meşhur hikâyedir. çölde bir bedevi,
devesinin üstünde giderken yolda bir adama rastlar. adam çok susadığını söyler ve bedeviden su ister. bedevi, susuz kalan adama su vermek için devesinden inince, susuz adam deveyi alıp kaçar. bedevi, adamın arkasından, "sakın bu olayı kimseye anlatma" diye bağırır. deveyi çalan adam, "neden?" diye sorar. bedevi, "eğer insanlar bu olayı duyarsa bir daha kimseye yardım etmez" der. işte deniz feneri ile başlayan ve ahbap'la devam eden yolsuzluk hikâyeleri tam da böyle bir tahribata yol açıyor. insanların birilerine yardım etme isteğini yok ediyor. en acısı da bu.
Konut fiyatları yıllık %24,5 arttı, ama reel olarak %6,1 geriledi.
Buna karşılık inşaat maliyetleri yıllık %28,58 yükseldi.
Yani fiyat artışı maliyeti karşılamıyor.
Bu tablo ya sektörde tıkanmaya ya da ileride daha sert fiyat artışlarına yol açabilir.
Dünyanın ilk 8’li çapraz karaciğer nakli Malatya’da gerçekleşti.
İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde, Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğinde gerçekleştirilen 8'li çapraz karaciğer nakli, tıp tarihine adını yazdırdı.
Bu gurur Malatya'nın ♥️
Our very recent paper investigates the pass-through from exchange rate to house prices in emerging countries. Part of the observed dramatic increases in local house prices in recent years can be purely attributed to exchange rate.
https://t.co/DjEmnODKrr
İktisat ile veri biliminin kesişim noktası.
Sargent & Stachurski'den 2221 sayfalık ve ücretsiz bir hazine:
"Intermediate Quantitative Economics with Python"
Hem öğrenmek hem de öğretmek için harika bir rehber.
🔗 https://t.co/ykmIOPHy9i
The hawkish case is finding political backers from inside the president’s own party, meaning that declining to cut might not leave Warsh isolated within his own coalition.
Sen. John Kennedy said inflation is “kind of like a tick.”
“If you get a tick, the best way to handle it is to get that SOB off of you immediately. If it has a chance to dig in, it gets a lot harder.”
Bekar ve çocuksuz bir çalışan için uygulanan vergi yükü (2025):
- Türkiye’de %40,3
- OECD ortalaması %35,1.
Bir önceki yıl listede 19. sırada yer alan Türkiye, 14. sıraya çıktı.
Raporun en çarpıcı verisi ise çocuklu ailelerle ilgili.
Türkiye’de bekar bir çalışan ile iki çocuklu bir çalışan hemen hemen aynı oranda vergi ödüyor.
OECD ülkelerinin genelinde çocuklu ve evli çalışanlara sağlanan vergi avantajları ve yardımlar vergi yükünü ortalama 8,9 puan düşürüyor.
Türkiye’de bu grup açısından vergi yükünde OECD ülkeleri arasında ilk sırada.
Kaynak: OECD- Ücretlerin Vergilendirilmesi 2026 Rapor, Veriler 2025 yıl sonu için.
Teorinin Güzel Dünyası
Standart para teorisi zarif bir mekanizma önerir. Merkez bankası faizi yükseltir. Kredi pahalılaşır. İnsanlar daha az borçlanır, daha az harcar. Talep düşer. Fiyatlar geriler. Enflasyon söner.
Bu mekanizma onlarca yıl boyunca Batı ekonomilerinde işe yaradı. Fed 1980'lerin başında faizi %20'ye çıkardığında ABD enflasyonunu gerçekten dizginledi. Avrupa Merkez Bankası 2022-2023 döneminde faiz artırımlarıyla bölge enflasyonunu kontrol altına aldı.
Peki neden Türkiye'de aynı reçete aynı sonucu vermiyor?
Cevap teorinin kendisinde gizli. Bu mekanizmanın çalışabilmesi için kritik bir ön koşul var: Ekonomideki paranın büyük çoğunluğunun ulusal para birimi cinsinden tutulması gerekiyor. Yani insanların TL'de olması gerekiyor.
