Hangi ara geçti bu kadar zaman. Bahar güneşi mahoş yaptığında beni, şu güzelim ağaca dayamıştım sırtımı. Küçük bir uyku kaçamağıydı. Bir garip masala uyanmışım
Kaygıyla mücadele ediyorsan bu eseri dinle. Yaklaşık 30 saniye içinde nefes alışın değişmeye başlayacak. Bedeni sakinleştiren şey ise notaların arasındaki sessizlik.
Çok kişi seslendirdi!
Kimse ama hiç kimse
Nilüfer gibi yeri göğü inleterek
Okuyamadı bu şarkıyı😍
Güzel uyusun
Aysel Gürel ve Onno Tunç🙏
Mükemmel ötesi bir şarkı bağışlamışlar bizlere
Dünyanın en güzel aşk şarkılarından “Historia de un Amor,” Panamalı şair Carlos Elta tarafından 1955 yılında yazılmış. Pek çok ülkede pek çok şarkıcı tarafından yorumlanmış.
Kendine has uslûbuyla Hollandalı caz şarkıcısı Laura Fygi yorumunu dinleyelim.
Yetenekli , çalışkan bir sanatçıyı daha kaybettik çok çok üzgünüm . Hayat bu işte #serhatmustafakılıç lenf kanseri tedavisi görüyormuş tüm sevenlerine ve ailesine başsağlığı diliyorum . Nurlarda uyusun 🤍
@Ayaz_Y_ Eleştirilerinizi kadro planlaması konusunda haklı buluyorum. İsmail hoca ya ne bıraktınız ., kadro bu yaklaşımınız yanlış.. Omrgasız... Görüşleri alınmıyorsa tavrı net olmalıydı. Tek derdi kendini sürekli ispat olan hoca ismail hoca. Aykut hoca bu ülkeye fazla. Çok fazla...
“Başıma bişey gelirse, intihar demeyin” demişti Fatma Çelik.
Başına çok şey geldi; 3 yaşındaki kızı istismar edildi, kendi çocukken istismar edildi, failiyle evlendirildi.
Kızıyla birlikte ölü bulundu, olayla ilgili kimse yargılanmadı.
Bu sesi duymadılar, kimi korumak için?
Ayşe Tokyaz'ın kardeşi Esra Tokyaz:
"Sanıklar, avukatları ve beni tehdit ediyor. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum, sizden güç almak istiyorum"
9 Eylül'de Küçükçekmece Adliyesinde Saat 10.00'da Esra'yı Yanlız Bırakmayalım. #AyşeTokyazİçinEmsalKarar
SON NEFESE KADAR GAZETECİLİK
Şükran Abla, ilerleyen yaşına ve sağlık durumuna rağmen, asla her gün "kağıt ve mürekkep kokusunu" soluma tutkusundan vazgeçmedi. Gazete binasına (eski tabirle matbaaya) gelip gitmek, onun için vazgeçilmez bir ibadetti.
Çalışkanlığı ile hepimize örnek oldu.
Huzur içinde uyusun.
Şükran Soner (1946 - 2026)
Emek ve insan hakları mücadelesinin öncüsü, Cumhuriyet’in hafızası Şükran Soner Ablamızı kaybettik...
Gazetemiz yazarı ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Şükran Soner, bir süredir tedavi gördüğü hastanede bu sabah yaşamını yitirdi
https://t.co/J1QimnQgbq
Bir garibanın hikayesini dinlemek için bir gariban kulağı lazım demiş
mevlana.
Rojin emekçi bir babanin kızı değilde bir rektörun veya bir valinin kızı olmuş olsaydı 3 günde bulunmuştu şimdi.
#RojinKabaişİçinAdalet#RojiniçinBirAdım
Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş:
-Daha otopsi yapılmamıştı, Vali bana “senin kızın intihar etmiş, daha yapılacak bir şey yok” dedi. Ben itiraz ettim o bağırdı, ben itiraz ettim o bağırdı, sinirlendi çıktı gitti.
