Temmuz ayında Twitter hesabımı kalıcı olarak kapatmayı düşünüyorum.
2019'da Türkiye'nin neden Libya'da bulunduğunu anlatmak için açmıştım bu hesabı. O günden bugüne kırdığım, üzdüğüm birileri varsa helalleşmek için DM kutum açık. Lütfen ulaşın çözelim varsa bir mesele.
@3s3ksaray Öğlen saatlerinde Şam vurulmuştu, orada hedef alındı sanırım, doğrulanmadı henüz ama ateş olmayan yerden duman çıkmaz, onu da vurmuşlardır, sınırsız Amerikan istihbaratı desteği alıyorlar, normal.
İran'ın 14 Nisan'daki saldırısı sonrası Amerikalılar İsrail'in misilleme yapmasını istemediler. İsrail'in haksız olduğunu, İsrail'i sadece savunmakla yetineceklerini, İran'a yönelik bir saldırı daha olursa İsrail'in yalnız kalacağını açıkladılar. Direkt olarak İran topraklarından hedef alınan İsrail karşılık veremeyip köşesine çekildi.
Aylar sonra İsrail'e yönelik Hizbullah saldırısı gerçekleşti, Amerikalılar İsrail'e tam destek vereceğini açıkladı. Amerikalıların tam desteği sonrası İran'ın başkenti vuruldu. Birkaç saat aralıklarla önemli figürlere suikast düzenlendi. Kimse de ses çıkaramadı.
Şimdi herkes "7 Ekim gibi bir saldırıyı yaşamış İsrail istihbaratı bu adamların bulunduğu konumları nasıl tespit edebiliyor, İsrail nasıl bu kadar saldırgan olabiliyor?" diye soruyor. Mesele İsrail değil. Gerçek güçlüyü iyi anlamak ve görmek lazım. Dünyada her ne kadar sorgulansa bile bir tane patron var ve bu patron güç kullanmaya karar verdiği anda karşısındaki ülkenin kim olduğu önemsiz. Karşısında kim olursa olsun, hukuk kuralları ne derse desin hedef almaktan çekinmiyor.
İsrail aldığı bu desteği sürekli hâle getirip Orta Doğu'da yeni bir düzen oluşturmak ve hatta yeni bir harita yaratmak istiyor. Durmak gibi bir niyeti de yok.
Şimdi önümüzde bir de seçimler var. Trump'ın önceki yıllarda uyguladığı politikalara bakarsak seçilmesi durumunda Rusya'nın üstündeki baskının azalması, İsrail'e verilecek desteğin artması söz konusu. Her ne kadar dünya son bıraktığı gibi olmasa da, bu olası politikaları uygulaması kolay gözükmese de Trump buralara yönelmek isteyecektir ve Amerika'daki seçimler de Türkiye için pek hayırlı gözükmüyor.
Netanyahu 2009'da göreve gelmeden önce Batılı diplomatlarla yaptığı görüşmelerde İran'ı "1938 Almanyası" olarak niteliyordu ve destek istiyordu. İlk icraatlarından bir tanesinin İran'a saldırmak olacağını söylüyordu.
Raporlara göre Netanyahu 2012 yılında Beit Zecharia bölgesinin güneyine nükleer sığınak inşa ettirdi. Bu nükleer sığınakta toplantı odaları, bakanlara özel ofisler de bulunuyordu ve iletişimin kopmaması için güçlü bir altyapı oluşturulmuştu. Netanyahu savaşa o kadar niyetliydi ki İran'a karşı olası savaş durumunda çatışmayı buradan yönetmeyi planlıyordu.
Sadece bu bilgilere bakınca bile İsrail'in İran ile aynı olduğunu, ortak olduğunu, müttefiklik yaptığını düşünmek için mezhepçi olmak ve bu mezhepçiliği analitik düşünmenin önüne koymak gerekir. Bu da işlevsizliğe sebebiyet verir.
İran ile İsrail düşman ve büyük sorunlara sahipler. Türkiye bu düşmanlığı iyi analiz etmeli, en iyi şekilde kullanmalı. Bugünse durulacak yer belli. Haniye çok büyük kayıp, bu kaybın öfkesi de büyük fakat bu öfke İran'a değil, suikastı yapan ülkeye yönelmeli.
Hamas'ın bir numarası İsmail Haniye öldürüldü.
