MHP Lideri Devlet Bahçeli: "Kurt puslu havayı sever ama her pusu kuran da kendini avcı bellememelidir. Türk'e pusu kuranlar, ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir."
📌MHP LİDERİ DEVLET BAHÇELİ'DEN AP RAPORUNA SERT TEPKİ
MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Avrupa Parlamentosu'nun Türk yargısını ve Ülkü Ocakları'nı hedef alan skandal Türkiye raporuna sert sözlerle tepki gösterdi.
"Raporun eğri cetvelle çizildiğini" söyledi. "Türk yargısı Brüksel raporuna göre karar vermez, herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek." sözleriyle seslendi.
@dbdevletbahceli@MHP_Bilgi
Kendi güvenliğini ABD’nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz’de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır?
Bilinsin ki Ülkü Ocakları, Türk milletinin üç bin yıllık yürüyüşünü genç yüreklerde diri tutan; irfanı imanla, cesareti ahlakla kavuşturan kutlu bir mekteptir.
Türkiye Cumhuriyeti devletine, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara’dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Kurt puslu havayı sever ama her pusu kuran da kendini avcı bellememelidir.
Türk’e pusu kuranlar ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir.
Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla, kendi iradesiyle ve Cenab-ı Allah’ın inayetiyle yürümeye devam edecektir.
Rüzgarımız arkamızda, yelkenimiz fora, pusulamız belli, niyetimiz ciddi, yeminimiz istikbaldir:
Gök kubbenin altında, ebedi Türk yurdu Anadolu’da, Kıbrıs Türkü’nün haklı davasında ve Mavi Vatan’ın her damlasında ilelebet var olacağız.
Fransa’da G7 liderleri bir araya gelmiştir.
Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır: Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna savaşının Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergahı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır.
Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne, ABD Başkanı Trump’ın çalışma toplantısına girerken söylediği “patron benim” sözü damga vurmuştur.
Bu söz, gelişigüzel söylenmiş bir cümle değil; G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır.
Bu söz, “ortak değerler” perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir.
Devlet BAHÇELİ
Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir.
Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Vaşington’un gölgesinden çıkaramamıştır.
Devlet BAHÇELİ
Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye’ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta; rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı mahfillerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir.
Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş; fakat hala Türkiye’nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir.
Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart söküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır.
Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye’ye istikamet çizecek bir irade çıkar.
Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır.
Devlet BAHÇELİ
Türk düşmanlığının zehirli diline göz yumanların; Türk milliyetçiliği hakkında hüküm cümlesi kurmaya yüzü var mıdır?
Kendi kıtasında göç baskısı karşısında bocalayanların, milyonlarca mazluma yıllardır kapısını açmış Türkiye’ye insanlık dersi vermeye hakkı var mıdır?
Kendi güvenliğini ABD’nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz’de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır?
Devlet BAHÇELİ
Türkiye’nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız;
Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz.
Ne diyordu merhum hocamız Hüseyin Nihal Atsız?
“Kürşad’ın narasıyla indik Tanrı Dağından
Ruhumuzu kandırdık Orhun’un kaynağından
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur
Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur!”
Devlet BAHÇELİ
Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur.
Türkiye’nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır.
1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması’yla hukuki zemine kavuşmuştur.
1970 tarihli Katma Protokolü, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır.
Ancak Avrupa Birliği, Türkiye’ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine, süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir.
Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir.
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bir kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır.
Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir.
Türkiye’nin aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır.
2018’den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir.
Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu, kalkıp Türkiye’ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir.
Bu nasıl bir körlük, bu nasıl bir hukuksuzluktur?
Devlet BAHÇELİ
Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.
Avrupa Parlamentosu’nun 2025 yılı Türkiye Raporu da işte bu eğri cetvelle çizilmiş bir metindir.
Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir.
Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür.
Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz.
Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur.
Devlet BAHÇELİ
Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez.
