Bir hekim, sürekli hastaneye gelerek acili meşgul eden şahsa isyan etti:
• Sosyal medyada hep gördüğüm bir hasta profiliyle karşılaştım bugün.
• Daha doğrusu önceki nöbetimize gelmişti, bugün tekrar geldi.
• Kendisi 23 yaşında erkek hasta. Önceki nöbetimize geldiğinde hiçbir şeyden haberim olmadan hastayı aldım.
• Beraber geldiler. İkisi de gülüyor, birbirlerine bakıyorlar, sürekli sırıtıyorlar.
• Ne olduğunu anlamadım. Ne olduğunu sordum çenesi ve boynu ağrıyormuş.
• Ondan sonra bana “EKG çekelim” dedi. Ben çok gerekli görmüyorum gibi davranınca “Göğsüm ağrıyor” dedi.
• Yani belki de bu hasta internetten bakıyor; alert edeceğimiz, ek tetkik istememizi gerektirecek şeyleri bilerek söylüyor gibi geldi bana artık.
• Ondan sonra EKG'sinin çekilmesini rica ettim. O sonra “Kanlarım da alınsın” dedi.
• “Tamam, kanların da alınsın” dedim. Hala hiçbir şeyden haberim yok benim. Kanları da alındıktan sonra sürekli “EKG çekilmedi, EKG çekilsin” falan dedi.
• Hemşireler çekti, sonra ben o sırada içeri geçtim. Sekreter dedi ki: “Sabah da geldi bu hasta.”
• Sabah gelmiş, kendine baktırmış, gitmiş. Akşam en yoğun olan saatlerde arkadaşıyla birlikte bir daha gelmiş.
• Bir daha baktırdı yani istek üzerine.
• “İstersen ağrı kesici yapalım” dedim, “Yok, ben iğneden korkuyorum” dedi.
• “E kan aldırmak istiyorsun?” dedim. “Yok, o farklı ama kanımı alın, kanlarıma bakın” dedi.
• Sonra kan alındı. O gün akşam böyle geceye kadar etrafta dolanıyor duruyor.
• Aynı hasta bugün yine geldi! Ve sonra ben meraktan baktım, sistemde kaç kere giriş var diye.
• Hemen onu da gösteriyorum şurada.
• Yani insanlar nereden buluyor bu hakkı kendine?
• Hem insanları yoruyorsun, daha da önemlisi oradaki hastaların hakkına girmek bu.
• Yani önemli bir hasta varsa da ne enerjin kalıyor ne o önemli hastaya dikkatin kalıyor. Yapmayın ya, ne elinize geçiyor onu da anlamış değilim.
• Bir de şöyle bir şey var ki ya gerçekse ve bir şey varsa ve kaçırırsam düşüncesiyle de vicdanın rahat etmiyor; yine de bakmak zorunda hissediyorsun kendini ve sonra bir bakıyorsun, hiçbir şey yok!
“Benim vergimle okudun!”
Peki, madem hesabı vergiden açtınız, biraz hesap yapalım.
Aylık BRÜT maaşı 300 bin TL olan bir hekimin yıllık geliri 3,6 milyon TL.
2026 gelir vergisi tarifesine göre bu hekimin bir yılda ödediği gelir vergisi yaklaşık:
1.100.000 TL.
Yanlış okumadınız.
Bir yılda yaklaşık 1,1 MİLYON TL.
Aylık ortalamaya vurduğunuzda:
Yaklaşık 92 BİN TL GELİR VERGİSİ.
Üstelik daha KDV'yi, ÖTV'yi, akaryakıttaki vergileri ve günlük hayatında ödediği diğer dolaylı vergileri konuşmadık bile.
Şimdi biraz geriye gidelim.
Bu hekim doğduğunda anne ve babası da vergi ödüyordu.
Çalışıyorlarsa gelirlerinden,
alışveriş yaparken tüketimlerinden,
yakıt alırken,
araç alırken,
evlerinin ihtiyaçlarını karşılarken…
O hekimi yetiştiren aile de yıllarca bu ülkenin bütçesine vergi ödedi.
Yani ortada tek taraflı bir “Biz seni okuttuk” hikâyesi yok.
Dahası var.
Bugün çalışan on binlerce hekim de vergi ödüyor.
O vergiler nereye gidiyor?
Diğer kamu gelirleriyle birlikte devlet bütçesine.
