Madem Dövüş Kulübü benzetmesi yapıldı, filmin sonunu unutmamak gerek. O gökdelenler, sistemin (Proje Kaos) ulaştığı zirveyi ve aynı zamanda çöküşü simgeler. Dövüş Kulübü'nde asıl olay ringdeki dövüş değil, o dövüşleri körükleyen sistemin bizzat kendi yıkımıdır. Eğer bir 'dövüş kulübü' izleniyorsa, asıl tehlike ringdeki oyuncular değil, yıkılmakta olan binaların altında kalan sistemin kendisidir.
#FightClub
🔴 AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'yi bu sözlerle hedef aldı:
🗣️ "Millet işi gücü bıraktı, aksiyon filmi izler gibi her gün CHP'yi izliyor. Siyasi parti değil sanki dövüş kulübü."
Özgür Özel, Faik Öztrak’ın o bürokratik kibirini statükonun kapısına paspas etti. Ankara koridorlarında siyaset yapanların devri bitti, sokağın ve halkın dönemi başladı.
Kamuoyuna,
Parti Meclisi üyelerimizin istifalarını doğru bulmuyor, bunu kendi tercihleri olarak değerlendiriyorum.
Ancak arkadaşlarımızın benim de istifa etmem yönündeki taleplerini doğru bulmuyorum.
Partimizin 37. Olağan Kurultayı’nda, CHP tarihinin en yüksek oylarından birini alarak Parti Meclisi üyeliğine seçildim. Bu nedenle benim sorumluluğum; partimin ve partililerimin hukukunu korumak, Parti Meclisi toplantılarında görüş ve önerilerimi dile getirmektir.
Bugünkü Parti Meclisi toplantısında yaptığım konuşmada dile getirdiğim eleştiri ve önerileri kamuoyuyla paylaşmak isterim.
Mutlak butlan kararı sonrasında polisin Genel Merkezimize girmesini ve sabah saatlerinde Genel Merkez önünde toplanılmasını doğru bulmadığımı ifade ettim.
Genel Merkez önünde makam araçlarının teşhir edilmesini doğru bulmadığımı belirttim.
Disiplin süreçlerinin doğrudan MYK kararıyla işletilmesi yerine, öncelikle disiplin işlemlerine ilişkin bir komisyon sürecinin başlatılması gerektiğini dile getirdim. Disipline sevk edilen arkadaşlarımız arasında haksız uygulamalar olabileceğini, buna örnek olarak da Gökhan Günaydın’ın durumunu gösterdim.
Yasal dayanaklar çerçevesinde Olağan veya Olağanüstü Kurultay sürecinin bir an önce başlatılması gerektiğini, partimizde yaşanan bu bölünmenin ancak kurultay iradesiyle aşılabileceğini ifade ettim. Ayrıca Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yapılacak Olağan veya Olağanüstü Kurultay’da aday olmayacağını kamuoyuna açıklaması gerektiğini dile getirdim.
Ayrı bir parti kurulmasını ya da partiden istifa edilerek farklı siyasi oluşumlara gidilmesini kesinlikle doğru bulmadığımı ifade ettim. Böyle bir yaklaşımın CHP’nin parti kültürüne ve tarihine uygun olmadığını; CHP bölünüyor algısına kim katkı sunarsa tarihin bunun hesabını soracağını vurguladım.
Hak, hukuk, adalet; doğru partiye ibadet!
Bu ülkede adaletin terazisi artık yakanızdaki rozetin ağırlığına bakıyor. Rozet muhalifse terazi sizi hapse doğru tartıyor, rozet iktidarsa terazi birden hafifliyor, suç muç kalmıyor.
Özlem Hanım baktı ki adalet saraylarında dosya koridorlarında kaybolacak; gitti, işin kaynağından 'VIP Beraat Rozeti'ni aldı. Rozeti taktı, adalet yerini buldu!
Türkiye neydi?
Bir hukuk devletiydi!!!
