Yeditepe Üniversitesi’nde yaşanan hadise aklıma şu soruları getirdi:
•Bu milletin imanını temsil eden Kur’an’dan ve onun ayetlerinden kimler neden rahatsız olur?
•Dosdoğru olma mesajı kimi neden rahatsız eder?
•Arkadaşının elindeki ve kimseyi hedef almayan bir pankartı kim engellemek ister?
•Bu gençler nasıl bir ortamda ve nasıl bir kin duygusuyla yetiştirilmektedirler?
•Bu gençler daha sonra bu toplumdaki insanlarla nasıl bir ilişki içinde olacaklardır?
Bu soruların cevabı maalesef içimizi acıtmaktadır.
Kutsal olanla irtibatı kopmuş, cahilliklerinden dolayı düşmanlık besleyen konuma gelmiş bu gençler için gerekli olan şey onları tan etmek değil sahip çıkıp rehabilite etmektir. Kızlarını diri diri toprağa gömen bir toplumda Asr-ı Saadet dönemi oluşturan dinimizi doğru yaşamamız ve anlatmamız halinde elbette ki bu gençler de yaptıkları yanlışı görecek ve pişman olacaklardır.
Engellemeye çalıştıkları “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” mesajını bizlere getiren Hazreti Peygamber Efendimizin şu Hadis-i Şerifi tam da bu olayı anlatmaktadır:
“Sen benim kavmimi affet, çünkü onlar bu işin iç yüzünü bilmiyorlar da cahilliklerinden yapıyorlar.”
Bu gençlerin hocalarına da seslenmek istiyorum. Çocukların bilgi kadar değere de ihtiyaçları olduğunu umarım görmüşsünüzdür. Umarım ki bundan sonra ilk dersiniz bu çocuklara doğru olmayı ve doğruluktan rahatsız olmamayı öğretmek olur. Kendi medeniyet değerlerinden yoksun, milletinin inancına yabancı olarak yetiştirilen gençlerin toplumun bağrında nasıl onulmaz yaralar açacağını umarım fark etmişsinizdir.
Diğer yandan herkes bilmelidir ki, birileri istemese de bizler emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak için gayret edeceğiz.
Birileri bizim doğru olma isteğimizden usanıp engellemek istese de biz doğru olmaktan usanmayacağız.
Yunus Emre’nin dediği gibi.
“Her dem yeniden doğarız. Bizden kim usanası”
Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirdiğimiz 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ni başarıyla tamamlamış bulunuyoruz.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde icra ettiğimiz Zirve’ye NATO üyesi 32 devlet ve hükûmet başkanının yanı sıra 100’e yakın bakan, üst düzey diplomat, uluslararası kuruluş temsilcisi ve davetli iştirak etmiştir.
Zirve sürecinde güvenliğin en üst düzeyde sağlanması ile vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması arasında hassas bir denge gözetilmiştir.
Alınan güvenlik, ulaşım, koordinasyon ve kamu düzeni tedbirleri; liderlerin güvenliği, şehir hayatının sürdürülebilirliği ve uluslararası kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla titizlikle planlanmış, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarının aksatılmamasına özellikle ehemmiyet gösterilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanemiz, uluslararası medya merkezi olarak hizmet vermiş; 1.800 kişilik çalışma alanı, 40 montaj odası ve çok sayıda canlı yayın noktası basın mensuplarının istifadesine sunulmuştur. Zirve’yi rekor bir katılımla 2.500’ü aşkın basın mensubu takip etmiş; TRT koordinasyonunda 96 kamera, 18 naklen yayın aracı ve 26 farklı noktadan yapılan yayınlarla Ankara Zirvesi tüm dünyaya ulaştırılmıştır.
Ankara’mızın tanıtımına da büyük katkı sunan Zirve boyunca gösterdikleri hoşgörü ve eşsiz misafirperverlik için Ankaralı hemşehrilerime gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.