O bütçeden üniversiteler de, eğitim ve sağlık hizmetleri de finanse ediliyor.
Yani bugün tıp fakültesinde okuyan geleceğin hekimlerinin eğitimine kaynak sağlayan bütçeye, bugünün hekimleri de vergileriyle katkı sağlıyor.
Şimdi aynı mantığı kullanalım:
Çalışan hekim, tıp fakültesi öğrencisinin karşısına geçip;
“Ben yılda 1,1 milyon TL vergi ödüyorum. Benim vergimle okuyorsun. Bana borçlusun!”
mu desin?
Hayır.
Çünkü bunun adı vatandaşlık değil.
Vergi ödemek, başka bir insan üzerinde hak sahibi olmak değildir.
Vergi vatandaşlık yükümlülüğüdür.
İnsan satın alma bedeli değildir.
Evet, bir hekimin eğitiminde kamu kaynakları kullanılır.
Ama o kamu kaynağını oluşturan vergiyi;
hekimin anne-babası da ödedi,
hekim bugün kendisi de ödüyor,
öğretmen de ödüyor,
işçi de ödüyor,
esnaf da ödüyor,
mühendis de ödüyor.
Kamu zaten bunun için vardır.
Ama o fakülteyi 6 yıl boyunca bitiren siz değilsiniz.
O sınavlara siz girmediniz.
O geceleri ders çalışarak siz geçirmediniz.
TUS'a siz hazırlanmadınız.
Uzmanlık eğitimini siz tamamlamadınız.
36 saat hastanede siz kalmadınız.
Binlerce hastanın sorumluluğunu siz üstlenmediniz.
O diplomayı vergi makbuzu değil, hekimin emeği aldı.
Bu yüzden altını kalın çizgilerle çizelim:
HEKİM, HEKİM OLDUĞU İÇİN HİÇ KİMSEYE KİŞİSEL OLARAK BORÇLU DEĞİLDİR.
Hekimin hastasına karşı etik sorumluluğu vardır.
Mesleğine karşı sorumluluğu vardır.
Hukuka karşı sorumluluğu vardır.
Topluma karşı sorumluluğu vardır.
Ama hiç kimseye:
“Vergimi verdim, seni ben okuttum; dolayısıyla sana istediğim gibi davranırım.”
deme hakkı vermez.
Çünkü vergimizle yollar da yapılıyor.
Okullar da açılıyor.
Hastaneler de işletiliyor.
Üniversiteler de finanse ediliyor.
Ama hiçbirinin tapusu vergi makbuzumuzun arkasında yazmıyor.
Verginiz sağlık hizmetini finanse eder.
Hekimin onurunu satın almaz.
Ve “Seni vergimle okuttum” demeden önce son bir kez düşünün:
Karşınızdaki hekimin ailesi de bu ülkeye vergi ödedi.
Karşınızdaki hekim bugün yılda yaklaşık 1,1 milyon TL gelir vergisi ödüyor olabilir.
Ve onun vergisi de bugün başka hekimlerin yetiştiği kamu sisteminin finansmanına katkı sağlıyor.
Kimse kimsenin sahibi değil.
Hekim size borcunu ödemek için hekimlik yapmıyor.
Hekim, hekim olmayı kimseye borçlu değil.
O mesleğin bedelini zaten yıllarıyla, emeğiyle, nöbetleriyle ve hayatından verdiği zamanla ödedi.
@hhs_org_tr #HekimHakları #Hekimlik #Vergi
Bıçaklanan meslektaşımdan özür dile, sayın @mesutyar.
“Doktor en azından fark edebilirdi” demek, bıçaklı saldırıya uğrayan bir hekimi dolaylı biçimde suçlamaktır. Bu ne mizah ne de zekâ göstergesi.
Şiddetin sorumluluğunu, onu önceden göremedi diye mağdura yükleyemezsiniz.
Bir sağlık çalışanı bıçaklanmışken saldırganı değil mağduru sorgulayan bu dil hadsiz, damgalayıcı ve utanç verici.
Şiddetin bahanesi olmaz. Mağdurdan hesap sorulmaz.
Aylardır dikkat ve ilgiyle izliyorum.
Silivri'deki İBB Davası'nda yaşananları büyük bir dikkatle takip edip notlar alıyor ve çalıştığı @halktvcomtr 'deki programlara bağlanarak akıcı bir tempo ve kusursuz Türkçe ile hiç yorum katmadan, meslek ilkelerinden sapmadan anlatıyor.