Türkiye ekonomisindeki toplam nakit benzeri varlıklara bakıldığında çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Yaklaşık 600 milyar dolarlık altın, 220 milyar dolarlık döviz ve 600 milyar dolara karşılık gelen TL para arzı. Toplamda 1,4 trilyon dolar civarında bir büyüklük. Ekonominin sahip olduğu para veya para benzerinin toplamı bu.
Burada ne görüyoruz?
Paranın yüzde 43'ü TL cinsinden. Geriye kalan yüzde 57'si, yani çoğunluğu, döviz ve altında tutuluyor.
Yani enflasyon paranın sadece %43'ünü mü etkiliyor..
Şimdi şu soruyu sorun: enflasyon %43 oldu bu paranın ne kadarını etkiliyor?
Dolar mevduatı olan birini değil. Altın tutan birini de değil. Yabancı para cinsinden geliri olanı da değil. Bu kişiler ve kurumlar çoktan TL sisteminin dışına çıkmış, enflasyon riskini kendi araçlarıyla bertaraf etmiş ve parasal sıkılaştırmanın hedef aldığı talep kanalının tamamen dışında konumlanmıştır.
Merkez bankası yüzde 50 faizle enflasyona cevap verdiğinde?
Aslında paranın küçük bir kesimine sesleniyor. Geri kalanı duymuyor bile.
Bu durum akademik literatürde "para politikasının iletim mekanizması bozukluğu" olarak tanımlanan kısma benziyor.
Enflasyonun maliyeti paranın tümüne yansımıyor. Sıkılaştırmanın maliyeti?
Kısa vade de paranın bir kısmına arbitraj imkanı sunarken, durdurma etkisi ekonomik genele yayılıyor.
Hatta toplumun bir kısmı enflasyondan kazanç sağlıyor.
Tasarruf imkanı az veya hiç olmayan, Düşük ve Sabit gelirli ise hem parasal hem ekonomik bütün etkiyi yaşıyor.
Tersine Çalışan Bir Sarmal
Daha da girift olan boyut şudur: Yüksek faiz bazı koşullarda enflasyonu düşürmek yerine besliyor da.
Şirketler yüksek faizle borçlandığında bu maliyet fiyatlara yansır. Üretim pahalılaşır. Arz daralır. Fiyatlar yükselir. Merkez bankası enflasyonu kısmak için faizi artırmış, ama maliyet kanalı üzerinden enflasyona yakıt taşımıştır. Fiili maliyeti artmayanlar dahi fırsat maliyeti hesabı ile kârlarını arttırarak enflasyondan ekstra gelir elde eder.
Bu olgu Türkiye'de defalarca gözlemlendi. Maliyet kaynaklı enflasyon, yani arz cephesinden gelen baskı, talep kaynaklı enflasyon kadar belirleyici bir rol oynadı.
Hatta bu çoğu kez "fırsatçılık" ile enflasyonun beklenti tarafını da vurdu.
Standart parasal sıkılaştırma talebi hedef alır. Ama Türkiye'deki enflasyonun esası sadece talep tarafında değil, maliyet ve kur tarafında.
Faizin Çıkmazı: Her Kapı Aynı Duvara Çıkıyor
Mekanizmanın bozukluğu yalnızca enflasyon kanalında değil, faiz kararının yarattığı ikincil etkilerde de kendini gösteriyor. Ve bu noktada tablo gerçek anlamda labirente dönüşüyor.
Faiz yüksek tutulduğunda kısa vadeli arbitraj peşindeki sıcak para ülkeye akar. Bu sermaye kuru geçici olarak değerlendirir.
Ancak faizin düşeceğine dair en küçük sinyal ya da küresel bir türbülans anında bu para, geldiğinden çok daha hızlı çıkar ve kur üzerinde ani ve derin bir baskı oluşturur. Çünkü bu sermayenin ülkeye bağlılığı yoktur; yalnızca getiri farkına bağlılığı vardır.
Üstelik buna içerde arbitraj için TL'ye geçmiş aslen döviz olan pozisyonlar da katılır.