🟥Özlem Çerçioğlu, AK'landı
📌CHP’den AKP’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun da aralarında bulunduğu 50 sanığın yargılandığı “ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, resmi evrakta sahtecilik ve görevi kötüye kullanma” suçlamalarına ilişkin davada karar çıktı
https://t.co/cucEqSaBEZ
İktidar madem muhalefetin bu haline çok üzülüyor, o zaman CHP'nin başına gerçek bir hakem heyeti (kayyım) atasın da bu tiyatro bitsin!
Butlancıların bitmek bilmeyen koltuk hırsı ve tüzük savaşları artık sadece partiyi kilitlemekle kalmıyor, seçmene de zarar veriyor. Kendi ikballeri için hukuku siper edip partiye çökmeye çalışanların yarattığı bu kaosu içeriden çözmek imkansız. Siyaseti rehin alan bu tıkanıklığı bitirmenin, delegenin iradesini kurtarmanın tek yolu kalmıştır: Devlet eliyle tarafsız bir çağrı heyetinin atanması ve partinin acilen temiz bir kurultaya götürülmesi artık kaçınılmazdır.
Muhalif yükselişin önündeki en büyük takoz Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Toplum yerel seçimlerle yeni bir enerji yakalamış, değişim ve umutla ileriye bakmak isterken; o geçmişin koltuk hırsını mahkeme kapılarına taşıyor. Partisinin iradesini Saray'ın yargı mekanizmasına teslim eden bir sürecin parçası oluyor.
Muhalefet iktidarla mücadele ederken, Kılıçdaroğlu muhalefetle mücadele etmeyi seçti. Yazık
Kılıçdaroğlu'na CHP'yi "arındırma" görevini kim verdi? Bu neyin hadsizliği, neyin siyasi kibridir? Ortada giderek bir mehdilik sendromunu andıran bir ruh hali var. Sanki tarih kendisini özel olarak görevlendirmiş, sanki milyonlarca insanın iradesi yetmiyormuş da gelip partiyi kurtaracak olan kişi oymuş gibi konuşuyor.
Kaldı ki velev ki parti kirlendi; bunu tespit etmek de, değiştirmek de, yenilemek de üyelerin, delegelerin ve seçmenin işidir. Sana mı kaldı ortalığı temizlemek? Bu misyonerlik nereden çıkıyor? Demokratik siyasette kimseye ilahi bir görev verilmez. Bir siyasi partiyi kendi şahsi kurtuluş hikâyesinin sahnesi gibi görmek, siyasi akıldan çok bir mehdilik sendromunun işaretidir. CHP'nin ihtiyacı kurtarıcılar değil, demokratik iradeye saygıdır.
Kimisi yeni bir partiyle yola devam etmeyi doğru bulur, kimisi partide kalıp mücadele etmeyi. Herkes ülkenin içine sürüklendiği bu karanlıktan çıkış için kendi meşrebince bir yol öneriyor. Böylesi bir dönemde bile birbirine laf sokmaya, karşısındakini küçümsemeye çalışanları gördüğümde gerçekten tiksiniyorum. Ülkenin başına çorap örülmüş, hukukundan demokrasisine kadar her şey kuşatma altında; buna rağmen enerjisini birbirine harcayanlar tam da istenen oyunu oynuyor. Çünkü amaç zaten muhalefeti kendi içinde kavga ettirmek, bölmek ve asıl meseleleri unutturmak. Bu anlamsız çekişmelerin kimseye faydası yok; faydası olan tek şey, mevcut düzenin ömrünü uzatmasıdır.
Fatoş Pınar Türker’e yaşatıldığı iddia edilen bu barbarlık, hiçbir ahlaki sınır tanımayan organize bir kötülüğün çürümesini gösteriyor; insan onurunu ve adaleti ayaklar altına alan bu tabloya sessiz kalmak suça ortak olmaktır ve buna karşı en sert şekilde mücadele etmek herkes için bir zorunluluktur.
