar, hayvanlar yanıyor. Milyonlarca canlı yok oluyor. Ormanlar yok oluyor.
Gözümüzün önünde cayır cayır yanıyor memleketimiz, saray seyrediyor.
Beceriksizlik falan değil bu.
Düpedüz tercih.
Orman Genel Müdürlüğünü rezil rüsva ettiler. Yeterli personeli yok, kaynağı yok, bütçesi yok, liyakat yok, kelle koltukta çalışan personeline hakkını veren yok.
Başına kayyum atayıp çökertmek için canla başla çalıştıkları Türk Hava Kurumu’nun filosunu da darmaduman ettiler.
Koskoca! devletin 27 minik yangın uçağı, 105 tane de helikopteri var. Pardon devletin de değil, yarısı kiralık. Şirketler para kazansın diye kiralamayı seçiyorlar. Gece çalışabilen uçaklara zaten anca katalogdan bakıyoruz.
Yangın uçağı almaya neden bütçe ayırmıyorlarsa yanan ormanların şevkle maden ve turizme açılması da aynı sebepten oluyor.
Sadece çürümüşlükten ya da beceriksizlikten yaşamıyoruz bunları.
Bu memlekete bunu reva gördükleri, bunu seçtikleri için yaşıyoruz.
İçim yanıyor.
#BursaYanıyor
#KarabükYanıyor
“Vasiyetimdir, ona bir şey olursa beni buraya gömsünler.”
Sözün bittiği noktadayız artık!
Mehmet Murat Çalık bir an önce serbest bırakılmalı, bu acılar artık son bulmalıdır.
Yok artık Allah Belanızı Versin‼️
Demokrat bir ülkede bunu yapanı taşaklarından tavana asarlar
Turhan Çömez:
"Adli Tıp, Murat Çalık'ın raporunu tahrif etmiş
Araştırma Hastanesi'nden gelen %4-5 blast oranı %3-4 yapılmış
Çünkü %4-5 kanser nüksetti demek"
Vicdansız iblisler
Murat Çalık’ın annesi Gülümser Çalık:
“Oğlumu görmem engellendi. Görüş günüm yok, ne zaman göreceğim belli değil. Bugün 11. kata çıktım ama göremeyeceğim söylendi.”
Gazeteci Timur Soykan:
“Çivi bile çakılamayan Efes Antik Kenti’ndeki antik tiyatronun karşısına, Turizm Bakanı Nuri Ersoy’un eniştesi Mehmet Uğur Esin bina yaptı, müze işletiyor. Türk vatandaşlarının müzeye girişi 425 TL, turistler içinse 40 euro.” (Onlar TV)
"Mavi Vatan" kavramının mucidi emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı American Enterprise Institute isimli düşünce kuruluşunda çalışan bir akademisyen olan ve özellikle de Orta Doğu üzerine düşünceleri bulunan Michael Rubin'in 5 gün önce yazdığı bir makaleye atıfta bulunarak "[Michael Rubin] İran'dan sonra hedef Türkiye olmalıdır diyor. Neresi vurulmalıdır diyor biliyor musunuz? Akkuyu Nükleer Santrali. Elektrik üreten santral. Michael Rubin sıradan bir adam değildir, Pentagon'un direktörüdür. Irak'taki koalisyon hükümetinin danışmanıdır. Barzani'nin danışmanıdır. Suriye'deki yapılanmanın içerisinde yer alan bir adamdır." diye açıklamada bulunmuş.
Bu görüşe saygı duymakla birlikte biraz eksik buluyorum.
HAMAS İsrail'in, daha doğrusu Netanyahu'nun oyununa gelip İsraillilere saldırdığında esas hedefin İran, sonra da Türkiye olduğunu bu platformda yazalı çok olmadı. ABD'nin ve koçbaşı İsrail'in İran'a saldırısından sonra herkeste sanki İsrail ve/veya ABD Türkiye'ye fiziki olarak saldıracakmış gibi bir algı oluştu. Cihat Yaycı'nın da endişesi bu yöndedir sanırım.
ABD nasıl Arap yarımadasını Suudi Arabistan, Ürdün, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerdeki monarşist yönetimler aracılığıyla kendi hakimiyet alanına çevirmişse, Irak’ın işgalinden ders çıkartan ABD aynı şeyi Orta Doğu’da da gerçekleştirme peşindedir. Bu nedenle Orta Doğu’da, Almanya’nın çiçeği burnunda Başbakanının söylediği gibi “batının kirli işlerini yapan”, koçbaşı İsrail’in dışında kendisine kalkan olabilecek başka bir müttefike daha ihtiyacı vardır. Bu da kuyudan çıkmak için kendisini yılana sarılmak zorundaymış gibi hisseden, ABD güdümündeki bir Kürdistan devletinden başkası değildir. Gazze’nin işgali ve Suriye’de rejimin el değiştirmesiyle İsrail hiç olmadığı kadar güvenli bir coğrafyaya kavuşmuşken Türkiye’de aniden “barış (!) sürecinin” başlatılması bu nedendendir.
