Gördüğüm kadarıyla hayatımıza yön veren hikâyeleri sarsıcı olanlar arasından seçip olayın şiddetinden dem vuruyoruz.
Oysa bunların dışında pek çok farklı güzel detay da var. Tek bir an, ufak bir fark ediş, kısa bir epifani, tatlı bir sarhoşluk, kibar bir jest, göz kırpma ve tabii ki tatlı bir söz…
Bunlar bizi yıllarca süren yolculuklara çıkarabiliyor; biz farkında olmadan.
Güzel söz, tavır bu yüzden büyülüdür.
@hayyamec Suçluların bir kısmının serbest olmasını yönetenler ister. Böylelikle vatandaşlar güvenliklerinden endi��elenip kolluk kuvvetlerine itibar ederler. Bukele'de durum farklı. Adam gücünü bundan alıyor.
yüce babamızın bütün yazları
senin o içinin yazsızlığında ben,
içinin kurmaca ve otobiyografik,
yani tamamen palavra yanında sevgilim,
sana nereden aktığımın,
nereden baktığımın,
ne önemi var?
kuzey göğünden mi,
güney küreden mi,
kuzey kore’den mi bakıyordum sana?
nereden nasıl bakıyorsam,
hangi kürede olsam,
baş aşağıydı ayaklarım,
bacaklarım sana doğru,
bu sefer doğru bir biçimde,
koşmak istiyordu.
sıcakta ve soğukta,
isilikte ve kar yanığında,
pişikte ve eve varmakta.
sana nereden yürüsem,
sağda solda bir ölü odisseus,
koşsam nereden,
düşsem sana kaç metreden diye, düşünürken,
içim sımsıcak, nemli ve geçkin,
dışım sopsoğuk, dipdiri ve yangı,
kapını aç,
bir mevsim geldi durdu işte kapında,
ne önemi var sevgilim artık,
boşuna beklediğimiz bu eşiklerin?
şimdi aç içimi bak,
içimde upuzun, simsiyah,
ip gibi ince,
kırık bir boşluk var.
tozlar uçuşmaya devam ediyor,
bu önemli;
demek ki dünya çalışıyor,
geleneksel reklam sektörü ölmüş, diyorlar,
açıkçası bu hiç sikimde değil sevgilim,
herkesin kendine göre,
kendi meşrebince,
kendi geçmişince,
genişleyebildiği ölçekte,
bir mevzusu var.
o birini sever,
beriki başkasını,
belki mustafa kemal’i,
belki stalin’i, aziz paulus’u, berlin’i,
seni sevmenin de politik bir yanı var,
pratik bir yanı var muhakkak,
memelerinin, ağzının,
elbet var sevgilim,
genişleyen kalçalarının bir anlamı.
bu yüzyılı yaşarken,
bu yüzyıla şiir yazmak zor bebeğim,
içimizden geçerken savcılar, mahkeme heyetleri,
erdoğanlar ve ailesi,
yeni evlenmişken bir akp gençlik kolları üyesi,
ki bu varaklı bir salonun en kötü hâlidir,
işte bütün bu hengame içinde sevgilim,
bütün bu hengame içimdeyken sevgilim,
bir squit name de biz yazıp,
dünyayı ateşe verelim.
diyorum, ne dersin sevgilim?
sen bir çakmak çal,
ben içime biraz benzin çekeyim,
sabah olmadan sevgilim,
gel biz seninle sarı bir sendika binasını
ateşe verelim.
ne dersin ve nerdesin sevgilim?
yani bu yüzyılın ilk 26 yılında diyorum,
neredeydin, kimlerdendin,
senin kendi adına utanmanı gerektiren,
o kusursuz suç neydi bebeğim,
ruhunun bir alıcısı bile yokken,
hem hiçbir şeye karışmayıp,
hem de nasıl bu kadar kirlendin?
ellerin bak bembeyaz ve yumuşacık,
hiç çalışmamış gibi yumuşacık,
kasıklarını açlıktan açmamışsın gibi hiç,
aç kalmamışsın gibi hiç,
ve hiç kafa yormamışsın gibi buna,
tanrı seni neden,
ne için,
hangi aşağılık yücelik için seçsin sevgilim.
neden kayırsın yüce babamız,
seni, beni, bizi?
hayat dişlerimizi sıktığımız yerden başlamıyorsa,
tırnaklarımızı geçirdiğimiz yerleri
kanamıyorsa dünyanın,
bizden nefret edecekleri
ve hiç bilemeyecekleri bir fedakarlık yapamıyorsak,
seçemiyorsak lanetleneceğimiz o bize has erdemli yolu,
yüce babamız bizi ne yapsın,
bizi neyden yapsın da yüce babamız,
bir aziz gibi yükselelim göğe,
yerle yeksan,
burnumuz yere sürte sürte,
yükselemiyorsak göğe,
yüce babamız nerden bilsin bizi sevgilim?
#şiir #poem
Obviously I'm not unfamiliar with the book - I've read a few sections before in isolation - but seeing the shape of the thing is like experiencing Stendhal Syndrome.