-Benim kızımın başına ne geldiğini sonuna kadar araştıracağım. Canıma da mal olsa mücadele edeceğim.
-En son büyük bir delil çıktı; 2 erkek DNA’sı tespit edildi Rojin’in vücudunda. Onda da 1 sene bizi oyaladılar, bu “bulaş olabilir” dediler. Taşıyan kişiler, doktorlar vs. En son 195 kişiye bakmışlar, DNA’lar kimseninkiyle eşleşmedi. Akrabalar, bizim çocuklar, bizimkilerin de hepsine baktık kimseyle eşleşmedi. Bu ne anlama geliyor? Bu bir cinayettir, belli. Katiller bu DNA’ların sahibi.
-Her iki köy ve üniversite içindeki DNA’lara, hatta rektör ve akrabalarına da baksınlar dedik. Düşünün ki bir iple makarası orada, ucunu aramıyorlar makarayı komple çöpe atıyorlar, diyorlar ucu bulamadık.
-Avukatlarla ricada bulunduk, Rojin’in telefonunu bıraktığı yerde o gece saat 7’yi beş geçe kim o gece oradaymış, kimin telefonu sinyal vermişse orada da bir ipucu elde edebilirler. Onu da yapmamışlar.
-Hem ben hem Gülistan’ın ailesi, ikimiz de fakir aileyiz. Ben amelelik yapıyorum. 21 yaşına kadar o çocuğu ne eziyetle büyüttüm.
#RojiniçinBirAdım #RojinİçinAdalet #RojinKabaişİçinAdalet #RojinKabaiş #rojinölümsüzdür🥀
APTAL DEĞİLSENİZ;
Galatasaray’ın sezon öncesi hazırlık maçında olmayan penaltısı bile verilirken, daha ligin ilk maçında Fenerbahçe’nin iki penaltısının verilmemesini yalnızca sportif gerekçelerle açıklayamazsınız.
Senelerdir kurbağa ile akrebin hikâyesindeki gibi aynı döngüyü yaşıyoruz.
Her defasında akrebi sırtımıza alıp nehri geçmeye çalışıyoruz. Akrep bizi soktuğunda ise dönüp kurbağayı suçluyoruz:
“E, daha iyi yüzseydi.”
Gençlerbirliği maçında ilk iş İsmail Kartal’ı ve futbolcuları tartışmak tam olarak bu.
Hâlbuki kurbağa dünyanın en iyi yüzücüsü olsa da sırtındaki akrep onu sokmaya kararlıysa nehrin ortasında yine batarsınız.
‼️Ayrıca 18 yıldır katılamadığımız Şampiyonlar Ligi öncesi bu maçın erteleme talebi neden kabul edilmedi, bilen var mı? ‼️
Daha sezonun ilk haftası. Önünde bütün bir sene var, yani takvim müsait. Üstelik geçmişte defalarca uygulanmış bir ertelemeden söz ediyoruz.
E, Fenerbahçe’nin Avrupa’da oynayacağı bu maç yalnızca Fenerbahçe için değil, ülke puanı açısından Türkiye için de önemli.
SONUÇTA NE OLDU PEKİ;
Hem maç ertelenmedi hem de iki penaltısı verilmedi.
İşte benim itirazım tam olarak buna.
Peki isimler değişirken neden yıllardır aynı döngü değişmiyor?
Çünkü mesele yalnızca futbol değil de ondan.
Konu yalnızca futbol olsa;
Takım otobüsü kurşunlanır, failleri 12 yıl boyunca elini kolunu sallayarak dolaşabilir mi?
Üzerinden alçak uçuş yapan savaş uçağı geçirilir mi?
Şimdi bütün bunların yanına yıllardır saha içinde yaşananları da koyun ve kendinize sorun:
BUNLARIN HEPSİ BİRBİRİNDEN
BAĞIMSIZ OLAYLAR MI?
Bence değil.
İşte bizim “yapı” dediğimiz şey tam olarak bu.
Ama benim “yapı” derken kastettiğim yalnızca Fenerbahçe’ye karşı kurulmuş bir futbol düzeni de değil.
