Kamuoyunun Dikkatine,
Milletvekilliği görevim süresince;
AKP’nin yaptığı yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararları üzerine kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyorum.
Bu nedenle AKP’nin ve türlü güç odaklarının hedefinde ve tehdidi altında olduğumun farkındayım.
Fon vurgunu konusunda yaptığım açıklamalar ve üzerinde çalıştığım dosyalar nedeniyle AKP’nin saldıracağını biliyordum.
Ama bunu eşim üzerinden yapacak kadar alçalacaklarını tahmin etmiyordum.
Konu, bana dokunamadıklarından ailem üzerinden beni tehdit etmelerinden ibarettir.
Hem geçmişte hem de bugün, geniş bir kadroyla çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunların arasında danışmanlarım, çeşitli alanlardaki uzmanlar, hukukçular ve siyasetçiler vardır.
Ortaya atılan asılsız iddianın amacı, fon vurgunu meselesinin konuşulmasını engellemektir.
Bana buradan, hem de eşim üzerinden saldırmak bir itibar suikastı ve susturma girişimidir.
Bu operasyonu yapanlar açıkça şunu diyorlar: “Sen ve partin, bu fon vurgunu meselesini daha fazla kurcalamayın!”
Benim üzerimden tüm milletvekillerine ve ailelerine verilmek istenen bu aşağılık mesajı reddediyorum.
Bu tehdide, bu alçaklığa pabuç bırakacak değilim. AKP’nin yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararlarının üzerine gitmeye kararlılıkla devam edeceğim.
7 Ağustos 2026 Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri Nöbeti no. 1368. Direnişin 6. yılı/2042. günü @UniBogazici#KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz
August 7, 2026 Bogazici University Faculty Vigil #1368/6th year/2042nd day of the resistance @unibogazici_en #WeDoNotAcceptWeDoNotGiveUp
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
Tuna Hocamızın hukuksuz şekilde işten atılmasına karşı Bilgisayar Mühendisliği Fakültesi önünde hocalarımız nöbette.
Hocalarımız, üniversitelerde yaratılan karanlığa boyun eğmedikleri için cezalandırılmaya devam ediliyor.
Hocalarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.
Now that Gaza lies in ruins—shattered, like a beloved face after a long brutality—Israel moves with a terrible confidence to the next act: The act of leaving every soul there not merely wounded, but permanently disabled. Injured, sick, hungry, homeless, without work, without hope. This is not war’s collateral damage. This is design.
As my friend Gideon Levy writes—and he knows, he knows—this is the prelude to expulsion. Think of it: a society without teachers, without doctors, without social workers, without engineers, without clerks. That is not a society. That is a holding pen. A slow erasure. And when nothing functions—no school, no hospital, no office, no heart—then it becomes ‘easy,’ they tell themselves, to scatter the people to the four corners of the earth. Like seeds from a broken pod, except no soil will take them.
We must name this. Not with rage alone, though rage is honest. But with the cold, clear tears of recognition: they are making life impossible so that departure becomes the only ‘choice.’ And the world watches, adjusts its spectacles, and calls for restraint. Restraint! There is no restraint in a slow drowning.
Bugün mezunu olduğum, kayyumun ve paraşütçülerinin usulsüzlüklerini ortaya çıkardığım @UniBogazici'de öğretim üyeliğinden "geliştirdiğim yazılımı paraşütçüye kullandırmayı reddettiğim için savunma hakkı verilmeden" çıkarıldım. +++
3,5 ay boyunca kapak hariç "2 sayfa+ 5,5 satır" yazmışlar. Aşağıdaki kısmı hariç, rektörlük ve benim savunmanın özeti.
Sözlü savunmada hazır bulunmamışım. Saymamaya çalıştığınız ama heyetin oybirliğiyle onayladığı rapor nedeniyle olabilir mi? @YuksekogretimK@erolozvar +++
Cumartesi bir algı operasyonu sahnelenmek istenecek!
Kılıçdaroğlu cephesi, genel merkez önündeki bayramlaşma etkinliği için Türkiye’nin birçok ilinden otobüs kaldırıyor. Bunun yanında AKP teşkilatlarından da yoğun katılım sağlanması yönünde çağrı ve organizasyon yapıldığı konuşuluyor.
Daha da önemlisi; partiye çökmeye geldikleri gün para karşılığında getirilen bazı grupların, yarın yeniden kalabalık görüntüsü oluşturmak için kullanılacağı iddiaları var.
Aynı saatlerde ise Özgür Özel, Güvenpark’ta halkla bayramlaşma buluşması gerçekleştirecek. Muhtemelen genel merkeze yönelen kalabalıklara hiçbir engel çıkarılmazken, Güvenpark’taki buluşmanın İzmir’de olduğu gibi baskı ve engellemelere maruz kalacak.
Çünkü amaçları açık:
“Bakın, sosyal medyada anlatıldığı gibi değil; Kılıçdaroğlu’nun hâlâ büyük bir karşılığı var” algısı oluşturmak.
Cumartesi bunu yandaş medya ve bazı isimler üzerinden hep birlikte göreceğiz.
İşte tam da bu yüzden cumartesi Güvenpark’ta olmak çok önemli.