İsrail önce Lübnan'da Hizbullah'ın iki numarasını hedef aldı, sonra Irak'a çeşitli operasyonlar gerçekleştirdi ve finalde de Haniye'yi İran'ın başkenti Tahran'da öldürdü.
Bu bir şok dalgası. Suikastlar sadece örgütlere zarar verme amacı taşımıyor, İran'a karşı psikolojik üstünlüğü ele geçirmeyi de hedefliyor. İsrail'e karşı İran'a güvenen her örgüt her kişi Tahran'daki saldırıyı görünce hiçbir yerin güvende olmadığını anlaşmıştır. İran 2006'daki savaşla ele geçirdiği psikolojik üstünlüğü bu saldırılar sonrası bocalarsa kaybedebilir.
Önce Lübnan'ın sonra İran'ın başkentinde operasyon yapmak rasyonel mi? Değil. Savaş ihtimali gitgide artıyor. Ama bu tarz suikastlar yapılacaksa da bu kadar rasyonel yapılmalı. İran beklerse psikolojik üstünlüğü kaybeder, bölgedeki vekillerinin önemli isimleri bir bir avlanır, beklemez İsrail'e saldırırsa İsrail yine uluslararası toplumun desteğini alacaktır ve kuzeydeki tehdidi bertaraf edebilirse İran tüm caydırıcılığını kaybedecektir.
İsrail şu ana kadar attığı her adımda kazan-kazan şeklinde ilerliyor ve savaşı göze aldığı için cesur hamleler yapmaktan korkmuyor. Bunu daha önce İran yapıyordu.
Fuad Şükrü ve İsmail Haniye başlangıç. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri bu suikastlara devam edecek. 7 Ekim'le ilgisi olduğunu düşündükleri kim varsa 20 yıl sonra da olsa 50 yıl sonra da olsa öldürecekler. Mesela Fuad Şükrü 1983'teki Beyrut saldırısının iki numaralı ismi olarak açıklandı Amerikalılar tarafından. Bir numaralı ismi İmad Muğniye de 2008'de öldürülmüştü. Zaman aşımı yok. Bu bir kan davası.
İsrail hiçbir hak, hukuk, kural tanımayan bir ülke. Bu ülkenin benzer operasyonlara Türkiye topraklarında girişmeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Türkiye her ihtimali hesaplamalı, her ihtimale hazırlıklı olmalı. Karar saldırı sonrası değil, olası saldırı öncesi verilmiş olmalı ve İsrail'in girişeceği herhangi bir saldırıya saldırı sonrası "Ne yapacağız?" paniğiyle yaklaşmak yerine saldırının hemen akabinde harekete geçilmeli. Bu hazırlık İsrail'i gidip BM'ye şikâyet etmek olsa bile önceden planlanmalı. Artık bu işin dönüşü yok. İsrail'in durma ihtimali de yok. Söylemiştim aşağıdaki tweette:
"Savunma bakanı burada her ne kadar "takım elbiseli" diyerek işi siyasileştirmiş ve mevzuyu Hamas'a finansal destek verenlere getirmiş olsa bile Ebu Ubeyde başta olmak üzere Hamas'ın bütün liderleri hedef olacaktır. İsrail 7 Ekim'de çok büyük yara aldı, çok büyük itibar kaybetti. Bu itibarı yüzlerce kayıp verdiği askeri harekâtlar ile toparlaması da mümkün değil. 1972 Münih Olimpiyatları sonrası dünyanın her yerinde suikastlar düzenlemişlerdi, benzerini şimdi de yaparak Orta Doğu'ya ve ötesinde dünyaya mesajlar vererek bu itibarı toparlamak isteyeceklerdir."
Bugün yaşananlar son değil başlangıç. Türkiye de bu çatışmanın bütünüyle olmasa da tarafı. Hazır olmak lazım.
Ebu Ubeyde başta olmak üzere Hamas'ın üst düzey birçok yöneticisi büyük ihtimalle Gazze'de değil. Başka ülkelerde bulunuyorlar.
En basit örnekle Ebu Ubeyde'nin ses kayıtlarını incelediğimiz zaman herhangi bir yankı veya dip ses yok kayıtlarda. Ses kaydı alırken dip ses ve yankının olmaması kolay iş değil. Profesyonel bir ses kaydı için bulunduğunuz ortamı çok iyi yalıtmalısınız. Ebu Ubeyde'nin yayınlanan ses kayıtları oldukça profesyonel, tünelde yapılması mümkün olmayan kayıtlar.