PKK’nın kendini feshetmesi karşılığında Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG yönetiminde bir özerk bölgenin fiilen oluşturulmasına sessiz kalınması yönündeki ABD’nin dayatmasına ne yazık ki AKP-MHP iktidarı direnememiş, hatta cingözlük yapıp fırsattan istifade bunu Anayasa değişikliği ile birleştirmiştir. Halbuki ABD’nin tasarladığı Büyük Orta Doğu Projesinde Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi gibi Suriye’de, Türkiye’de ve İran’da önce özerk Kürt yönetimleri kurmak, sonra bunları birleştirerek kendi güdümünde bir Kürdistan devletini kurmak vardır.
AKP-MHP iktidarının ülkemizdeki Kürt kökenli vatandaşların demokrasi, insan hakları, adalet ve fırsat eşitliği yönündeki haklı taleplerini yerine getirmek ve böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı ile ilgili olarak Kürt vatandaşlarımızı da ikna etmek ve kazanmak yerine, zaten miadı dolmuş ayrılıkçı terör örgütünün feshinden kendi bekası için bir Anayasa değişikliği çıkarma peşindedir.
Halbuki karşı karşıya kaldığımız tehlike çok açıktır: eğer ülkemizdeki Kürt kökenli vatandaşların demokrasi, insan hakları, adalet ve fırsat eşitliği yönündeki haklı taleplerini yerine getirecek özgürlükçü bir ortam yaratılmayacak olursa dağ yolu hep açık kalacak, Türkiye olası bir emperyalist saldırıya karşı kenetlenemeyecek, müttefik bulamayacak, Kürdistan’ın ikinci ayağını da başarıyla gerçekleştirmiş olan ABD Türkiye’yi bölme planına her gün bir adım daha yaklaşacaktır
Ülkemizde Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini savunanlara acımasızca saldırılması, kimseyi tatmin etmeyen gerekçelerle dalga dalga insanların hapse atılması, belediyelere el konması, özetle ulusal birliğin zayıflatılması ABD’nin arayıp da bulamadığı bir nimettir. AKP-MHP iktidarı ABD’nden bu görevi kapmış, ABD’nin desteğine güvenerek ABD’nin kuyusuna su taşımaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bizler, ABD’nin Orta Doğu’yu İsrail, Kürdistan ve toprak kaybetmiş ama NATO üyesi olarak varlığını sürdürebilen Türkiye Cumhuriyeti aracılığıyla kontrol etmekte ısrarcı olduğunu, toprak kaybı tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzu, bunun üstesinden gelmenin yolunun ülkeye demokrasi, adalet, insan hakları ve fırsat eşitliğini yeniden sağlayacak bir iktidar değişikliğinden geçtiğini artık anlamak ve anlatmak zorundayız.
Halkın Türkiye Cumhuriyeti'ni felakete sürükleyen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine itirazları artıp güçlenince ve bunlar sokak röportajlarına yansıyınca AKP-MHP iktidarı yine insanların Anayasa'dan kaynaklanan haklarına el atmaya başladı.
Sokakta röportaj yapmak için niye gazeteci olmak gerekiyor?
Bunu düzenleyen bir yasa mı var?
Ben bir yazı yazmak, blog yayınlamak, araştırma yapmak istediğimde araştırdığım konuda halkın ne düşündüğünü sormam kadar hakkaniyetli ve demokratik bir tavır var mı?
Ülkede hayat pahalılığı var diyebilmeniz için başkalarının da benim gibi düşündüğünü belgelemem niye suç olsun?
Sosyal medyada yüzlerce trol her gün yeni bir yalan uydurup algı oluşturmuyorlar mı? Onlarla hiç m��cadele ediyor musunuz?
Bu baskılar nafile...saat işliyor!
İstiklal marşındaki "KORKMA" bu günler içindi.
Yolsuzluk yapan ve CHP'liler tarafından şikayet edilen imamoğlu'nun savunulduğu günler için değil.
( Dilek İmamoğlu Akın Gürlek #tutuklandı#tutuksuz Silivri )
Dizinin dibinde Büyüdüğün Erbakan sana Türkiye'yi parçalayacaklar dedi.
Senin Devlet aklın olsaydı, orta Doğu da bütün Tek Adam Rejimleri yıkılırken Hangi Devlet Aklı! Sana Tek Adam rejimine geç dedi?
Libya, Irak, Mısır, Suriye...bunlar yıkıldı.