📡 #CanlıYayın | #Teknofest2026
➤ Nükleer Enerji Teknolojileri Tasarım Yarışması — 4. GÜN
➤ Hyperloop Geliştirme Yarışması — 4. GÜN
➤ Uluslararası Elektrikli Araç Yarışları — 5. GÜN
https://t.co/OrmuvYi3ii
Bu zat, Risale-i Nur'u okuduktan sonra iman ediyor ve kilisesini camiye çevirip çokların da hidayetine vesile oluyor.
Bunun gibi binler papaz var ki, Risale-i Nuru okuyunca iman etmiş.
Bu da gösteriyor ki, Risale-i Nur, Kur'an-ın bu asrın fehmine yani anlayışına bir dersidir.
İmreniyorum şu arkadaşların mahallesine!!!
Bu hanımefendiye 'gazeteci' diyorlar.
Saçmaladıkça daha da çok alkışlıyorlar.
Misssss!
Ne müthiş bir konfor!
@doganburak29 Kim ne suç işlerlese cezasını çekmeli
Fakat @saitcamlica gibi insanları birbirine düşürmek isteyen,devleti dindar insanlarla karşı karşıya getirmek isteyenler var sn @abakingurlek Bakanm
Kin nefret yayan bu kişi/tv yorumcuları sürekli sizi topluma yaptığınızı ters yansıtıyorlar
SABETAYİZİM FLOOD
1) Devrimci Atatürkçü Prof. Yalçın Küçük 2011'de "Sabetayistlerimiz olmasa, biz bu Cumhuriyeti kuramazdık, hep tekrarlıyorum" demişti. Türkiye'nin kuruluşu ve inşaasında Sabetayistler ciddi şekilde rol aldığı apaçıktır. Bilgisel başlıyor.
Cemaatlerin Ölümü!
Dehrin ilcaatını idrâk edemeyen veya itibar etmeyen cemaatler, kendi sonlarını hazırlıyor. Gidişatı sevk ve idâre edecek bir akıl ve himmet devreye girmezse, on-on beş yıl sonra "cemaat" mefhumu yaşlı zihinlerde eski bir hâtıra, arşivlerde okuyanı kalmamış bir hikâye olarak kalacak. Yaş ortalaması altmışı çoktan aştı! En net ifadesiyle; cemaatler sekeratta, ölümleri de yakındır.
Bu dehşetli ama hakikatin ta kendisi satırlara karşı kulaklarınızı tıkamadıysanız, izah edeyim. Önce geçmiş zamana sarkalım mı, Bediüzzaman ve Süleyman Hilmi Efendi ile başlayıp bin dokuz yüz doksanlı yılların sonlarına kadar devam eden zamana yani. Daha kısa ifadesi iki binlerden öncesi olabilirdi. Uzattım, zîra anlaşılsın istiyorum.
Sadece ilk mektebi olan bir taşra köyündeyiz. İlk mektebi bitiren çocukların ekseriyeti vakit kaybetmeden iş gücüne katılıyor, üç beş tanesi ise tahsile devam etmek istiyor. Ne var ki, köyde orta veya lise mektebi yok. Kaza veya vilayete gitmeleri lâzım. İmkânlar kıt, köylü vatandaş ürkek ve tedirgin. Çocuğunu okutmak isterken kaybetmekten korkuyor. Emin birilerine teslim etmesi lâzım ama kime?
Ufak bir araştırma ile Nurcuların medreselerinde (talebe evleri) kalabileceğine ulaşıyor. Süleymancıların yurt ve Kur'an Kursları da bir alternatif olarak karşısına çıkıyor, fakat orada kalabilmesi için kurs talebesi olma şartı var. Kısacası birinden birini tercih ediyor. Yığılmanın büyüğü Nurcularda.
Beş-on büyük şehir hariç, taşranın hiçbir şehrinde üniversite yok. Orta ve lise mektebleri boyunca dershanelerde kalıp yetişen bu genç insanların üniversiteye devam imkânı bulanlar, üniversite şehirlerine akıyor. Kalacakları, kendilerini emniyette hissedecekleri mekânlara ihtiyaçları var. Zaten daha topraklarından koparken nereye gidecekleri, nerede kalacakları bellidir. Dershaneler tıklım tıklım üniversite talebesi doluyor.
Nurcuların yaklaşık otuz beş-kırk yıl şartların hazırladığı bu zeminde yaptıkları tek şey, talebelere barınma imkânı temin etmek ve gelenleri hayırlı vatan evlatları olarak yetiştirmekten ibaret.
Baştan beri çok daha farklı bir maksadın adamı olarak sahne alan Gülen ve arkasındaki akıl, tabloyu daha farklı okuyup harekete geçiyor. Bu bol talebe akışından pastanın büyüğünü kapmak için tezg��hını genişletiyor. Birinci adım üniversiteye hazırlık dershaneleri, ikincisi talebeleri cezbedecek lüks yurt ve imkânlar... Nihayet medya ayağı. Propagandanın şuurları esir almada büyük bir güç olduğunu erken farkediyor.