Özgür Özel’e verilen desteği güçlü şekilde göstermek, kurulmak istenen algıyı tersine çevirmek gerekiyor.
Öyle bir kalabalık olmalı ki;
milletin iradesine rağmen alınan kararların ne kadar büyük bir yanlış olduğunu herkes görmeli.
Haydi;
vatanını seven,
demokrasiye inanan,
halkın iradesine sahip çıkan herkes
Güvenpark’a!
EVCİL VATAN
Bu millet yüzyıllardır sadece toprağını değil;
sokağındaki kedisini,
mahallesindeki köpeğini,
gökyüzündeki kuşunu,
dağındaki kurdunu da koruyarak ayakta kaldı.
Çünkü bizde vatan sadece sınır çizgisi değildir.
Vatan bir ruhtur.
Bir kültürdür.
Bir vicdandır.
Bugün “Mavi Vatan” diyorsak denizimize sahip çıkıyoruz demektir.
“Yeşil Vatan” diyorsak ormanımıza sahip çıkıyoruz demektir.
Şimdi sıra Evcil Vatan’da.
Çünkü bu ülkenin sokak kedileri de,
sokak köpekleri de,
mahalle kültürü de,
birlikte yaşama hafızası da bu vatanın parçasıdır.
Aynı zamanda bu toprakların doğal ekosisteminin de parçasıdır.
Çünkü ekosistem dediğiniz şey;
insanın,
hayvanın,
doğanın ve yaşam kültürünün birlikte oluşturduğu dengedir.
Bir toplum sadece doğasını değil,
vicdan ekosistemini kaybettiğinde de çürümeye başlar.
Ve dikkat edin…
Son yıllarda sistemli şekilde başka bir şey pompalanıyor.
İnsanları hayvanlardan nefret ettiren,
merhameti küçümseyen,
sokak hayvanlarını hedef gösteren kirli bir dil üretiliyor.
Çünkü bir milletin vicdanını çökertmeden,
o milleti içeriden çökertemezsiniz.
Bugün kediye düşmanlık pompalayanlar,
yarın birbirine düşman bir toplum oluşturur.
Bu tesadüf değildir.
Çünkü Türk milleti tarih boyunca merhametiyle güç oldu.
Ecdat kuşlar için saray duvarlarına yuva yaptı.
Camilerde kediler beslendi.
Vakıflar sokak hayvanları için kuruldu.
Şimdi ise bize kendi kültürümüzü unutturmaya çalışıyorlar.
Bu toprakların ruhunu bozmak istiyorlar.
Çünkü vicdanı parçalanmış toplum daha kolay yönetilir.
Birbirine öfkeli insanlar daha kolay yönlendirilir.
Ama unuttukları bir şey var:
Bu millet gerektiğinde sınırını da korur,
ormanını da korur,
denizini de korur,
sokağındaki canı da korur.
Evcil Vatan tam olarak budur.
Bu ülkenin sessiz canlılarını,
sokaklarını,
mahalle kültür��nü,
doğal ekosistemini,
vicdanını savunmaktır.
Çünkü vatan sadece insan değildir.
Vatan birlikte yaşama iradesidir.
Ve biz Evcil Vatan’ı savunacağız.
Sokaktaki kediyi de savunacağız.
Mahallemizin köpeğini de savunacağız.
Bu milletin vicdanını da savunacağız.
Çünkü vicdan giderse, vatan sadece taş ve beton üstünde yaşanan bir toprak parçasına dönüşür.
Akademik Nöbeti engelleyebilmek için gübre döktüğünüz, buz hokeyi pisti kurdurduğunuz yetmedi...
Yine Güney Meydan'ın her yeri boş dururken tam nöbet alanına bir şirkete çadır mı kurdurdunuz? Bizi böyle mi durdurabileceğinizi sanıyorsunuz.
#KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz
Bugünün aktiviteleri:
1) Geçen hafta verilen disiplin cezasına itirazı verdim.
2) Yarınki 5 soruşturma için hazırlık yapıyorum
3) Bu sabah tebliğ edilen "ceza davası açılması için son soruşturma"ya hazırlık yapacağım.
İşte Naci İnci'nin araştırma yapmayayım diye ettikleri.+++
Şuan Boğaziçi Üniversitesi kampüslerine yurtta kalmayan kimse alınmıyor. Ben okulumun güney kampüsüne giremiyorum. Kayyum Naci kulüp odasını sabah bir baskınla zorla boşaltacak.
@tip_kadikoy @kadikoybelediyesi@mesutkosedagi Caddebostan'da belediye seçimleri öncesi bambaşka bir Kadıköy vizyonu paylaştınız ve vaadinde bulundunuz.Bu kadar soğuklarda masum canların sığınacağı evleri kaldırmak ne oluyor? O evlerin acilen daha iyisini yerine koymanızı bekliyoruz.Takipteyiz
@Zeynep_kt@tip_kadikoy@kadikoybelediye@mesutkosedagi @kadikoybelediyesi@mesutkosedagi Caddebostan'da belediye seçimleri öncesi bambaşka bir Kadıköy vizyonu paylaştınız ve vaadinde bulundunuz.Bu kadar soğuklarda masum canların sığınacağı evleri kaldırmak ne oluyor? O evlerin acilen daha iyisini yerine koymanızı bekliyoruz.Takipteyiz