Öte yandan faiz düşürüldüğünde kredi genişler, talep hızla artar, ithalat patlar ve cari açık kısa sürede kontrolden çıkar. Bu sefer kur baskısı dışarıdan değil içeriden gelir. Üstelik düşük faiz ortamında altın ve dövize olan talep de fırlar; vatandaş ve kurumlar TL'den kaçarak hem ithalat faturasını büyütür hem de dolar likiditesini çift taraftan kurutur. Buna bir de şunu eklemek gerekir: Faiz tam yerinde olsa bile bu kararı yüksek bulan piyasa oyuncuları ile düşük bulan analistler her zaman var olacak ve bu görüş ayrılığı tek başına belirsizlik yaratmaya yetecektir. Bu da "madem belirsizlik var döviz veya Altın alalıma" döner.
Faiz yüksek olursa sıcak para tuzağı.
Faiz düşük olursa cari açık ve dolarizasyon tuzağı.
Faiz tam ayarında olursa bile algı tuzağı.
Her senaryo aynı kırılgan noktaya, yani kur spekülasyonuna götürüyor.
Bu bir paradoks, kısır döngüdür. Ve bu döngüyü yalnızca faiz kararıyla kırmak mümkün değildir.
Bu paradokstan çıkmanın tek koşul var: Sürdürülebilir cari fazla vermeden, en azından kalıcı bir denge kurmadan, bu labirentten çıkan kapı hiçbir zaman görünür olmayacak.
Cari açık var olduğu sürece dövize olan kronik ihtiyaç devam edecek, bu ihtiyaç kuru kırılgan tutacak, kur kırılganlığı TL'ye güvensizliği besleyecek ve para politikası faiz arttırarak durumu dengelemek isteyecek ve kısır döngü tekrar.
Cari Açık sürdürülebilir şekilde kapanmadan bu döngüden çıkış yok.
Formel diplomasi dili, günlük dil değildir. Günlük dil gibiymiş yorumlamak hatalı olur. Bunlar çok uzun yıllardır oturmuş kalıplardır. Bildiğini düşündüğünüz ama bilmediğiniz bir alanda yorum yapmadan önce bir bilene danışmak her zaman evladır.
@umitak Sanırım en son zaman 2025 Temmuz ayında yapılmış yüzde 24.6 oranında. Dolayısıyla mevcut resmi enflasyona göre çok abartılı bir artış görünmüyor.
Üniversite lisans eğitiminde bilim felsefesi, bilim sosyolojisi, bilim tarihi derslerinden biri mutlaka zorunlu olarak okutulmalı. Yoksa sürekli "Söylesem tesiri yok, sussam gön��l razı değil" durumunda kalıyoruz.
"Bilim"in tek bir tanımı yoktur. Sınır çizme (demarkasyon) tartışmalarının sebebi de budur. "Sosyal bilim olmaz" iddiası, bu tartışmalardan bihaber, küflenmiş pozitivizmden ötesini bilmeyenin kurabileceği bir cümledir. Sonrasında söylenenler ise, neresinden tutsan elinde kalır cinsten.
Küflenmiş pozitivizmden ötesi için bkz. Kuhn, Popper, Lakatos, Feyerabend, Bhaskar, Latour, Bloor, Bourdieu, Shapin ve Schaffer, Cartwright, Hacking ...
Christopher A. Sims has passed away. I had the opportunity to meet him at a conference organized by the ECB after he was awarded the Nobel Prize. He was very polite and humble while presenting his paper. Rest in peace.
@EmniyetAnkara hem bina otopark girişine arabasını park eden hem de yolun bir kısmını işlevsiz hale getiren bu araça gerekli yasal işlemleri yapmanızı istiyorum.
@bankadakimudur Tam olarak bu hesap doğru bir sonuç vermez.
Her ay 7.150 TL'yi 72 defa mevduat yapmak ile 6 yıl sonunda ne olur.. Sonra bu miktar 4 yıl sonra ne olur gibi konular var.
Mesela ortalama yıllık %25 faiz olur derseniz burada 10 yıllık çok daha avantajlı.