Diğer mevzu ses kayıtlarına müdahale edilmiş olması. Mesela Usame bin Ladin'in kayıtlarını dinlediğimizde hatalar görüyoruz, duraksamalara denk geliyoruz. Ebu Ubeyde'nin kayıtlarında bunlar da yok. Gayet akıcı, hatasız konuşmalar yapıyor. Bunlar bir kerede, tek nefeste yapılan kayıtlar değiller. Bekleye bekleye, düzenleye düzenleye, tekrar tekrar yapıldıkları belli. Bunun için iyi bir sistem kurulmalı ve artık hangi program kullanılıyorsa program üstünde uzmanlaşmış kişi/kişiler olmalı. Bunun da tünellerde bu şartlarda oluşturulmuş olması imkânsız.
Ebu Ubeyde'nin başka ülkede olduğunu varsayarsak, diğer Hamas yöneticilerinin Gazze'de bulunması için bir sebep yok.
Savunma bakanı burada her ne kadar "takım elbiseli" diyerek işi siyasileştirmiş ve mevzuyu Hamas'a finansal destek verenlere getirmiş olsa bile Ebu Ubeyde başta olmak üzere Hamas'ın bütün liderleri hedef olacaktır. İsrail 7 Ekim'de çok büyük yara aldı, çok büyük itibar kaybetti. Bu itibarı yüzlerce kayıp verdiği askeri harekâtlar ile toparlaması da mümkün değil. 1972 Münih Olimpiyatları sonrası dünyanın her yerinde suikastlar düzenlemişlerdi, benzerini şimdi de yaparak Orta Doğu'ya ve ötesinde dünyaya mesajlar vererek bu itibarı toparlamak isteyeceklerdir. Burada İsrail devletinin aracı Mossad olacaktır.
Mossad son yaşanan gelişmelerde pek iyi bir sınav verememiş özellikle insan istihbaratı açısından başarısız olmuş olsa da teknik istihbarat konusunda çok ileri bir teşkilât ve Kidon tarzında başarılı suikast birimleri de var. Daha önce Hamas liderlerine başarılı suikastlarda bulundular. En basit örnekle Gazze'ye silah ve füze geçişinden sorumlu Mahmud el-Mebhu'yu Dubai'de akıllıca bir planlama ile öldürdüler.
el-Mebhu'yu öldüren ekip Birleşik Arap Emirlikleri'ne daha önce BAE'de bulunmuş ve zararsız sayılan İsrail vatandaşlarının pasaportlarını ödünç alarak girdi. Bu küçük detaylar bile planlanmıştı. Mossad son gelişmelere bakılarak küçümsenmemesi gereken tehlikeli bir oluşum.
Gazze'de askeri mücadele sürüyor, bu mücadelenin yanına kısa süre içinde Orta Doğu'nun genelinde yaşanacak gölgeler savaşı da eklemlenecek. Bu gölgeler savaşı sadece İsrail saldıracak, diğer ülkeler savunacak tarzında da olmayacak. Dış ülkelerde operasyon yapmak istihbarat oluşumları için çok zor ve riskli. Mossad itibarını toparlamak için saldırmak isterken başka başarısızlıklar yaşayıp personellerini başka ülkelerde esir verir, operasyonları eline yüzüne bulaştırırsa her şey ters tepebilir. Hâlihazırda kendisine güven azalmışken, daha güvensiz bir teşkilât hâline gelebilir. Hamas yöneticilerini topraklarında barındıran ülkeler İsrail halkının karşısında Mossad'ı küçük düşürmek, bölgede İsrail'i daha güçsüz göstermek ve yapılacak görüşmelerde masaya daha güçlü kartlar eklemek için sadece savunma pozisyonunda olmayacaktır.
Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta Hizbullah'ın en önemli adamlarından birisini yok etmeye çalışmak çok büyük iş. Görüntülere bakılırsa hassas mühimmat falan da kullanılmamış, sivillerin zarar görmesi umursanmadan vurulmuş bina. Bunun bir adım ötesi savaş ilân etmek olurdu.
İsrail kapıyı en yüksek seviyeden açtı. Göstermelik, tansiyonu düşürmeye yönelik bir saldırı yapmadı. Çok uzun süredir bu coğrafyada İran'ın bu tarz eylemlerine formalite misillemeler yapılıyordu, bu misilleme el yükseltmeye yönelik. İran yıllar sonra coğrafyada kayda değer bir misilleme ile karşılaştı.