Nerede bu CHP'nin yerel örgütleri?
CHP'nin il ve ilçe örgütlerine dair temel sorunlardan biri, siyasetin giderek dar bir çevre içinde dönmeye başlamasıdır. Bayramlaşmada aynı yüzler, yürüyüşte aynı yüzler, basın açıklamasında aynı yüzler, danışma kurulunda aynı yüzler... Sürekli birbirini tekrar eden bir kadro fotoğrafı görüyoruz. Siyaset toplumla buluşmak yerine kendi içine kapanıyor. CHP'nin ata sporlarından biri haline gelen fotoğraf verme alışkanlığı, maalesef bazen gerçek örgütlenmenin yerini alıyor.
Halkın içine nüfuz etmiş, yeni insanları siyasete katmış, mahallede karşılığı olan yapılar görmekte zorlanıyoruz. Birçok yerde insanlar birbirini ikna etmeye değil, birbirine görünmeye çalışıyor. Hesaplar toplumun beklentilerine göre değil, kişisel kariyer planlarına göre yapılıyor.
Bunun en somut örneklerinden biri ara seçimlerde yaşandı. Altı beldedeki seçimlerin ardından seçmen taşınması iddialarını yine CHP'li yöneticiler dile getirdi. Oysa seçmen listeleri seçimden önce askıya çıkıyor. Eğer ortada olağanüstü bir artış varsa bunu seçimden sonra değil, seçimden önce tespit edip kamuoyuna anlatmak gerekir. Seçim güvenliği seçim gecesi değil, aylar öncesinden başlar.
Bugün CHP'nin bir liderlik sorunu olduğunu düşünmüyorum. Asıl soru şu: Bu liderliği sahada tamamlayacak örgüt yapıları nerede? Toplumu harekete geçirecek, mahallede karşılık üretecek, seçim güvenliğini sağlayacak, yeni insanları siyasete kazandıracak örgütlenme kapasitesi ne durumda?
"Gülümseyin, çekiyorum" denildiğinde herkes çok güzel gülümsüyor. Ama ortaya çıkan tabloya bakınca insanın gülesi değil, ağlayası geliyor.
Muharrem İnce'ye dair;
"CHP bölünmesin" derken, faturayı iki tarafa eşit kesip kendini merkezde bir hakem gibi konumlandırmak siyasi bir illüzyondan ibaret. Eğer niyet gerçekten kurumsal bütünlüğü korumaksa, durulacak yer seçilmiş yönetimin yanıdır. "İki taraf da suçlu" argümanı, uzlaştırıcı bir liman değil; fiilen açılmış üçüncü bir cephedir. Yemezler.
Saraya rüştünü ispatlamaya çalışan Kılıçdaroğlu aslında:
"Sokakla, toplumsal itirazla arama mesafe koyuyorum. Sistemin dışına çıkmam. Makbul ve kontrol edilebilir muhalefet benim"
dedi.
Halk ayaklanması çığırtkanlığı’ diyerek aslında bu ülkenin toplumsal muhalefetini, demokratik tepkisini ve direnç hakkını hedef alıyorsunuz. Buna alışamayan bir siyaset tarzının dili bu.
Bugüne kadar hangi ‘oyunu bozduğunuz’ sorusu ortada duruyor; çünkü bu ülkenin yaşadığı her kritik eşikte ya seyirci kaldınız ya da sürecin parçası oldunuz. Dolayısıyla kimsenin kurduğu oyunu bozmadınız; en iyi ihtimalle, içinde bulunduğunuz denklemin dışına çıkamad��nız.
Bugün ‘birlik’ çağrısı yaparken, farklı düşünenleri suçlayarak değil, o farklılığın neden ortaya çıktığını anlayarak konuşmak gerekir. Toplumsal muhalefeti kriminalize etmek, ülkeyi birleştirmez; tam tersine daha da kutuplaştırır. Siz gölge etmeyin yeter!
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.