Herkes kendini mağara başı filozofu; başkalarını zincire vurulmuş cahil ve kötü insanlar olarak görüyor. Bu da çağın mağarasının, sorumluluktan kaçan adamının post stoacı tesellisi.
İnsan ölüme ancak hayatı yaşayarak hazırlanır. Ölüme hazırlanmak, ölümü beklemek değil, hayatı anlamıyla ve sorumluluğuyla yaşamaktır. Ölüm korkusu, yaşanmamış bir hayatın insanın içinde bıraktığı boşluktan doğar.
Yenisi ya da eskisi fark etmez. Stoacılık size algoritmalar dünyasına sarsılmaz biçimde katlanmayı, seçim yapmayı ve nihayet ruhunuzu özgür sanma keyfini sağlar.
Yeni Baba Sirenler’i öldüreli beri, kulaklarını tıkamanın da kendini direğe bağlamanın da hükmü kalmadı. Hayatının manasını arıyorsan, önce Lazarus gibi ölüler âleminden çıkıp yeryüzüne gel. Artık mesele Sirenlerin sesini duymamak değil, onların neden susturulduğunu sormak.
Ölüler susar. Yaşayanlar sorar. Ve bazen tek bir soru, bütün düzeni yerinden söker.
Düşünmek; modern burjuva felsefesinin alet çantasıyla tamircilik yapmak değil, tam aksine Polyphemes’i kör eden aydınlanmacı, yeni sömürgeci ve çok bilmeci dünyasını bozmaktır.
12 Eylül 1980…
Geçip giden bir tarihten ibaret değil sadece; postalın izi de kaybolmuş değil… Politika çoğu şeyi gizlerken sanat ve felsefe çıplaklığını açığa çıkarır kişinin, kimi zaman istemsizce. Bu tablo da bir faşistin estetik yoksunluk ve yoksulluğunun eseridir. Onun çiziminde yer almasa da her şeye rağmen baharı örgütleyenlere; işkencelere direnişle cevap verenlere; 12 Eylül’ü salt bir matem değil mücadele günü olarak yaşatan karanfillere selam olsun…
Barış, kusursuz bir dünya kurmak değildir. Birbirimizi kusurlarımızla, farklılıklarımızla, hafızalarımızla ve yaralarımızla birlikte tanımak ve yaşatabilmektir. Kendini “kimse” olarak tanıtan Odysseus gibi, ötekileri barbar ilan ederek, kör etmek değildir. Barış biraz da tekinsiz bir dünya kurmaktır, yeryüzünü cennet bahçesi kılmak değil. Dünyayı tamamen kontrol edemeyiz ama yeryüzünde barışa bir yer açabiliriz.
Barış üzerine konuşacağımı duyurduğumdan beri saldırılar arttı.
Demek ki hâlâ bu ülkede barış kelimesi bazılarını korkutuyor.
Beni kahraman ya da hain ilan etmeye çalışanlara bir şey söyleyeyim: Ben bu iki sıfata da talip değilim. Duru bir akılla konuşmak istiyorum. Bir meseleyi konuşurken önce sloganların, kamplaşmaların ve ezberlerin dışına çıkmayı deniyorum.
Barış istemek teslim olmak değildir.
Barış istemek susmak değildir.
Barış istemek geçmişi unutmak değildir.
Barış istemek haksızlıkları görmezden gelmek hiç değildir.
Barış, bütün bunları konuşabilecek ortak bir zemin yaratma cesaretidir.
Bu memleket hepimizin.
Ben haysiyetli bir toplumsal barış için gerekirse Sokrates gibi baldıran zehrini içmeye hazırım. Çünkü bazı sözlerin bir bedeli vardır. O bedeli göze almadan hakikatten, siyasetten ve barıştan söz etmek kolaydır.
Belli ki bu ülkede kahraman veya hain ilan edilmeden, birilerini memnun etmek zorunda kalmadan, duru bir akılla bir şey söylemek giderek zorlaşıyor.
Olsun.
Ben cehenneme inmeye hazırım.
Odunlarınızı alın, gelin.
Ama bilin ki orada da kavga etmek için değil, neden cehenneme dönüştüğümüzü konuşmak için olacağım.
Benim meselem kim kazanacak değil.
Bu memleketin insanları birbirini öldürmeden, birbirini yok saymadan, birbirini hain ilan etmeden nasıl birlikte yaşayabilir?
Ben bunun için konuşuyorum.
Yarın da başka mekanlarda konuşmaya devam edeceğim.
Barışı savunmak, herhangi bir tarafın sözcülüğünü yapmak değil, çatışmanın şiddet yerine siyasal alanda sürdürülebileceği koşulları savunmaktır. Bunun temelinde de karşı tarafın yok edilmesi gereken bir düşman olmaktan çıkarıp siyasal bir muhatap olarak tanımak vardır. Tanınma, karşı tarafın bütün taleplerini kabul etmek değildir. Farklılıkların, itirazların ve çatışmaların ortak bir siyasal zeminde ifade edilebilmesidir. DEM Parti de diğer bütün partiler gibi bu ülkenin siyasal hayatının bir parçasıdır. Bir partinin davetlisi olmak, onun görüşlerini paylaşmak anlamına gelmez. Ben orada bir partinin adına değil, barışın politik ve felsefi imkânları üzerine konuşacağım.
1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
Harita odalarında planlanan çocuk ölümlerine, ekranlarda bir oyun gibi izlenen sanal görünümlü katliamlara ve dünyayı yıkıma sürükleyen yüksek teknolojili “akıllı” savaş makinelerine karşı çıkmak, insan haysiyetine uygun davranmak ve insan kalabilmektir. Dünya barışını istemek, uluslararası haydutluk “hukuku”na ve medeni dünyanın “akıllı” zülmene karşı top yekün direnmek, salt bir temenni değil, kararlı, aktif politik bir mücadeledir.
“Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, sarı tarlalar olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.”
— Cahit Sıtkı Tarancı
1 Eylül Dünya Barış
Günü kutlu olsun.
#1EylülDünyaBarışGünü #DünyaBarışGünü #CahitSıtkıTarancı #BarışMücadelesi #Barış