@seherbrn Jüpiter ve Mars.Deniz seviyesinden daha yüksekte yaşasaydım, birde tripot kullansaydım belki daha net bir görüntü alabilirdim. Jüpiteri çıplak gözle bakarken acaba o mu değil mi diye şüphede kalmıştım. Yakınlaştırınca uydularını görünce emin oldum =)
Muavenet olayının arka planına yönelik Orkun Özeller’den önemli bir değerlendirme:
“4 Ekim 1992'de, Irak Kuzeyinde yerel Kürt gruplar (IKBY) Kürt Federe Devleti'ni ilan ettiklerini açıkladılar.
Türkiye geri adım atmadı ve sınır ötesi harekatlarını arttırarak devam etti. Pkk terör örgütüne çok ciddi darbe vurdu. Örgüt tek taraflı ateşkes ilan etmek zorunda kaldı.”
Okunması tavsiye edilir.👇👇
34 yıl önce, 1 Ekim’i 2 Ekim 1992’ye bağlayan gece, Ege’de NATO Display Determination-92 tatbikatına katılan TCG MUAVENET, ABD uçak gemisi USS SARATOGA’dan ateşlenen iki Sea Sparrow füzesiyle vuruldu.
Gemi Komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör, Teğmen Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuş Mustafa Kılınç ve Topçu Er Recep Akan şehit düştü. 22 denizcimiz yaralandı.
Bu bir kaza değildi. 34 yıldır söylediğimizi tekrar edelim:
Türk donanmasında da kullanılan ve iyi bilinen hava savunma füzesi Sea Sparrow un ateşlenmesinde hedefin belirlenmesi, radar ile aydınlatılması, füze sisteminin hazırlanması ve ateşleme zincirindeki birbirini tamamlayan işlemler Saratoga’da nasıl oldu da kaza olasılığını yok edecek seviyede peş peşe ve bilinçli olarak gerçekleşti ve Türk savaş gemisine iki füze gönderildi?
ABD soruşturması olayı “kaza” olarak kapattı. Ancak iki füzenin ateşlenmesini mümkün kılan komuta, kontrol ve silah sistemi prosedürleri üzerindeki kuşkular hiçbir zaman giderilemedi.
Muavenet, ABD’nin Türk Deniz Kuvvetlerine karşı gerçekleştirdiği ve gerçek nedenleri bugüne kadar tam olarak aydınlatılmamış son derece ağır bir saldırı olarak tarihimizdeki yerini koruyor. “Kaza” açıklaması ise 34 yıldır vicdanları tatmin etmiyor.
Muavenet’i unutmadık. Unutturmayacağız.
Şehitlerimizin ruhları şad olsun. Hepsine rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Yunan gazetesi Ta Nea, Türkiye’ye karşı dört aşamalı bir “önleyici darbe” senaryosu yayımlamış:
1.Türkiye’yi elektronik olarak kör et,
2.Önemli hava üslerini ve Foça başta olmak üzere amfibi kuvvetlerini vur.
3. Türk karşı saldırısını “Aşil Kalkanı” ile durdur.
4. Sonunda 24 saat dolmadan Türkiye’yi askerî olarak felç edip masaya “güçlü taraf” olarak otur.
Kâğıt üzerinde ne kadar da kolay görünüyor.
Yunanistan’ın İsrail ile giderek derinleşen askerî ilişkilerinin, Atina’daki bazı çevreleri İsrail’in önleyici vuruş doktrinine özendirdiği anlaşılıyor.
Diğer bir değişle Yunanistan da İsrail gibi uluslararası hukuku tanımayan ilk vuruş doktrini ile harbi başlatma sorumluluğunu almayı kabul ediyor.
Ancak hukuk dışında unutulan küçük bir ayrıntı var. Türkiye, İsrail’in bugüne kadar hava gücü ve sürpriz saldırılarla vurduğu Suriye, Lübnan veya Irak değildir.