1971 İzmir Sıkı Yönetim Mahkemesinde "Ben Nurcu değilim!" deyişini çokları hanesine korkaklık veya taktik bir adım olarak kaydetmişti. Oysa Gülen, ilk defa doğru söylüyordu: Nurcu değildi...
Bu bedihî hakikate rağmen, 17-25 Aralık 2013 hâdiselerine kadar Nurculardan insan devşirmeye devam etti. Nurcu değildi ama bu hazır zeminden adam kazanmaya, Nurcu maskesi altında muvaffak olduğu için mürailiğini ihlâs gibi yutturmayı asla ihmal etmedi. Onların sırtına basarak yükselmiş, nihayet devlete kafa tutacak seviyeye gelmişti.
Mehmed Kutlular'ı 1977'de tanıdım. Gülen'in Nurcu olmadığını yüksek sesle, hiçbir tereddüd göstermeden, emsalleri arasında söyleyen, söyleyebilen tek kişiydi. Son nefesine kadar da o kanaati hiç değişmedi. Bedelini kızının elim bir şekilde öldürülmesi ile ödedi. Sonrasında da yarım asır emek verdiği gazetesinin, bir avuç sergerdenin kontrolünde FET�� müdafaası yaptığına kabrinde şahid oldu.
Kutlular meselesi bahs-i diğerdi ama yeri gelmişti, hakkını teslim ettim.
Meselemize avdet edecek olursak: 17-25 Aralık 2013'te başlayıp 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüyle zirvesini bulan Gülen Devr-i mel'unu bitti fakat geride bir kıyamet manzarası bırakarak bitti. Kamalist ve Ulusalcı zındıkların hep bir avazdan FETÖ'yü Nurcu ilan etmelerinin iki yıkıcı neticesi oldu: Birincisi, devlet aklını karıştırıp kuruyla birlikte yaşı da yakmasını temin etmek; diğeri amme efkârına Nurcuların geniş ve büyük varlığını FETÖ'nün rahm-ı mâderi olarak telkin edip kabul ettirmek.
Devletin kılcal damarlarına yerleşmiş olan Kamalist Bürokrasi, Üniversite ve sol medya ile birlikte birkaç unsur ve mihrak daha aynı maksada hizmet ederek Nurcuların insan akışını bitirme noktasına getirdi. Diğer cemaat ve tarikatlar da çok farklı vaziyette olmamakla birlikte yaranın büyüğünü Nurcular aldı.
Yeni Asya'nın bir kısmı hariç, gerisinin hemen tamamının AK Partiyi, zaman zaman tasvib etmediğim ölçü ve şekillerde desteklemesine rağmen, yukarıdaki tablo değişmedi. Hatta Diyanet'in Risaleleri neşretmesi bile amme düşünce ve korkusunu telâfi etmekte hiçbir işe yaramadı. Dahası zaman zaman Erdoğan'ın, son olarak da Bilal Bey'in Nurcular lehindeki müsbet beyanı bile cemiyette makes bulmadı, bulmuyor.
Hülâsa cemaatler için; eski hal muhal, ya yeni hal, ya da izmihlal!
Önce yeni halin hulâsasına çalışalım:
Bir kere, cemiyet artık cemaatlerden korkuyor, tedirgin; bir daha başı ağrısın istemiyor. Sonra iki binli yıllardan itibaren internet, cep telefonu ve artan dünya nimetleri genç nesillerin eski dünyasını yıktı. Artık sadece dünyayı kazanma, bir an önce köşe dönme ve her türlü nefsanî şehvetleirini tatmin etmenin derdindeler. Dinsizliğin her türlüsünden ahlâksızlığın en alçaltıcısına kadar uzanan bir dünyaları var. Şâirin ifâdesiyle, Anadolu'nun saf ve masum evladları yok artık.
Cemaatler yaşamak istiyorlarsa, yaşamak gibi bir dertleri varsa, bilmeliler ki bu gençleri kazanmaktan başka çareleri yok! İki zorluğu yukarıda zikrettim: Cemiyetin tedirginlik ve korkusu ile gençlerin değişen dünyaları. Keşke hepsi bu kadar olsaydı. Hayır, yenmeleri gereken başka güçlükler de var:
Bir kere köylerden başlayıp büyük şehirlere akan talebe hareketini neredeyse kazalara kadar yayılan Üniversiteler bitirdi. Bir gencin üniversite okumak için Erzurum'dan İstanbul'a gelmesi gerekmiyor artık. Yani barınma ihtiyacı olan, sığınacak bir yer arayan talebeler yok, o hikâye bitti.