Türkiye Cumhuriyeti; dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı’ya çevrilip hizaya getirilemez.
Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek.
Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti’nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir.
Devlet BAHÇELİ
Avrupa Parlamentosu raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarımıza yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş halidir.
Bu mesele yeni değildir.
Dün Vaşington’da Ülkü Ocakları aleyhine dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel’de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır.
Dün ABD Temsilciler Meclisi’nde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetki Yasası’nın içine Ülkü Ocakları’nın terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir.
O gün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış; bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa’da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir.
O gün de hedef aynıydı, bugün de hedef aynıdır.
Sözün çıktığı kürsülerin başkentleri değişse de niyet değişmemiştir.
Devlet BAHÇELİ
Devlete sadakati görev bilen, bayrak ve vatan sevgisini yüreğinden eksik etmeyen, teröre karşı elif gibi dimdik duruşunu koruyan Türk gençliğinin biricik yuvası olan Ülkü Ocakları, Avrupa kamuoyunda hedef tahtasına oturtulmak istenmektedir.
Bilinsin ki Ülkü Ocakları, Türk milletinin üç bin yıllık yürüyüşünü genç yüreklerde diri tutan; irfanı imanla, cesareti ahlakla kavuşturan kutlu bir mekteptir.
Ülkü Ocakları; dik başlı değil, başı dik Anadolu çocuklarının yurdudur.
Devlet BAHÇELİ
Ülkü Ocakları’nda Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmeti, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ilmi, Dede Korkut’un bilgeliği vardır.
Ülkü Ocakları’nda Bilge Kağan’dan Kürşat’a, Sultan Alparslan’dan Fatih’e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır.
Dünkü Vaşington merkezli küresel şer lobilerinin de bugünkü Brüksel’in husumet cephesi de bu hakikati örtemeyecektir.
Devlet BAHÇELİ
Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir.
Bugün hala Bizans’ın küllenmiş ihtiraslarını avuçlarında kor gibi saklayanlar, hala Megali İdea’nın tarihin çöplüğüne atılmış haritalarında kendilerine gelecek arayanlar, hala Rum-Yunan yayılmacılığının yıpranmış defterlerinden yeni husumet başlıkları çıkarmaya çalışanlar vardır.
Bunların zihninde İstanbul’un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliği inkara mahkûm edilmiş bir hakikat; Adalar Denizi, Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir.
Mavi Vatan’ı “saldırganlık”, Türkiye-Libya mutabakatını “hukuksuzluk”, Kıbrıs Türkü’nün egemenlik talebini “ayrılıkçılık” gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini Antalya Körfezi’ne hapsetme rüyasını hala diri tutmaktadır.
Fakat ne tarih onların istediği gibi yazılmıştır ne coğrafya onların heveslerine göre çizilmiştir ne de Türk milleti kendi hakkını başkalarının iki dudağı arasından süzülecek söze bırakacak tıynettedir.
Devlet BAHÇELİ
Kıbrıs davasının kökleri derindedir.
1950’lerden itibaren Enosis hayali Ada’nın üzerine kara bir gölge gibi çökmüştür. EOKA terörü, Kıbrıs Türkü’nün canına, malına, varlığına ve istikbaline kastetmiştir.
1960 ortaklık devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hale getirilmiştir.
Akritas Planı’yla Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963’ün Kanlı Noel karanlığı Ada’da Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur.
Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır.
Köyler yakılmış, ocaklar söndürülmüş, çocuklar yetim, analar gözü yaşlı bırakılmıştır.
1974’e gelindiğinde bıçak kemiğe dayanmış, “Ayşe tatile çıkmıştır.”
Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış; Kıbrıs Barış Harekatı’yla Ada’da yalnız Türk’ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur.
Bugün hala bu tarihi yok sayarak Türkiye’ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar, hakikatin üstünü örtemezler.
Devlet BAHÇELİ