Türkiye ile Yunanistan’ın kara sınırı vardır. Türk ordusu Kıbrıs’tadır. Ege adaları Anadolu kıyılarının hemen önündedir. Türk Deniz ve Hava Kuvvetleri de birkaç pist ve liman vurularak 24 saatte savaş dışı bırakılabilecek kuvvetler değildir.
Daha önemlisi, savaşı başlatan ilk füzenin sahibi savaşın ne zaman biteceğine tek başına karar veremez.
Ta Nea’nın senaryosundaki asıl stratejik fantezi Atina’nın ilk 24 saati planlaması ancak 25’inci saatin planını Ankara’nın yapabileceğini unutmasıdır.
Üstelik senaryoda Türkiye’nin karşı saldırısını durduracağı varsayılan “Aşil Kalkanı” bile bugün tamamlanmış değildir. Yunan Savunma Bakanı Dendias, sistemin ancak 35 ay içinde bütünüyle operasyonel olacağını açıkladı.
Tarih de benzer stratejik hesap hatalarıyla doludur.
1919’da İzmir’e çıkan Yunan ordusunun arkasında İngiltere başta olmak üzere dönemin büyük güçleri vardı. Mondros sonrasında ordusu dağıtılmış, silahları toplanmış ve ülkesi işgal edilmiş bir Türkiye karşılarında duruyordu. Sonrasını Churchill dahi acı biçimde hatıratında ( World in Crisis) kayda geçirdi. Zincire de vurulsa Türk hâlâ hayattaydı ve Yunan İzmir’e çıktıktan sonra savaşma iradesini yeniden kazanmıştı.
Sonrası Sakarya’dır. Büyük Taarruz’dur. 9 Eylül’dür.
Dolayısıyla Atina’ya dostça tavsiyemiz şudur:
İsrail’den silah alabilirsiniz; ama İsrail’in savaş doktrinini Türkiye’ye karşı kopyalamaya kalkmayın.
Hele “24 saatte vurur, sonra NATO ve AB’yi çağırır, masaya otururuz” hesabına hiç güvenmeyin.
Çünkü bilgisayardaki savaş oyunlarında “restart” tuşu vardır. Tarihte yoktur.
Bir küçük hatırlatma daha:
Türkiye’de 7,6 milyon motosiklet, 100 bini aşan özel tekne ve yaklaşık 15 bin balıkçı teknesi vardır.
Savaş yalnızca savaş uçakları, fırkateynler ve füze bataryaları arasındaki matematik değildir. Hele karşı kıyısı birkaç mil ötede, 85 milyonluk bir ülkeye karşı hiç değildir.
Kısacası Atina, İsrail’in savaş doktrinini ithal ederken Türkiye’nin coğrafyasını, insan gücünü ve tarihini de hesaba katsın.
Yoksa 24 saatlik savaş planı, 24 saat sonra bambaşka bir savaşa dönüşebilir.
Paradox, özür dilemek yerine 1 Ocak 1800 sonrası doğan tüm siyasi/askeri liderleri yasakladı.
Sadece oyun içi görselleri kullanabilirsiniz.
Daha kötü kriz yönetimi görmemiştim.
"Mora'daki soykırım ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi."
Yunanlar tarafından Türklere yönelik gerçekleştirilen Tripoliçe Katliamı - 23 Eylül 1821.
GKRY Sözcüsü Letimbiotis, Kıbrıs’ın “anakronik garantilerden ve işgal ordularından kurtulmuş normal, modern, Avrupalı bir devlet” olması gerektiğini söylüyor.
Peki Türk askeri ve Türkiye’nin garantisi Kıbrıs’ta neden var?
Cevabı Kıbrıs’ın yakın tarihindedir.
1963 Kanlı Noel’den sonra 1960 ortaklık devleti fiilen çöktü. Kıbrıs Türkleri devlet kurumlarından dışlandı; silahlı saldırılar, köy baskınları, kuşatmalar ve ağır ekonomik-sosyal kısıtlamalar altında küçük bölgelere sıkıştırıldı. 1964 Erenköy, 1967 Geçitkale-Boğaziçi olayları yaşandı. 1974 Barış Harekâtı devam ederken dahi Muratağa, Atlılar, Sandallar ve Taşkent’te Kıbrıs Türk sivilleri topluca katledildi.