İsrail bu saldırıyla birlikte savaşa hazır olduğunu açıkça belli etti, sadece ilk ciddi hamleyi yapan taraf olmak istemiyor.
Hizbullah'ın karşılık vermesi savaşla sonuçlanacaktır. Karşılık vermemesiyse İsrail'i cesaretlendirecek, bu tip saldırıların tekrarına yol açacaktır. 7 Ekim'de olanlar sonrası İsrail'in durmaya niyeti yok.
Türkiye'nin İran-İsrail dengesini iyi ayarlaması gerekiyor fakat tüm engellerden kurtulmuş bir İsrail, Türkiye için büyük tehdittir. Türkiye bunların karşısında durmalı. Ne olursa olsun.
Ülkede 2009-2015 arasında olanları hatırlayanlar için şu saydıklarının hiçbir önemi yok.
Savaştığın, 1 gün önce askerine mermi atmış adamlar polis gözetiminde dağdan inip kahraman gibi karşılandılar. Üniversitelerde vatansever öğrencileri kampüse sokmuyorlardı, ölüm listeleri hazırlayıp sağa sola asıyorlardı bu listeleri, vatansever hocaları baskı altına almaya çalışıyorlardı. Kendilerinden olan hocalarsa soru olarak A. Öcalan'ı soruyordu, A. Öcalan'ın kitaplarından sorumlu tutuyordu öğrencileri. Mezuniyetlerde PKK şarkılarıyla halay çekiyorlardı. Buna karşı çıkan öğrenciler "siyasi olaylara karışmak" damgasıyla okuldan uzaklaştırılıyordu. Bu durum sadece üniversitede yoktu, sokakta toplu taşımada teröristbaşının fotoğrafını açmaya çalışanlara müdahale edenler "vatan haini, barış düşmanı" diye sıfatlandırılıyordu. Gidip eylem noktalarında toplanıp teröristbaşının fotoğrafıyla sözde eylem yapıyorlardı, PKK bayrakları açıyorlardı, bir tane gözaltı olmuyordu, fikir özgürlüğü diyorlardı bunları yapmaya. Her şeyi geç, bugün devletin kendisi DİB seviyesinde bozkurt işaretini savundu daha geçenlerde, bu tarihler arasında zafer işareti yapanlara bozkurt işareti yapan polisi açığa aldılar, dış servislerin ajanı olmakla suçladılar.
Siyahla beyaz arasında fark var bu ülkenin 2015 öncesi politikasıyla 2015 sonrası politikası arasında. Bırak içeriyi 2015'ten sonra başlattığın operasyonlarda öldürdüğün kişi sayısı bazı küçük ülkelerin nüfusuna denk düşüyor. Gelmiş bana "Hâlâ aynı şeyleri yapıyorlar." minvalinde konuşuyorsun. Yapamıyorlar. Terörle ilgisi olan adamı tespit ederse devlet ya öldürüyor ya da içeri atıyor. Siyasi koruması varsa bu korumayı etkisizleştirmeye çalışıyor. 2015'ten önce bunların hiçbirisi yoktu.
İki ihtimal var.
Ya lise çağlarında olan bir gençsin, bu ülkede saydığım dönemleri yaşın dolayısıyla hatırlamıyorsun o yüzden birkaç düğünde halay çekilmesi zoruna gitmiş, önceyi bilmediğin için "Hâlâ yapıyorlar." gibi 2015 öncesiyle bugünü bir tutmak gibi vahim bir karşılaştırma yapıyorsun ya da yaşın bu dönemlere yetiyorsa şu saydıklarımla bugünü bir tutuyorsan sana ne anlatsak anlamazsın.
Önceden şehirlerin en önemli meydanlarında, toplu taşımalarda ve hatta üniversitelerde bunları dinleyip etrafı terörize ediyorlardı. Şimdi bulundukları aracın içinde dinleyemez oldular. 2015 yılı bir milat oldu devlet için.
En iyi zaman meselesi biraz çetrefilli. Türkiye bekledikçe Suriye PKK'sı günden güne güçleniyor, en son hava savunma sistemi sevkiyatı yapılıyordu örgüte. Normalde şartlar bunlarken atılacak en rasyonel adım en erken sürede harekâtı gerçekleştirmek fakat Türkiye gücüne göre davranmak zorunda, bu sebeple pek çok parametreyle muhatap oluyor. Bu işi yaparken en az kayıpla yapmak istiyor. Eldeki seçeneklerin hepsini değerlendirmeye çalışıyor. Bu da kesin bir şey söylemeyi zorlaştırıyor.
