İBB Davası’da Fatoş Pınar Türker, savcı tarafından küçük çocuklarının velayetinin alınmasıyla tehdit edildiğini, çıplak aramaya maruz bırakıldığını gözyaşları içinde anlatıyor. Bu sırada Kılıçdaroğlu ve ekibi İBB Davası’nın savunuculuğunu CHP Genel Merkezi’nde yapıyor. İBB Davası üzerinden kendilerine koltuk devşirenlerde, bu operasyonları savunanlarda, bu insanlık suçuna ortak olanlarda hiçbir insanı değer, nebze vicdan, ahlak yok. Yazıklar olsun.
İBB davasında savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
“Polis ‘Altımı indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi.
‘Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil’ dendi bana...
İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor.
Yapan utansın, ben utanmıyorum!”
09.06.2026
Tutuklu Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, aleyhinde ifade veren tanık Mehmet Recep Taşçı’nın kendisinden helallik istemek için cezaevine avukat gönderdiğini söyledi.
https://t.co/YFkrPRcTAx
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
Fatoş Pınar Türker nezaretteki çıplak arama anısını ağlatırken kadın tutuklular ve izleyiciler gözyaşlarını tutamadı:
“Vatan emniyetteyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Üstünü çıkar dedi çıkardım. Gidip gidemeyeceğimi sorduğumda dediğimde altını da indir, çamaşırını da indir dedi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum.”
İBB davasında savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
“Polis 'Altımı indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi.
'Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil' dendi bana...
İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor.
Yapan utansın, ben utanmıyorum.” (Kayhan Ayhan)
Çıplak arama insanlık suçudur.
Fatoş Pınar Türker’in bugün mahkemede anlattıkları soruşturulmayacak mı?
Hüküm giymemiş, hakkında somut hiçbir delil olmadan aylardır tutuklu yargılanan onlarca insanın tehdit edildiği, baskı altına alınmaya çalışıldığı yönündeki iddiaların üzerine gidilmeyecek mi?
Hem otobüsüm gitti hem de feci bir doluya yakalandım. Ankara'da mahsur kalmak ama tarihin doğru tarafında durmanın gururuyla zerre pişmanlık duymamak 🤍
Bugün de direnen, vazgeçmeyen, onurlu yol arkadaşlarımıza selam olsun. ✌🏻
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da aynı şeyi söyledi:
“Ulus devletten vazgeçin. Osmanlı millet sistemine dönün…”
-Bu “CHP” CHP değil.
Bu ifade, Atatürk’ün kurduğu partiye ait değil.
-Lütfen, “Altı Ok”u yakanızdan ve ambleminizden çıkarın. İkinci Cumhuriyetçilerle ve Tom Barrack’la kucaklaşın. Graham Fuller mezarında çok mutludur. Partinizin adı mesela, “Osmanlı Millet Partisi” olsun.