Gençliğe Ayaküstü Hitabe
Edip Yüksel
10 Ekim 2025
Gençler, politikacı moruklara yalvaracağınıza, sürekli durumdan şikayet edeceğinize insiyatif alın. Sizi bölüp sömürmek için uydurdukları dini ve milli palavraları gevişlemekten vaz geçin.
Kürt-Türk
Sünni-Alevi
Erkek-Kadın
Dinci-Dinsiz
Yerli-Yersiz
Köpekçi-Köpeksiz
Geçmişin kanlı ve çamurlu yollarında patinaj yapmayın. Uyduruk tarihleri tartışmayın. Geçmişin dini ve milli kahramanları putla��tırmayın.
Geleceğe bakarak bugünü konuşun. Geçmişe, arabanızı sürerken dikiz aynasına baktığınız kadar arada bir bakın, ama geleceğe odaklanın.
Evrensel prensipleri keşfedin ve onların etrafında birleşin. Tartışın, tartışmaktan korkmayın. Size destek olan moruklara danışın ama kararları siz alın.
Ülkenizde politikayı etkilemeniz ve hatta belirlemeniz için mal ve mülk sahibi moruklar gibi parti ve dernek binaları kiralamanıza gerek yok.
Size biçilen elbiseleri yırtın; gözlerinize takılan at gözlüklerini kırınız; sokulduğunuz zihinsel zindanların duvarlarını yıkınız; morukların ahırlarında ve kümeslerinde reaya sürüsü olmaktan çıkınız.
Sosyopatları, sofistleri, muhterisleri, megalomanyakları alkışlamayın; din tüccarlarının dualarına amin demekten vazgeçin. Bir elinde bayrak diğer elinde mushaf sallayan hırsızlara aldanmayın.
Bir araya gelin. Barışçı bir tavırla tartışın. 10 Maddelik veya 19 maddelik bir manifesto hazırlayın.
Sosyal medyada bir gençlik platformu oluşturun. Partiler üstü bir güç noktası oluşturun. Moruklar sizin ayağınıza gelsin.
Bunun için muhtaç olduğunuz kuvvet Tanrı’nın size doğuştan verdiği beyinlerinizin synapses ve dentritlerinde mevcuttur.
İlahiyat Prof. Mustafa Öztürk:
“İslam tarihinde kadın karşıtı tutumun kült isimlerinden biri Hz.Ömer’dir
Karısını ağır şekilde döver
Kadınları aşağılar ve tahkir eder”
“Peygamberin günlük hayatındaki sünnetiyse, niye deve, çadır sünneti yok; lüks arabalar, rezidanslar var?
İş karı-kız meselesine gelince sünnet aklınıza geliyor. 6 yaşındaki çocuklara göz göre göre din adına te***vüz ediyorsunuz. İnsan değilsiniz.”
— Prof. Dr. Mustafa Öztürk
Kılıçlar çekildi…
Emeğine sağlık Özgür Özel…
🔥Fatma Betül Sayan Kaya var. Orada da nefsine uymuş. 'Tayyip Bey de üzgün.' Öyle bir şey yok
🔥455 bin kişi, aileleriyle birlikte 2 milyon kişi ve dolaylı etkilenen neredeyse 5 milyon kişi...
🔥Size bu fon gerçeğini şöyle açıklamak isterim: Paranızı çoğaltıp çalanlar değil de ona zemin hazırlayanlara bir bakın ki her birinin orada, fonda hesapları da var.
▪️Emre Alkın: Tera'nın tutuklu yönetim kurulu üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Kurulu üyesi. Atamasının altında Erdoğan'ın imzası var.
▪️Kerem Alkın: Tera bağımsız yönetim kurulu üyesi. Türkiye'nin OECD Daimi Büyükelçiliğine Erdoğan tarafından atanmıştı. Varlık Fonu ve Halkbank'ın yönetimindedir.
▪️Emre Tezmen: Tera Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı, Fatma Hanım'ın ve ailesinin yakın arkadaşı.