Türkiye'nin yakın zamanda bölgeye bir atağı olacağını düşünmek mümkün değil, böyle bir emare yok en azından şimdilik. Ötesinde, ABD başkanlık seçimlerinde Trump'ın galip gelmesi sonrası ABD'nin Suriye'den çekilme ihtimali olduğu için Türkiye bu işi en az kayıpla çözmeyi Şam'la anlaşmada bulmuş gözüküyor. Şam'la anlaşma masadayken Türkiye kendi başına karar almak istemeyecektir. Ama hem saha şartları hem Ankara-Şam arasındaki sorunlar göz önüne alındığında anlaşma ihtimali çok düşük ve bu sebeple Türkiye mecburen eninde sonunda kendi gücüne güvenerek bölgeye girmek zorunda kalacak. Bu ne zaman olur, diplomasi ne zaman tam anlamıyla çöker kestirmek zor ama eninde sonunda bu konum oluşacak, oluştuğu anda da Türkiye'nin tek başına askeri harekât yapmasından daha iyi bir seçenek kalmayacağı için beklenmeksizin askeri harekât başlayacaktır.
İran'ın en büyük caydırıcılığı bölgede beslediği terör örgütleri.
İran yıllarca Irak'tan Lübnan'a kadar pek çok alana yayılmış bu örgütleri besledi. Hesabı kitabı tutulamayacak seviyede silah temin etti. Böylece İsrail'in İran'ı vurması, tüm saldırı yeteneğini yok etmesi çözüm olmayacak duruma geldi çünkü İsrail'in İran'a saldırısı sonrası İran kendi topraklarından karşılık veremez duruma gelirse Irak'tan, Suriye'den ve bilhassa Lübnan'dan İsrail'e saldırabilecek bir düzen oluşturdu.
Şimdi İsrail bu çemberi parçalama peşinde. Hizbullah bu çemberin en önemli parçası. Olur da İsrail bu çemberi parçalar, Hizbullah'ı etkisizleştirirse karşısında İran'a saldırmak için hiçbir engel kalmayacak, İran tüm caydırıcılığını ve avantajını yitirecek.
İsrail daha fazla Hizbullah benzeri oluşumların güçlenmesine izin veremez, 7 Ekim saldırısının yarattığı travma çok ağır ve İsrail bu saldırıdan büyük dersler çıkardı. İsrail biliyor ki İran'la Lübnan'da savaşmayı göze alamazsa, günü gelecek İsrail topraklarında savaşmak zorunda kalacak aynı 7 Ekim'de olduğu gibi. İsrail'in beklediği her gün İran'ın lehine işliyor. İran'sa bu caydırıcılığını ve avantajını kaybedemez, kaybederse her şey tersine döner, saldırıya açık duruma gelir ve Amerika Birleşik Devletleri'nin koşulsuz desteğini alan İsrail'e karşı saldırıya açık duruma gelmek İran'ın isteyeceği son şey.
En kötü senaryo yaklaşıyor. Savaşın gelişini durdurabilecek herhangi bir çözüm yolu yok. Yarın olmazsa sonraki gün, sonraki gün olmazsa ondan sonraki gün eninde sonunda Lübnan cephesi patlayacak ve bu savaşın sonuçları çok belirleyici olacağı için taraflar her şeylerini ortaya koyacaklar.
Çok az kaldı.
İsrail yıllardır gücü yetmediği için Gazze'ye kara harekâtı yapamıyordu, artık başka şansı yok. Gazze'ye karadan girecekler ve daha çok kayıp verecekler.
En kötü senaryo savaşın Lübnan-Suriye-Irak demeden İran'a kadar yayılması ve bölgedeki tüm fay hatlarının kırılması.
2006'daki savaşın çıkma sebebi İsrail ordusuna sınırda yapılan saldırı ve iki İsrail askerinin kaçırılmasıydı. İsrail çok panik ve kontrolsüz hareket edip Hizbullah'ın saldırısı sonrası kara harekâtı başlattı. Sonucunda da ağır bir yenilgi aldı. Bu açıdan bakarsak bugün yaşanan saldırıyı bahane ederek savaşı başlatmaları rasyonel bir adım olmaz, savaşı kendileri için en doğru zamanda başlatmaları gerekir fakat bu saldırılardan bağımsız olarak eninde sonunda Lübnan'a karadan girmek zorunda kalacaklar. Bundan kaçış yok. Gelişmelere baktığımızda da o gün yaklaşıyor.