Dolayısıyla Türkiye’nin garantörlüğünü “anakronik” ilan etmek kolaydır. Asıl soru, bu garantiyi tarihsel olarak gerekli hale getiren şartların neden unutulmasının istendiğidir.
Üstelik bugün GKRY bir taraftan Türk askerinin çekilmesini ve garantilerin kaldırılmasını isterken diğer taraftan İsrail başta olmak üzere üçüncü ülkelerle savunma sanayii, silahlanma, askerî eğitim ve tatbikat alanlarında ilişkilerini derinleştiriyor. Fransa ile yabancı askerî unsurların Ada’da konuşlandırılmasına imkân veren SOFA düzenlemesine gidiyor.
2023 sonrasında Gazze’de yaşanan büyük sivil yıkım ve bunun uluslararası sistemde yarattığı fiilî durum da Kıbrıs Türk halkının güvenlik kaygıları açısından görmezden gelinemez.
Kıbrıs Türklerinden bütün bu tarihsel hafızayı silmelerini, Türkiye’nin etkin ve fiilî garantisinden vazgeçmelerini ve güvenliklerini yalnızca iyi niyet beyanlarına teslim etmelerini istemek ya da Kıbrıs Rumunun sosyogenetik kodlarının kolay değişeceğini kabul etmek gerçekçi değildir.
Kıbrıs Türk halkı için Türk askerinin caydırıcı varlığı ve Türkiye’nin etkin garantisi anakronizm değil, yaşanmış tarihin doğurduğu bir güvenlik ihtiyacıdır.
Tarih kendini unutanlara mutlaka bedel ödetir.
23 EYLÜL 1821
Tripoliçe şehir düştü. On binlerce Türk vahşice katledildi.
Ve katliam, şehir düştüğü anda bitmedi. Tam tersine günlerce sürdü. Kadınlar. Çocuklar. Bebekler. Yaşlılar.
Yunan isyancıları ve Filhelen destekçileri tarafından Tripoliçe’deki Türklerin tamamı vahşice katledildi. Tarihçiler kesin bir rakam veremiyor ama kaynaklar onbinlerce insandan söz ediyor.
Kolokotronis kendi anlatımında, şehre girdiğinde atının yere basmadığını, heryerin katledilen Türklerin cesetlerle kaplı olduğunu söyler. İngiliz tarihçi William St Clair ise Mora’daki kıyımın, öldürülecek Türk kalmayınca sona erdiğini yazar. Ama iş insanları öldürmekle bitmedi.
Mezarlıklar yıkıldı.
Camiler yok edildi.
Evler, eserler, iz bırakan her şey silindi.
Sanki orada hiçbir Türk hiç yaşamamış gibi.
Bir halk, hafızadan da silinmeye çalışıldı.
23 Eylül.
1821’de Tripoliçe’de öldürülen sivilleri hatırlamak için bir gün.
Tarih, yalnızca taç giyenleri değil, mezarı bile bırakılmayanları da anlatmak zorundadır.
Tripoliçe’nin kadınlarını, çocuklarını, bebeklerini, yaşlılarını ve şehirde vahşice katledilen onbinlerce insanı unutmayalım.
23 Eylül 1821
Tripoliçe Katliamı.
Unutmak tarih değildir.
Hatırlamak, intikam değil hafızadır.
@tcbestepe@MFATurkiye
23 Eylül 1821 - Tripoliçe Soykırımı Ulusal Anma Günü ilan edilsin!
Tripoliçe'de o kadar çok Türk katledilmiştir ki şehre giren Yunan komutanın atının ayakları, cesetler yüzünden şehrin girişinden kaleye kadar toprağa basamamıştır.
Milletimizin unuttuğu böyle nice katliam ve soykırım var kim bilir.