Buna rağmen, bir miktar var diyorsunuz, farkındayım. Lâkin devlet onlar için her üniversitenin yanı başında beş yıldız oteller gibi yurtlar yapmış, üstüne de burs adı altında maaş bile veriyor. Bir de yurtlarda dershanelerdeki kontrol yok, talebeler hayal ve arzu ettikleri her şeye ulaşabilecekleri lüks yurtları bırakıp niçin dershanelere gelsin? Gelmezler...
E ne yapacaksınız? Gülen devrinden kalma bir alışkanlıkla, içi boş büyük binaları yapmaya devam mı, yeter mi? Bence yeter!.. Gülen, devasa binaları yaparken içlerini doldurabiliyordu. Sizin binalarınız —küçük istisnalarla— bomboş! Yapmayın, ehl-i himmetin sermayesine yazık!
Peki dükkânı kapatalım mı, dediğinizi duymuyor değilim! Hayır, bu uzun makaleyi dükkânı kapatmaktan başka çarenizin kalmadığını söylemek için yazmadım. Aksine uyandırmak, vaziyeti göstermek ve yeni hâle muvafık bir hareket yolu göstermek için yazdım.
Özeti çok kısa: İnsana yatırım yapınız. Beş altı katlı bir binayı yapmak için harcadığınız paranın beş mislini o mahalde kabiliyetli üç genci yetiştirmeye harcayınız ki, on yılda üçünüz üç yüz olsun. Aksi takdirde binalarınız, kabirlerinizin başına dikilen mezar taşlarından daha değersiz heyulalar olarak kalacaktır.
Her şeyin çok iyi olduğuna hükmetmek sebeb tahtında değilse, aptallıktır, zihni bir istimnadır. Dost acı söylermiş, ben çok acı söyledim ama doğru söyledim. Umarım vicdan ehli düşünmeye değer bulur. İç yangınımın mahsulü olan üslûbun sertliğine değil, muradıma dikkat kesiliniz.
Cumhuriyet yazarı Özdemir İnce:
Erdoğan’ın iftihar ettiği Osmanlı ataları benim atam değildir.
Onun atalarının bilimsel buluş ve keşiflere bir dirhem katkısı olmamıştır.
İspanyol ve Portekizli, Kuzey ve Güney Amerika’yı, Afrika’yı keşfetmiş, konuştuğu dili dünyaya yaymış; Osmanlı’nın fetihle ele geçirdiği toprakların tamamını “böyük” atası 2. Abdülhamit kaybetmiştir.
Askeri strateji, taktik ve siyaset üzerine yaptığı öngörülerin hiçbirisi tutmayan emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu.
(CV'sinde Askeri strateji, taktik ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı yazıyor.)
"Araplar Türkleri arkadan vurdu" yalanı, kendisini "Munis Tekinalp" diye yutturan Moiz Kohen'in buluşudur! Türklere "Amentü" uyduracak kadar ileri gitmesine izin verilen bu Yahudi, "Kemalizm"in kitabını yazmıştır. Yazıklar olsun hâlâ bu oyuna aldananlara...
▶️LÜTFEN TAMAMINI İZLEYİN
https://t.co/hSpAVOutSR
Dün NOW Tv haberleri açıktı,
Dakikalarca Kadameli Emeklilik diye bir şeyi haber yaptılar.
2001 - 2009 arası işe başlayan 4 milyondan fazla insanın emekli olması lazımmış.
EYT kazığı bitti, şimdi bu başlamış.
40 yaşında milyonlarca adamı emekli ettirmeye çalışıyorlar. Ülkeyi batıracaklar.
Bu konuda milleti örgütleyen kadın, oy ile tehdit savuruyordu.
Vatana ihanetin başka bir çeşidi bana göre…
Asıl olan;
Peygamber Efendimiz ﷺ’in veladetini hayırla yâd etmek,
O’nun ﷺ sevgisini gönüllerde tazelemek,
salât ü selâm getirmek ve sünnet-i seniyyesini yaşamaktır.
#mevlidkandilimizmübarekolsun#mevlidişerif
“MEVLİD OKUMAK BİD'ATTIR” DİYENLERE…«“Mevlid-i Nebevî ile Mi'raciyenin okunması, gayet nâfi' ve güzel âdettir ve müstahsen bir âdet-i İslâmiyedir.”»
Dikkat edelim:
“Gayet nâfi' ve güzel âdettir.”
“Müstahsen bir âdet-i İslâmiyedir.”
https://t.co/NsMHbxRsEl
Şimdi insaf ile düşünelim:
Üstadın“gayet nâfi' ve güzel âdet”, “müstahsen bir âdeti İslâmiye”, “en hoş ve şirin bir ders”“müessir bir vasıta” dediği bir Mevlid geleneğine, hiçbir ayrım yapmadan “bid'attır” deyip kapıyı kapatmak ne kadar isabetlidir?
#mevlidkandilimizmübarekolsun