Hizbullah'ın elinde İsrail'in her karışını vurabilecek silahlar var. Gazze'den atılan gibi borudan bozma silahlar değil bunlar. Ciddi zarar verebilirler. İsrail eğer savaşacaksa Hizbullah ile önce Hizbullah'ın elindeki gücü kırması gerek fakat en son 2006'da bunu denediklerinde füze rampalarının çoğunu vuramadılar, tespit bile edemediler. Sonucu da feci oldu. Şimdi Hizbullah'ın elinde daha fazla füze olduğu gibi insansız hava araçları gibi başka araçlar da var. İsrail için böyle bir savaş hiç kolay değil çünkü çok büyük zarar görebilirler. Diğer yandan bekledikleri her gün İran Hizbullah'ı ikmal ediyor, güçlendiriyor. Yani dediğiniz gibi İsrail göze alamıyor ciddi karşılık göreceği için ama cesaret edemedikçe de her şey daha içinden çıkılamaz duruma geliyor. Bu durum bir yerde patlayacak.
@riodejaneiros Yaşın genç olmasına karşın saygı duyulması gereken bilgi düzeyine sahipsin ve önemli platformlarda -mesela internet ansiklopedisi- öne çıkıyorsun. Bence uydurursun sen yoluna.
Atatürk mü "gitme, karışma" demişti? Ömrünün son günlerini Hatay'ı geri almak ve Fransa'nın Suriye'deki etkisini kırmak için geçiren Atatürk'ü ne zannediyorsunuz? Siz Atatürk'ün Anadolu'yu korumak amacıyla Halep'te sokak sava��ına girdiğini de Afrin'de savunma hatları kurduğunu da bilmezsiniz. O yüzden Suriye'deki mücadeleyi anlamamanız çok normal. Bir de bana "pek anlamadığın belli" diye caka satıyor. İnanılmaz.
Harita bu. Azez'den Maaret el Numan'a kadar yaklaşık 130 kilometrelik hatta ordular birbirine girmek için bekliyor, Cisr eş Şuğur hattı da ayrıca hedefte. Fırat'ın doğusu desen Esad milisleri PKK ile ortak devriye atıyor, Rus ordusu PKK'nın çağrısıyla bölgenin her yerine yayılmış durumda.
Olur da Türkiye bir zayıflık gösterirse bunlar taarruza geçmek için bekliyorlar. M4 karayolu ilk hedef fakat yığınağa baktığımızda savunma hatlarını dağıtıp Reyhanlı'ya ulaşmak için başka bir yol da çizebilirler. 2020'deki taarruzları tek bir bölgeden değildi. Halep'in batısında da büyük çatışmalar yaşandı.
Şartlar şunlarken, güçlü durmak gerekiyorken Esad ile uzlaşı çağrısı hangi mantıkla yapıldı, ne düşünüldü de yapıldı anlamak mümkün değil. Sahada paletler dönerken "ya tutarsa" diye diplomasi çağrısı yapılmaz. Yaparsan zayıf gözükürsün, güçsüz gözükürsün ve karşındaki cepheyi cesaretlendirirsin. Suriye'nin dinamikleri ne M��sır'la uyuşuyor ne Körfez ülkeleriyle. Türkiye uzlaşı yanlışından bir an önce dönüp Suriye'de kendi ajandasını uygulayacak şartları oluşturmak için çabalamalı.
Videodakiler başkentin ortasında bomba patlatıp sınavdan çıkan öğrenciyi hedef alan, köy basıp çocuk kadın demeden kurşuna dizen, beşikteki bebeği katleden örgütün kurucusu için slogan atan kişiler. Daha ne kadar radikalleşecekler? Bunlar zaten cani zaten radikal.
Bu gençler yarın radikalleştiğinde hiçbir şey demeye hakkınız yok. Yıllardır anlatamadığımız da bu, şu işkenceyi yaparsan kimseden de bağlılık bekleyemezsin buralara.