▪️Erkan Kilimci: Tera'nın Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı; 200 liranın üzerinde imzası var.
▪️Fecir Alptekin: Tera'nın Yönetim Kurulu Üyesi, Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Üyesi.
▪️Abdülkadir Özkan: Yönetim Kurulu Üyesi, Başbakanlık Başdanışmanı, Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda basın müşaviri.
▪️Erdin Özel: Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı. Önce inkâr ettiler, Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular ve AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı olarak basın açıklamaları ortada.
▪️Serdar Turan: Pusula'nın tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı, eski AK Parti Gençlik Kolları Başkanı.
▪️Muhammed Yarız: Pusula Portföy'de yönetici ve tutuklu, eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi.
▪️Özdemir Ataseven: Özatadenizcilik Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı.
▪️İskender Balcı: Fonda yönetici, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı.
🔥Hepsi Erdoğan'ın ekibi. Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var: Recep Tayyip Erdoğan
🔥Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan Cumhurbaşkanı olmaz.
🔥Bu kumpas çetesini, bu kirli çeteyi, asrın soygununu yapanları teker teker atayandan Cumhurbaşkanı olmaz."
- Çalıyorlar oy veriyorsunuz
- Yalan konuşuyorlar oy veriyorsunuz
- Kandırıyorlar oy veriyorsunuz
- Kul hakkı yiyorlar oy veriyorsunuz
- Adalet ve hukuk sürünüyor oy veriyorsunuz
- Liyakat yok oy veriyorsunuz
Yine oy veriyorsunuz, yine oy veriyorsunuz.
Sonra da rezil rüsva oluyorsunuz, başınıza gelmeyen bela kalmıyor, akıllanmıyorsunuz.
Allah böylelerini ancak helak eder, siz de helak olacaksınız. Bu kadar basit.
Allah’tan korkusu olmayan herkesin geleceği nokta o.
Sizi gidi süs müslümancıkları…
Allah’ı bırakıp paraya, aklı bırakıp cahilliğe taptınız.
Cahiliye döneminde kalmak için bir topluluk bu kadar çaba sarf eder mi ya…
Daha bunlar iyi günleriniz, sayenizde, tüm ülke rezil olduk dünyaya!
Sizin ahlakınız, insanlığınız da yerin dibine batsın.
İftiralarla insanları içeri tıkıp, hırsızlara dokunmuyorsunuz.
Bu ülkeden bu zihniyetle bir şey olmaz.
Tera’nın patronu Merkezi Kayıt Kuruluşu’da Yönetim Kurulu üyesi
Onu oraya kim atadı?
MKK bir A.Ş. Kamu kurumu değil 03.08.2023’de genel kurulda atandı
MKK bir A.Ş. İse ortaklık yapısı nasıl
%65 Takasbank
%30 İstanbul Borsası A.Ş.
%5 TSPB (sermeye piyasası şirketleri birliği)
O zaman en büyük ortak kararı tek başına belirleyebilir yani Takasbank
Peki Takasbank kime ait?
%65 Borsa İstanbul A.Ş
%17 17 banka
%28 27 aracı kurum
Bir saniye MKK’da en büyük katılımcı TakasBank ama onda da en büyük katılımcı Borsa İstanbul.
Zaten %30 ortaklığı vardı. MKK’da o zaman Borsa İstanbul’un dolaysız ve dolaylı ortaklığı ne kadar?
Bu durumda aslında MKK’da Borsa İstanbul’un payı %72’ye çıkar.
Aslında tüm yönetim kurulunu belirleme hakkına tek başına sahip
Peki İstanbul Borsası A.Ş. Kime ait?
%81’i Türkiye Varlık Fonu’na TVF tek başına Tüm Borsa İstanbul’un yönetimini belirleme hakkına sahiptir.
Peki TVF yönetimini kim belirler
Cumhurbaşkanı.
