“Sorun şu ki, her gün yeni bir yere gittiklerinin farkına varmıyorlar. Otlakların değiştiğini, mevsimlerin birbirine benzemediğini anlamıyorlar. Çünkü yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yok.”
#simyacı
Dört kişi parkta çektirmişiz
Ben, Orhan, Oktay bir de Şinasi
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar
Babası ölmemiş daha Oktay'ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendiyi tanımamış.
Duygu ve düşüncelerin kalıplaştığı, insanlığın akıl yerine toplumsal iç güdüyle hareket ettiği, 21. yüzyılında yaşamanın vermiş olduğu hüzün ve mutsuzluk.
Salaklığın ,aptallığın kazanç ve gelir kaynağı olduğu hatta bir meslek haline geldiği , kanı bozukluğun, vatan hainliğinin hak kahramanlığı olarak görüldüğü, el üstünde tutularak ayrıcalıklar sağladığı hatta ve hatta ödüllendirdiği.
Dinin saflık ve temizliğinden yararlanarak duygu sömürüsü haline geldiği, mezhep ve tarikatların oyuncağı haline dönüştüğü ,makam ve mevki sahibi olmak, ve idamesini sağlamak için; şeref,namus, haysiyet gibi değerleri yok sayıldığı…
Mutlak bir anlayışın olmadığı gibi mutlak bir doğru, mutlak bir mutluk da yoktur. Bazen 2+2=4 etmiyor. Beş olduğuna inanmak zorunda kalıyorsun. İşte buna “Mecburiyet” deniliyor. Mutluluğa gelirsek mutlak bir mutluk olmuş olsaydı, öfke nefret gibi duygularımız olmazdı.
Kalıplaşmış bir hayatın içerisinde kalıplaşmış duygularla yaşanılan bir toplumda mutlak bir anlayış yoktur. Okuduğun yazıdan, izlediğin video ve filmden “aa beni anlatıyor, tam olarak bu benim” gibi cümleler kuruyorsan basitleştirilmiş, kalıplaştırılmış bir ahmaksındır bence..