Ne yapalım güzel kardeşim, 2011'de 2014'te hata yapıldı diye 2024'te İdlib'i ters çevirip milyonları Türkiye'ye sürmek için bekleyen PKK ile iş tutan Esad'ı normal mi bulalım? PKK tehdittir diyorsun, haklısın tehdittir. İlk hedefimiz PKK olmalı. Diğer yandan 2019'da PKK'ya yönelik yapılan Barış Pınarı Harekâtı'nı durdurmak için Fırat'ın doğusuna giren Suriye ordusu değil miydi? PKK ile Esad ortak hareket ediyorlar bize karşı, ne zaman göreceksiniz bunu?
@enkibilal35 Benim Suriye ordusunu vurmak gibi bir isteğim yok fakat Suriye ordusunu ve onun destekçilerini bize saldıramayacak duruma getirmeyi savunuyorum pek tabii. Senin gibi koşulsuz güven duymuyorum Esad'a. Oku bak, hakkımdaki tahminlerin zerre tutmuyor: https://t.co/w5uMlr1tFo
Sahada binlerce askerimiz olduğu ve bu askerlerin konumu bilindiği sürece bahsettiğin tarzda aksiyonların hiçbirisine girişemeyiz.
Esad ile anlaşmayı ben de desteklemiyorum çünkü şartlar uygun değil ve sağlam durulması gerekiyor Rusya, İran ve Esad cephesine karşı fakat bunlar bizim Suriye'deki esas sorunumuz değil. Bizim Suriye'deki esas sorunumuz PKK ve Fırat'ın doğusu.
Halep dosyası kapandı, oraya bir taarruz yapmak Türkiye'nin gücünü çok aşan bir iş. "Ben Rusya'yı vururum, şehit askeri göze alırım, birkaç tane de İran füzesi gelir ne olacak?" diye adım atarsan, sonuçları bu şekilde hesaplarsan ayakta kalamazsın bu coğrafyada. Karşımızda Rusya ve İran var. Bunlar iki askerini öldürdüğün zaman başkanı istifa edecek ülkeler değiller. Sağı solu kestirilemez, saldırmaya başladığı zaman durmayacak ülkeler. Sen Halep'i almak için saldırıya geçtiğinde İdlib'deki tüm üslerinin vurulmayacağını bilemezsin, bu üslerde binlerce askerin var. Saldırı sonrası karşılık versen bu savaşın Suriye topraklarının dışına çıkmayacağının hiçbir garantisi yok. Komşusun bu ülkelerle.
Öyle "ben vururum onlar vuramaz" diye bir durum söz konusu değil. Onlar da vururlar. Hiç buralara gelmemesi lazım durumun. Türkiye'nin bu ihtimallerle uğraşmaması lazım. Rusya ve İran bizim düşmanımız fakat hedefimiz değil. Bizim hedefimiz Fırat'ın doğusundaki PKK olmalı çünkü onlar meşru hedef ve göreceğimiz karşılık kısıtlı. Bunu yaparken de, PKK'yı bölgeden kazıyıp Fırat'ın doğusunda alan elde ederken de, Rusya-İran-Esad cephesinin İdlib'e veya Fırat'ın batısındaki bölgelere saldırılarını engellememiz gerekiyor. Çatışmayı göze alacağımız tek nokta bu olmalı bunlarla. Yani onlara saldırmak değil, saldırmalarını engellemek. Caydırmak. "Türkler hareket eden her şeyi vuruyor." başarılı olmuştu mesela 27 Şubat 2020 sonrası. Bu mantığın devam etmesi lazım ama taarruz olarak değil. Bunlara karşı taarruza girişme fikri hiç gerçekçi değil.
@Platoon0011 Bir de utanmadan ilk tweeti silmişsin rezil olduğunu fark edince. Beceriksiz it seni. İftira atarken, saldırırken, yaftalarken bile kendini rezil ediyorsun. İbretlik. Hadi bak işine sana verdiğim son cevap bu.
Değil yazıda bahsetmek, ABD'nin Suriye'deki PKK'ya gönderdiği silahların Irak'ta kullanıldığını bile yazdık biz. Benim önceki tweetlerimde ABD'nin PKK'yla ilişkisini konuştuğumu bulabilirsin ama senin gibiler PKK ile ortak devriye yapan Esad'ı PKK düşmanı olarak anlatıyor nedense. Rusya'ya veya Esad'a laf geldiği zaman kabullenemiyorsunuz sonra da "Senin derdin başka, sen Amerikancısın." diyorsunuz. Herkesi kendiniz gibi ideoloji bataklığına saplanmış zannetmeniz komik. Al linke bas oku: https://t.co/EyubQultsS