Hali hazırda başkanı Prof Dr. Erişah Erican’dır 2018 yılından beri bu görevi yürütüyor aynı zamanda Takasbank, MKK’nın en büyük ortağı İstanbul Borsası A.Ş.nin başkanıdır.
Yani bu silsileye göre Emre Tezmen’in yönetim kurulu üyesi olabilmesinin gittiği yerler bellidir.
Erdoğan çok öfkeliymiş bu işin ucu nereye kadar giderse gitsin soruşturulmalıymış!
Evet.
Mustafa Öztürk: Benim inandığım tanrı abdest, namazla uğraşmaz. Cennet, cehennem, ahiret gibi konularda Sünnilerle alakam yok. Kurandaki tanrı insani sıfatlar taşıyor. Benim tanrım varlığa sirayet etmiş bir enerji, çip gibi. Buna panteizm/vahdet-i vücud denir.
Borsada yazılı olmayan 6 kural👉
• Eğer bir hisse +8'i geçip tavana kitleyemiyorsa düşer.
• Eğer bir hisse tabana gelip kitleyemiyorsa yükselir.
• İlk 15 dakika açılış fiyatının üzerinde durmaya çalışan hisse yükselir.
• İlk 15 dakika açılış fiyatının altında durmaya çalışan hisse düşer.
• Zirvelerde gerçekleşen bölünmeler mal
dağıtmak içindir.
• Piyasa yükselirken Bist30 hisseleri, piyasa yatayken yan kağıtlar yükselir...
#bist100
"İlk kez Hz. Muhammed tarafı kan döktü ve Mekke kervanını yağmaladı.
Mekke'lilerle Hz. Muhammed kavgasında kan davasını başlatan Peygamberin tarafıdır.
Medine'deki İslam siyasal İslam'dır.
Müşfik İslam, İslam'ın barışçı yüzü gibi söylemlerde problem var."
Prof İsrafil Balcı
Bu sözün temelindeki asıl yanılgı, Tanrı’yı evrenin içinde yer kaplayan, zaman zaman işleyişe müdahale eden ve gerektiğinde laboratuvar araçlarıyla izi sürülebilecek fiziksel bir varlık gibi tasavvur etmektir. “Tanrı 1500 yıldır müdahale etmiyor” diyebilmek için, önce ilahî müdahalenin teleskopla görülebilen, mikroskopla incelenebilen yahut bir fizik denklemiyle ölçülebilen bir hadise olduğunu kabul etmek gerekir.
Oysa vahiy geleneğinin Tanrı tasavvuru bütünüyle başkadır. Tanrı, evrendeki sebepler zincirine eklenmiş bir başka sebep değildir; sebeplerin de, zamanın da, mekânın da, varlığın da kaynağıdır... O, kâinatın içinde aranacak bir nesne değil, kâinatın niçin var olduğu sorusunun ufkudur…
Tanrı’yı fizik denklemlerinin arasında aramak, Beethoven’ı Dokuzuncu Senfoni’nin ses frekansları arasında aramaya benzer. Elbette senfoninin frekanslarını ölçebilir, ses dalgalarını çözümleyebilir, titreşimlerini matematiksel olarak ifade edebilirsiniz. Fakat bütün bunları yaptıktan sonra hâlâ Beethoven’a, onun ruhuna ve o besteyi doğuran anlam dünyasına ulaşmış olmazsınız. Çünkü ölçmek başka şeydir, anlamak başka…