Kolluk kuvvetlerimiz başta olmak üzere medyadan teknik işlere, sağlıktan ulaşıma, protokolden ikram hizmetlerine kadar birçok alanda Zirve’nin sorunsuz şekilde gerçekleştirilmesi için fedakârca görev yapan tüm kardeşlerime şahsım ve milletim adına şükranlarımı ifade ediyorum.
NATO Ankara Zirvesi’nin hazırlık ve icrasında gösterdiği iş birliği odaklı yaklaşım ve çabaları için Genel Sekreter Sayın Mark Rutte’ye hassaten teşekkür ediyorum.
CHP;
Atatürk maskesiyle hırsızlık,
Çağdaşlık maskesiyle ahlaksızlık,
Siyaset maskesiyle millete düşmanlık,
Sivil toplum maskesiyle provokatörlük,
Gazetecilik maskesiyle borazanlık yapanların kalesi olduğu müddetçe...
Hiçbir zaman bu ülkenin partisi konumuna gelemez.
86 milyon olarak bizim başka vatanımız yok, başka yurdumuz yok, mensubu olduğumuz başka milletimiz yok; biz burada hep birlikteyiz, biriz, beraberiz; son nefesimize kadar da inşallah burada olacağız.
Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip olan hiç kimse vatan toprağında misafir değildir, kiracı değildir, sığıntı değildir, öteki değildir, üvey evlat değildir; bilakis hepsi de bu vatan toprağında mülk sahibidir, ev sahibidir, bu milletin asli unsurudur, bu milletin öz evladıdır.
Yaşadığı coğrafya neresi olursa olsun…
Dedeleri nereden gelmiş olursa olsun…
Mezhebi, meşrebi, kökeni, görüşü, düşüncesi her ne olursa olsun…
Değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıdır; o halde herkes kadar bu ülkenin, bu vatanın, bu devletin sahibidir.
Ve bu devlet bir zümrenin, bir kitlenin, belli bir grubun, belli bir kökenin değil; bu topraklar üzerinde yaşayan 86 milyonun tamamının devletidir.
86 milyonun her bir ferdi, bilaistisna bu devletin eşit derecede sahibidir. #ÇeyrekAsırlıkDestan
Biz bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseye husumet beslemedik.
Ama şunu da herkes bilsin ki kendisinden farklı düşünüyoruz diye hiç kimse de bize husumet besleyemez; geçmişteki gibi parmak sallamaya, ayar vermeye, istikamet çizmeye yeltenemez.
Kimse bize öz yurdumuzda, öz toprağımızda ayrımcılık yapamaz; mütekebbir bir üslupla bize ders veremez.
Bu hiç kimsenin haddi de hakkı da değildir.
Kim ki bu milletin fertleri arasında ayrımcılık yapmaya çalışıyorsa bu milletin hasımlarına hizmet etmektedir.
Kim ki bu ülkenin kadınlarını kılık kıyafetine göre ayrıştırıyorsa Türkiye düşmanlarına taşeronluk yapmaktadır.
AK Parti’yi işte bu temel ilkeler üzerine inşa ettik, 25 yıldır da bu ilkeler ekseninde mücadele veriyoruz. #ÇeyrekAsırlıkDestan
Başörtüsü anormal değildir, marjinal değildir, radikal değildir, ekstrem değildir; belli bir tarikatın, belli bir cemaatin veya ideolojinin sembolü hiç değildir.
Başörtüsü bu toprakların normalidir, inşallah ebediyen de normal olacaktır.
İBB adaylığımızdan beri imtiyazlarını kaybetmek istemeyen çevrelerin kara propagandalarının hedefi olduk.
Göreve gelirsek kadınların haklarını kısıtlayacağımızı, kazanımlarını ellerinden alacağımızı, hayat tarzlarına müdahale edeceğimizi söylediler.
Peki, biz ne yaptık?
Bırakın geri plana itmeyi, kadınlara yönelik pek çok yenilikçi projeyi hayata geçirdik.
Kadınların özgürlük, çalışma, istihdam ve temsil alanlarını genişlettik, hiç kimsenin yaşam biçimiyle ilgilenmedik.
Kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını anayasa kuralı haline getirdik.