Gerekirse gece yarılarına kadar çalışıyor ama ertesi sabah en ufak yorgunluk belirtisi olmaksızın görevine bıraktığı yerden devam ediyor.
Özetle genç meslektaşım @gamzealltunay alkışı ve ödülü hak ediyor.
Meslektaşımdan 👇🏻
“Merhaba. Kendim aile hekimiyim. Dün 2,5 yaşındaki oğlum düştü ve çene altında derin bir kesik oluştu. Sütür atılması gerektiği için Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Aciline başvurduk.
Hekim olduğumu belirttim. Acildeki hekim arkadaş sağ olsun, “Plastik cerrahideki arkadaşlara yönlendirelim, yardımcı olurlar.” dedi ve gittik.
Plastik cerrahideki asistan hekimler arasında özellikle tek bir bayan asistan hekim vardı. Adını bilmiyorum. “Çok hasta var, size yardımcı olamayacağız. Çok istiyorsanız sabaha kadar bekleyin, ancak o zaman sütür atabiliriz.” dedi.
Doktor hanıma ve asistan doktor beye tekrar rica ettim. “Peki, bekleyin. Arada boşluk olunca alırız.” dediler.
Gelin görün ki bizden sonra gelen tüm hastalar alındı. Daha sonra gelenler de alındı. Biz ise tam 4 saat bekletildik. Bu sırada 2,5 yaşındaki oğlum bir yandan ağlıyordu.
Doktor hanıma tekrar “Yardımcı olabilir misiniz?” diye sordum. Bana, çömezine mobbing uygular gibi, “Hayırdır, bir problem mi var?” dedi. Gerçekten şaşkınım. Bir doktor başka bir doktora nasıl böyle davranabilir?
Sonrasında da yine bekletildik. Maalesef artık beni a��lama noktasına getirdi.
Bunun üzerine acildeki hekim arkadaşa tekrar rica ettim. Sağ olsun, benim halimi görünce kendisi dikişi attı ve oğlumla ilgilendi.
Ben meslektaşımdan gördüğüm bu muamele karşısında hem şaşkınım hem de üzgünüm.“
Çok uzun yıllardır ülke olarak hemen her gün bir derdimiz, acımız olduğu için hayatımızdaki iyi bir gelişmeyi, sevinci paylaşmamayı seçtik çoğumuz. Hali hazırda da zor zamanlardayız ama ertelenemeyecek bir haberim var dostlara… Deniz Göktaş demiş ki: neşemizi çalamayacaklar. O zaman neşemizi, sözümüzü, haber alma hakkımızı çalmasınlar diye Pazartesi günü itibariyle, Koza TV’de kaldığımız yerden devam edelim mi? Bekliyorum🙏🏻
Ben, kötü olduğunu gizlemeyenlerden değil; iyi görünen kötülerden korkarım. Çünkü maske takan insanlar tehlikelidir; insana kendini güvende hissettirir, tedbirsiz bırakır ve en çok da hazırlıksız yakalar.
Tamar Tanrıyar adli kontrolle serbest! Bu ne hız efendim :)) 1 yıldır cezaevinde iddianame bekleyenler var. Ülkedeki adalet sisteminin geldiği noktaya bak
Bir şeyler oluyor… Görüyor musunuz?
Bir şeyler oluyor…
Şehirler, meydanlar, sokaklar…
Toprak gibi uyanıyor, nehir gibi yatağına sığmıyor.
Güzel şeyler oluyor…
Bize bir millet, bir de ayağımızın altındaki bu bank yeter!
Kötü bir şey oldu 😔
Sizlerin işine yarayabilir diye anlatacağım.
4 gün kadar önce çalışırken, aniden sağ kulağımda işitme kaybı oldu. Sanki üstüne yastık bastırmışlar gibi duyabiliyordum.
Ertesi sabah acilen doktora gittim. Önce temizlik işlemi yapıldı, bir ümit işe yarar diye ama 5 dakika sonrasında hiçbir gelişme yoktu.
Hemen işitme testine soktular. Maalesef sağ kulağımda %65 işitme kaybı olmuştu. Teşhis İdiopatik ANİ işitme kaybıydı.
500 Hz, 1 khz, 2 khz, 4khz resmen ÇANAK şeklinde tutulmuştu.
Biraz sonra nedenine geleceğim ama önce tedaviden bahsetmek istiyorum.