Fizik bize yıldızların nasıl doğduğunu, galaksilerin nasıl hareket ettiğini, maddenin hangi yasalarla davrandığını anlatabilir. Fakat neden hiçbir şey yerine bir şeylerin var olduğunu; insanın neden hakikatin peşine düştüğünü, neden adalet uğruna hayatını verebildiğini, neden güzellik karşısında büyülendiğini ve neden sonsuzluğu özlediğini tek başına açıklamak zorunda değildir. Bunlar fiziğin başarısız olduğu sorular değil, fiziğin konusu olmayan sorulardır…
“Tanrı 1500 yıldır müdahale etmiyor” sözü ise Tanrı’yı tarihin belli dönemlerinde sahneye çıkan, peygamberler gönderen, ardından perde arkasına çekilip kâinatı kendi hâline bırakan bir hükümdar gibi tahayyül ediyor. Oysa İslâm’ın Tanrı tasavvuru bu değildir. Kur’an’ın bildirdiği Allah, kâinatı bir defa kurup kenara çekilmiş bir saat ustası değil; “her an bir işte olan”, varlığı her an varlıkta tutandır…
Bu yüzden vahyin tamamlanması, Tanrı’nın susması değildir. Belki tam tersine, insanın artık kendisine verilmiş sözle ne yapacağının sınanmasıdır. Peygamberliğin sona ermesi ilahî kudretin tarihten çekilmesi değil, insanın tarih karşısındaki sorumluluğunun ağırlaşmasıdır…
Mucizeyi de yalnızca tabiat kanunlarının zaman zaman askıya alınması şeklinde düşünmek eksiktir. Belki en büyük mucize, kanunları olan bir kâinatın bulunmasıdır. Hiçliğin değil varlığın; kaosun değil düzenin; mutlak anlamsızlığın ortasında anlamı sorabilen bir insan bilincinin mevcut olmasıdır. Mucize, Tanrı’nın ara sıra bozduğu bir evren değil; her şeyden önce bir evrenin var olmasıdır…
Asıl mesele burada başlıyor: Bilimin yöntemsel sınırlarını metafizik bir hükme dönüştürmemek gerekir. Bilim, kendi yöntemi içerisinde “Vahyi ölçemiyorum, Tanrı’yı deney düzeneğinde gözlemleyemiyorum” diyebilir. Bu son derece meşru bir bilimsel tavırdır. Fakat buradan hareketle “Öyleyse vahiy mümkün değildir ve Tanrı insanla konuşamaz” denildiği anda laboratuvardan çıkılmış olur…
Çünkü ilk cümle bilimin sınırlarını ifade ediyor; ikinci cümle ise varlığın sınırları hakkında hüküm veriyor. Ve o hüküm artık fizik değildir… Felsefedir…
@fatih_ergenekon Son gunlerde uslubun bozuldu , X , tik-tok böyle adamı bozar kimseden farkin kalmaz , kendine gel din teblig eden biri olduğunu unutma yoksa sempatin gider sifirlanirsin , bak Edip abine hiç “ koduklarim ibneler “ vs diyormu
Sünni tağutlar, 40-50 yaşındaki adamlar kız çocukları ile 9 yaşında mı, 6 yaşında mı, yoksa 3 yaşında mı yatağa girebilir sorusunda ihtilaf etmişler.
Hahamların Talmud’taki fetvalarına benzer fetvalar uydurmuşlar. Akla, vicdana, imana, insanlığa zarar fetvalar…
Çağdaş Sünni mukallitleri de tağutlarına pedofil damgası vurmadan durumu nasıl kurtaracaklarının hesabını yapıyorlar.
Kısacası lağım çukuru içinde sünnet-münnet, fıkıh-mıkıh, fetva-zırva tartışıyorlar.