Yunanistan Savunma Bakanlığı 26 Ağustos’ta, aşağıda resmini eklediğim İtalya’dan alınacak iki FREMM (Bergamini sınıfı) fırkateyn için hukuki, mali ve teknik şartları kesinleştirecek anlaşmanın 8 Eylül 2026’da Roma’da imzalanacağını açıkladı.
Birinci gemi Carlo Bergamini’nin 2028, denizalt�� savunma harbi ağırlıklı ikinci gemi Virginio Fasan’ın ise 2029’un ilk yarısında Yunan Donanmasına katılması planlanıyor.
Böylece Yunanistan, dört Fransız yapımı FDI/Belharra’nın SeaFire AESA radarları, 32 Aster-30, Exocet ve RAM sistemleriyle kazandığı güçlü alan hava savunma yeteneğini, FREMM’lerle özellikle denizaltı savunma harbi, sensör menzili ve uzun menzilli vuruş kapasitesi bakımından daha da derinleştirecek.
Atina Türkiye ile sayısal bir donanma yarışına girmek yerine, 4 FDI ile hava savunma , FREMM’lerle denizaltı savunma, modernize edeceği MEKO’larla suüstü harbinde bir denge arayışına giriyor.
Türkiye’nin buna cevabı kendi imkânlarıyla seri üretimini sürdürdüğü İstif sınıfını hızlandırmak, VLS (Dikey Lançer) kapasitesini artırmak, Hava Savunma Muhribi TF-2000 projesini öne çekmek, Reis/MİLDEN denizaltılarını uzun menzilli füze yeteneğiyle güçlendirmek ve Ege–Doğu Akdeniz’de alan yasaklama ve erişim engelleme kapasitesini derinleştirmek olmalıdır.
Bu çerçevede 60 bin tonluk uçak gemisinin 27 Eylül 2027 tarihinde denize indirilmesi ve 2032'de hizmete girme takvimi stratejik öncelikler bakımından yeniden değerlendirilmelidir.
Türkiye bugün öncelikle TCG Anadolu’yu hava, suüstü ve sualtından gelecek üç boyutlu tehdide karşı güçlü biçimde koruyabilecek filoyu tamamlamalıdır.
TF-2000 ve devamı hazır olmadan çok daha yüksek değerli 60 bin tonluk bir uçak gemisini filoya eklemek maliyet-etkinlik açısından tartışmalıdır.
Kaynakların önce denizaltılara, ağır torpidolara, uzun menzilli füzelere ve mühimmat stoklarına ve başta TF2000 olmak üzere hava savunma ve denizaltı savunma platformlarına yöneltilmesi daha acil stratejik ihtiyaçtır.
Türk milleti donanmasını ve büyük gemileri sever. Bu sevgi siyasi kazançtan çok gelecekte karşılaşacağımız jeopolitik tehditleri göğüslemeye kanalize edilmelidir.
@Dario6522937463@catalyticmemes@estef_NS With what logic did you make a decision? I can make weapons and sell them to the army. I can't be held responsible because someone sold my weapon without my knowledge. Where is the sin. Since when has it become a sin to be a patriotist?
@NightKingTc@wegotkokcu10 Yahu hiç mutlu mesut çoluğa çocuğa karışmış mutlu son yazamıyormusunuz? Tobey’li Peter, Mary Jane ile evlenmiş çocukları olmuş olsa.. onlar ile sonsuza dek mutlu temalı şekilde bitemiyor mu? Andrew hadi şimdilik biraz depresif o da bi şekilde yolunu bulsa…
@catalyticmemes@estef_NS Bullshit.. he didn’t sell those weapons. Stane had a relationship with terrorist and others. Tony was in the weapon business because of his father, and he was donly interested in being able to develop new things. He would see the problems and solve them for army.
7 düvel egeliyim. Her türlü zeytinyağlı yoğurtla yenir. İçine zeytinyağı giren her şey yoğurtla yenir. Bu mantıkla ege mezeleri nin hiçbiri yoğurtlu olmamalı. Deli mısınız siz?