Son 4 gün benim için çok ama çok KÖTÜ geçti arkadaşlarım. Te��his konulur konulmaz Kulak ZARIMA kortizon iğne yapıldı. Ciddi derecede acı veren ve yakan bir iğne. Bilirsiniz erkek çocukları sünnet olmaktan korkar. Bana deseler ki kulağının zarına iğne yapmayacağız ama 20 kere sünnet öncesi erkek çocuğu korkusu yaşayacaksın hemen evet derim o derece. Ama bu iğne hayat kurtarıcı bir iğne
İğne dışında iç kulağın oksijenlenmesi ve basıncı biraz azaltması için vitaminler, antioksidanlar ve ek terapiler yapıldı, yapılıyor.
Gelelim hastalığın nedenine, doktorların bu ani işitme kaybının bir alt türü olan benim gibi çanak işitme kaybına yorumu çok net:
1) Aşırı derecede hassas
2) Aşırı derecede Mükemmelliyetçi ve takıntılı
3) Empati duygusu çok yüksek
4) çok çalışan
kişilerde görüyoruz dediler. Bu bir tür vücudun kendini tamamen kapatması anlamına geliyor aslında.
Biliyorsunuz ben yıllar yıllar önce sosyal medyadan çekilmiştim, Politika, Siyaset lokal konular ile ilgili hiç okumuyor ve yazmıyordum. Youtube videosu çekmeyi de bırakmıştım. Sadece twitterdan açtığım küçük eğitim grubum vardı.
Aslında ne kadar da doğru yaptığımı bu 4 günü yaşadıktan sonra daha iyi anlıyorum.
Çok hassas olmak insanı öldürüyor. Deprem oluyor ben çıldıracak kadar acı duyuyorum, illa benim ülkemde olması gerekmiyor mesela Venezüela’da olana da bizim ki gibi olmasa da çok üzüldüm. Biri birine zarar veriyor okuyor sonra çok üzülüyorum. Bir arkadaşım yakınını kaybediyor üzülüyorum. Herkes üzülür ama benim maalesef şiddeti farklı oluyor.
Hastalığa geri gelecek olursam, bana söylenen ve size (belki işinize yarar diye) aktarmak istediğim bir şey var.
Bu işitme kaybında en önemli şey İLK 72 SAAT içinde müdahale yapılması. Kulak Salyangozu içindeki sinir uçları ve hücreleri yaşatmamız gerekiyor.
Allahtan ben gerekli olanları yaptım. Biraz düzelme var. Umarım tam düzelmeyi gelecek hafta sağlarım.
Küçük bir kasabaya yerleşip sadece film seyredip, balık tutmak ve bahçeyle uğraşmak istiyorum 😔🧿🙏
Tüm doktorlarıma çok çok teşekkür ederim.
En tehlikeli insan tipi; bulunduğu konuma yağcıl��kla gelen kişidir. Günebakan çiçeği gibi gücü takip eder. Prensipleri yoktur, değerleri yoktur, omurgası yoktur. Güç dengeleri değiştiği an saf değiştirir. Daha önceki mahallesinin en acımasız düşmanı olur.
Gençler konuşuyorsa, umut hâlâ var demektir. Düşüncesini zeka ve mizahla ifade eden Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölüm birincisini kutluyorum. O birkaç cümle, binlerce kelimeden daha fazla şey anlatıyor:
"4 senedir her sabah uyandığımda kapanmadan var olmaya devam ettiği için okuluma teşekkür eder; diplomamın da bir ömür benimle kalmasını temenni ederim."
Kılıçdaroğlu: İdianameleri okudum dersem yalan söylemiş olurum. Komisyon kurduk o komisyon inceleyecek. Benim bütün iddianameleri okuma şansım yok.
O zaman sorarlar adama: Okumadan neye dayanarak suçlu ilan ettiniz insanları?
Adalet Bakanına soruyorum:
Rahmi Koç'a soruşturma açıldı. Doğru yapıldı. Peki Kemalistlere küfreden AKP'li Rümeysa Eker'e neden hiçbir yargısal işlem yapılmıyor?
Adalet Bakanı Akın Gürlek "kimsenin makamına, servetine bakmayız" deyip Rahmi Koç hakkında başlatılan soruşturmaya destek vermiş.
Madem yargı bu kadar tarafsız; Atatürk'e, kemalistlere hakaret eden bu şahıs hakkında da savcılar soruşturma başlatsın.
@abakingurlek