Akif, videonun bir yerinde sözde İslam ülkelerinde pedofili suçlarının Batı’dan çok daha düşük olduğunu söylüyor. Pedofili şeytanlığını fıkıhlayıp sünnetlersen, örfleyip adetleştirirsen elbette suç istatistiklerinde yer almaz. 🤯
Ali Şeriati tartışmasının belki de en hayırlı sonucu bu oldu, "her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır" diyen kökleri derin Kurani metafor bir kez daha vuku buldu, Allah ACM ve avanesinden razı olsun diyelim, ne diyelim, AKP'li yıllarda, Siyasal İslâm'ın adeta yüzü olan ACM tipi müesses nizamcı, büyük güçlerle iyi geçinen, rüzgâr gülü gibi politika değiştiren, rantçı, servet düşkünü, parsacı, ihale kovalayan hak hukuk bilmez, ilkesiz, habis, güç zehirlenmesiyle başı dönmüş bir "İslâmcı" profiline alışıp bunu olumlu ya da olumsuz "normali" bellemiş, birçok genç arkadaşa, Türkiye'nin İslâmcılık serencamının bundan ibaret olmadığını, dünyada da bu işin geçmişte böyle olmadığını, yüzünü mazluma dönmüş, zalimin sömürücünün, haydutun yüzüne sıfatlarını haykıran yiğit adamlar, çevreler olduğunu hatırlattı. Bir dönem Türkiye'de ve dünyada zühd ile yaşamayı ahlâk belleyip zenginlerin ve emperyalist zorbaların düzenini yerden yere vuran İslâmi çevreler, kimseler olduğunu gösterdi birçok kişiye. Türkiye'deki İslâmcı hareketler ve öne çıkmış İslâmi figürler 1940'larda, 1950'lerde çok daha Amerikancı, Batıcı ve kapitalist-emperyalist sistemle uyumlu bir diskur içerisindelerken 60'lardan itibaren tüm dünyada esmeye başlayan üçüncü dünyacı, antiemperyalist, bağımsızlıkçı sol hareketlerden Türkiye'deki İslâmcı hareketler de etkilenmeye başlamış öne çıkan figürler, hareketler, örgütlenmeler, çevreler arasından sol diyebileceğimiz millici, bağımsızlıkçı, antiemperyalist, antikapitalist, kamucu bir damar da neşü nema bulmuştur. Türkiye'de bu bağlamda entelektüel olarak en büyük etkiyi de Ali Şeriati yapmıştır. Ali Şeriati tam da bu tarihsel uğrağın sonucu bir devrimcidir. Sağolsun 80'lerden sonraki Özalist liberal Atlantikçi politikalar, 90'lardaki AB'cilik ve AKP'li yıllardaki korkunç sermayeci politikalarla tüm Türkiye toplumunda ve siyasal kesimlerinde olduğu gibi İslâmcı kesimler arasında da bu millici, bağımsızlıkçı, antiemperyalist, antikapitalist sol damar köreltilmiş, kadükleştirilmiştir. İran'la yaşanan son savaş ve İran'ın kudretli ve takdire şayan direnişi tüm mazlum dünya halkları arasında ama özellikle Müslüman toplumlarda bir kez daha bir silkinmeye sebep olmuş, Atlantik'in soykırımcı, pedofil Epstein Koalisyonu'na karşı kendi hükümetlerinin pısırık, itaatkâr ve işbirlikçi politikalarını sorgulamaya kadar varmıştır iş, umarız bu sorgulama ve gelişen tepkisellik bir saman alevi olmaz da devamı gelir.
Kur'an'da SALAT nedir 🤔
Salat: destek olmak, bağ kurmak, bir merkeze bağlanmak ve o merkezi takip etmek 👌🏻
Şeytan, hamr ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ın öğütlerini dinlemekten ve salattan uzaklaştırmak ister. O halde bunlardan vazgeçmeyecek misiniz?
Maide/91
Salat; bir bağ kurma, destek olma ve toplumsal bir bütünlük sağlama eylemiyse; Şeytan bu bağı koparmak için iki büyük silah kullanır: Hamr ve Kumar.
Hamr:
Salat, Allah’ın öğüdüyle (zikirle) kurulan bilinçli bir bağdır. "Hamr" ise sadece içki değil, "aklı örten" her şeydir. Aklı örtülen, bilinci bulanan bir insan, hakikatle bağını kopar��r. Ayetin vurgusuyla; aklı örtülmüş birinin ne Allah’ın öğüdünü dinleyecek ne mecali kalır ne de toplumla sağlıklı bir bağ (salat) kuracak iradesi.