Asıl anlatmak istediğim başka.
Herkes sorunun Fenerbahçe’nin Atatürk ve Cumhuriyet’le kurduğu tarihsel bağda, temsil ettiği değerlerde ve toplumsal olarak konumlandığı yerde olduğunu söylüyor.
Ben ise meseleyi biraz daha farklı görüyorum:
Bu yapı Fenerbahçe’ye karşı kurulmadı; Fenerbahçe’nin de içinde bulunduğu, temsil ettiği değerlere sahip kişi ve kurumların karşısında zaman içerisinde oluşturuldu.
Yani bir zihniyetten, zaman içerisinde oluşmuş ilişkilerden ve kendisine benzemeyeni sistemin dışına itmeye çalışan bir düzenden söz ediyorum.
Bu yüzden ne kadar inkâr ederseniz edin, suyuna ne kadar giderseniz gidin sonuç değişmeyecektir.
Akrep yine sokacaktır.
Çünkü varlıkları buna bağlıdır.
Kiminin “dava”, kiminin “müesses nizam”, kiminin ise bizim gibi “yapı” dediği bu yeni düzende Fenerbahçe’ye yer yok.
Üstelik mesele her zaman yalnızca rant ya da para da değil.
Bir örnek vereyim; ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
‼️Kadıköy Rıhtım’da dolgu bir alan var. Siyaset istese oraya beş yıldızlı bir otel de yapabilirdi. Fakat yakınında beş tane cami bulunmasına rağmen aynı bölgede yeni bir cami projesi başlatıldı.‼️
Meseleye yalnızca “rant” üzerinden bakarsanız bunu açıklamakta zorlanırsınız.
Ama mesele bir zihniyet ve alan hâkimiyeti meselesiyse tablo değişir.
Çünkü benim anlatmaya çalıştığım tam olarak şu:
Kadıköy’e bakışla Fenerbahçe’ye bakış arasında çok büyük bir fark yok.
Tıpkı ODTÜ’ye ve Boğaziçi Üniversitesi’ne bakış gibi…
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bakış gibi…
Barolara bakış gibi…
Örnekleri çoğaltabilirim.
‼️Kurdukları yeni düzen, kendisine benzemeyen; bağımsızlığını, kimliğini ve toplumsal gücünü koruyan kurumlarla sürekli bir çatışma hâlinde.‼️
Onları dönüştürmek, etkisizleştirmek ya da zayıflatmak istiyor.
Fenerbahçe’nin yaşadığı meselenin de bundan bağımsız olduğunu düşünmüyorum.
Bu nedenle yaşadıklarımızı yalnızca kötü hakemlere, kötü federasyonlara, yanlış başkanlara veya başarısız teknik direktörlere indirgemek bizi sürekli aynı yere götürüyor.
Akrebi sırtımıza tekrar tekrar alıyoruz.
Sonra;
‼️Başkanı değiştiriyoruz
‼️Hocayı değiştiriyoruz.
‼️Futbolcuyu değiştiriyoruz.
‼️Ama akrep hep aynı yerde duruyor.
Hâliyle Fenerbahçeliler olarak bu düşmanlık karşısında çoğu zaman öfkeleniyoruz.
Fenerbahçelilere naçizane tek tavsiyem şudur:
Varlığıyla gurur duyduğumuz Fenerbahçe’mizin arkasında duralım.
Önce karşı karşıya olduğumuz gerçeği doğru tarif edelim.
Sonra başkanımız, hocamız ya da futbolcumuz kim olursa olsun kendi içimizde birbirimizi tüketmek yerine, Fenerbahçe’yi sistemin dışına itmeye çalışan bu yapının karşısında birlikte mücadele edelim.
Çünkü mesele bir başkanın, bir hocanın ya da bir futbolcunun meselesi değil.
Mesele Fenerbahçe’nin bu düzen içerisinde nerede durduğu meselesidir.
Ve görünen o ki;
Bu düzen değişmediği sürece, bu düzenin içinde Fenerbahçe’ye yer yok.
Sevgiler.
SERDAR
@poyrazbaran1907