ŞÖNİM, kadın konukevi, KADES, elektronik kelepçe gibi uygulamalarla ihtiyaç duydukları her an kadınların yanında olduk.
İstihdamdaki kadın sayısını 6 milyondan 10,5 milyona yaklaştırdık.
Siyasette kadın temsil oranını her yıl sürekli artırdık.
28’inci dönemde 50 milletvekiliyle en fazla kadın milletvekili olan partiyiz.
Bize kadın hakları konusunda nutuk çekenler ise ikna odalarından iş hayatına kadar kadınlara her türlü zulmü, baskıyı yaptılar.
“Bir metrelik bez parçası” diyerek hakaret ettikleri başörtüsüne yönelik yasaklar sürsün diye mahkeme kapılarında nöbet tuttular.
Ne bölücü terör örgütünün dağa kaçırdığı kız çocuklarıyla ilgili ne de alçakça katlettiği kadınlarla ilgili tek kelime bile etmediler.
Aynı nobran tavırlarına bugün de devam ediyorlar ama yine başarılı olamayacaklar.
Bu korku ve baskı siyaseti, kadınların iradesine zincir vuramayacak...
Önceki gün birisi çıkmış, kendi kötü siciline bakmadan sosyal medya hesabından bizi dış politikada şov yapmakla, tribünlere oynamakla, ülkemizi bölgesel krizlerin mezesi yapmakla itham ediyor.
İnanın insan, kurduğu cümlelerin neresini düzelteceğini bilemiyor.
Bir defa Türkiye, bölgesel krizlerin mezesi değil, işte en son İran savaşında olduğu gibi çözüm çabalarının baş aktörüdür.
İkincisi, dış politika şov alanı değil; tecrübe, birikim ve dirayet gerektiren bir uzmanlık alanıdır.
Üçüncüsü, biz ne içeride ne dışarıda hiçbir zaman tribünlere oynamadık; aksine hep gönüller yapmanın, gönüller kazanmanın derdinde olduk.
Siz birbirinizle koltuk kavgası verirken biz yürüttüğümüz ince diplomasiyle bölgemizdeki çatışmaları dindirmenin kavgasını verdik.
Siz birbirinizin kuyusunu kazarken biz elimizde iğneyle kuyu kazar gibi barışa giden yolun önündeki engelleri kazıdık.
Siz kimin hain, kimin iş birlikçi, kimin proje olduğunu tartışırken biz zorlu müzakere masalarında Türkiye’nin hak ve hukukunu savunduk.
Daha kavgasız gürültüsüz tek bir gününüz yok, bir de çıkıp bize diplomasi dersi vermeye kalkıyorsunuz.
Siz gidin kapasitenize, kalibrenize uygun işler kovalayın.
Becerebiliyorsanız önce şaibesiz bir kurultay yapmayı öğrenin.
Gündemlerinde sadece koltuk kavgası var, dün kahraman dediklerine bugün hain damgası vurmak var.
Aynı muameleyi “gel” deyince koşa koşa gelen eski cumhurbaşkanı adaylarına da yapmışlardı.
Kendisi “hain ve iş birlikçi” olma sırasını savdı, şimdi yerini bir başkasına bıraktı.
Yarın muhtemelen benzer ithamlara bugün alkışlananlar maruz kalacak.
Anlaşılan o ki ana muhalefeti esir alan bu sağlıksız ruh hali değişmedikçe herkes bir gün hedef tahtasına konulacak.
Yaşananlar elbette ana muhalefet partisinin iç meselesidir.
Biz Türk siyasetine yakıştıramadığımız bütün bu tartışmaları güvenli takip mesafesinden izlemekle yetiniyoruz.
Şahsımıza, hükûmetimize, partimize ve ittifakımıza yönelik çirkin ifadelere rağmen serinkanlı tavrımızı korumaya büyük özen gösteriyoruz.
Bilhassa elinden pamuk şekeri alınmış çocuk misali hırçınlaşan karikatür tiplerin nezaket sınırlarını aşan sataşmalarını muhatap almıyoruz.
İnşallah bu çizgimizi, bu duruşumuzu bundan sonra da bozmayacağız.