Kumar:
Salatın özü "karşılıksız destek" ve "yardımlaşma" iken; kumar, "başkasına zarar vererek kazanma" ve "sömürü" üzerine kuruludur. Kumarın olduğu yerde bağ (salat) değil, ayetin tabiriyle "kin ve düşmanlık" filizlenir. Biri elindekini paylaşarak bağı güçlendirirken, diğeri ötekinin elindekini yok ederek bağı parçalar.
Sonuç olarak;
Ayet bize şunu fısıldar: Zihniniz uyuşmuşsa (hamr) Allah ile bağ kuramazsınız; aranızda sömürü ve nefret varsa (kumar) birbirinize destek (salat) olamazsınız. Şeytanın asıl hedefi, sizin bireysel ritüelleriniz değil; Kur'an'ın inşa etmek istediği o muazzam "dayanışma ve bilinç ağını" çökertmektir.
Peki, bu 'bağ ve destek' sistemi (salat) hayata geçtiğinde neye benzer ve kime, nasıl müdahale eder? Bu sorunun cevabı, salatın sadece bir ibadet değil, doğrudan yerleşik düzene meydan okuyan bir manifesto olduğunu kanıtlayan Şuayb'ın Salatında gizlidir."
Şuayb Salatı👌🏻
Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Atalarımızın kulluk ettiklerini bırakmamızı; mallarımızı, istediğimiz gibi kullanmaktan vazgeçmemizi senin salatın mı buyuruyor? Oysaki sen yumuşak huylu, aklı başında bir adamsın."
Hud/87
Ayet bize Salatı anlatıyor.
Onlar, "Ey Şuayb! Senin salatın mı bize bunları emrediyor?" derken,
Şuayb'in kavminin sorusu, aslında "Salat"ın ne işe yaradığını onlardan daha iyi anlatıyor.
Onlar şunu demiyorlar: "Senin namazın/duan mı seni seccadeden kaldırmıyor?"
Aksine şunu söylüyorlar: "Senin kurduğun bu bağ/bu sistem (salatın), bizim ekonomik ve inançsal özgürlüğümüze neden müdahale ediyor?"
"Atalarımızın taptıklarını bırakmamızı mı emrediyor?" diyerek salatın, geçmişten gelen körü körüne bağlılıkları ve hurafeleri yıkıyor, zihni sadece Allah’ın öğretisine (zikrine) bağlayan bir özgürleşme eylemi olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Buradan şu sonuç ç��kıyor;
Sosyal Boyut: Ataların yanlış geleneklerini terk etmek (Zihinsel devrim).
Ekonomik Boyut: Malı dilediği gibi (sömürerek, ölçü-tartıda hile yaparak) değil, bir hukuk ve "infak" disiplini içinde kullanmak (Ekonomik devrim).
Demek ki Şuayb'ın salatı, bir ritüel değil; piyasaya, sokağa ve vicdana müdahale eden bir "bağ ve disiplin ağı"dır.
Peki "Salatı İkame Etmek" Nasıl Olacak?
Salatı ikame etmek (ayağa kaldırmak) şudur:
Zihinsel İnşa: Ataların hurafelerinden ve aklı örten (hamr) her türlü taklitçilikten arınarak, hayatın pusulasını doğrudan Allah’ın öğüdüne (Kur’an’a) sabitlemek, ona yönelmektir.
Sistemsel İnşa: Malın sömürü aracı (kumar) haline gelmesini engelleyip onu toplumsal bir destek (infak/salat) aracına dönüştürmek.
Süreklilik: Bu disiplini, tıpkı Nisa/102'de gördüğümüz gibi, en zor şartta (savaşta/kaosta) bile bozmadan ayakta tutacak bir organizasyon kurmak.
Sonuç olarak;
Salatı ikame etmek; ataların yanlış mirasını reddeden zihinsel bir özgürlük, malın kölesi olmayı reddeden ekonomik bir kimlik ve Allah ile kurulan bağı hayatın merkezine dikmektir.
Kur'an'ı Kur'an'la anlamak dileğiyle...