Gibt es wirklich kein einziges deutsches Medium, das über die Hinrichtungen von gestern Abend oder heute Nacht im Iran berichtet?
Tausende Menschen gingen gestern Nacht in Isfahan auf die Straße, um die Hinrichtungen zu verhindern. Berichten zufolge wurde dabei eine junge Frau erschossen. Drei Protestierende von Januar 2026 wurden öffentlich hingerichtet!
Und in Deutschland?
Ich habe bislang kein großes deutsches Medium gesehen, das darüber berichtet.
Islamistischer Terror ist ein Angriff auf unsere Demokratie
Die Kurdische Gemeinde Deutschland verurteilt den islamistischen Terroranschlag auf den Berliner Christopher Street Day (CSD).
Unsere Gedanken sind bei den Opfern, ihren Angehörigen und allen Verletzten.
Der Anschlag traf gezielt Menschen, die sich beim CSD versammelt hatten, um sichtbar zu sein: um friedlich für Freiheit, Würde, Vielfalt und ihre Rechte als queere Menschen einzutreten. Er richtet sich nicht nur konkret gegen queeres Leben in Deutschland sondern gegen die Grundwerte unserer freiheitlichen, demokratischen Gesellschaft im Allgemeinen.
Dieser Anschlag ist kein Einzelfall. In Berlin nehmen queerfeindliche Übergriffe seit Jahren auf Personen im öffentlichen Raum ebenso wie auf queere Treffpunkte zu. Das Café „Das Hoven" in Neukölln etwa wurde wiederholt angegriffen, beschädigt und mit homophoben Parolen beschmiert und musste unter Objektschutz gestellt werden. Auch gezielte Angriffe auf schwule Männer über Dating-Apps wie Grindr oder Romeo gehören zu diesem Muster: Schwule Männer werden gezielt unter falschem Vorwand zu Verabredungen gelockt, um sie dort zu überfallen, auszurauben oder zu demütigen. Wer queer und sichtbar ist, lebt in Teilen unserer Gesellschaft längst nicht mehr ohne Gefahr. Der Anschlag auf den CSD ist die bislang schwerste, tödliche Eskalation dieser Entwicklung.
Der Täter ist tot. Doch mit seinem Tod endet die Gefahr des Islamismus nicht. Die menschenverachtende Ideologie, die hinter solchen Taten steht, wirkt weiter und bedroht Freiheit, Demokratie, Gleichberechtigung, queeres Leben, das Leben von Minderheiten und das friedliche Zusammenleben.
Gerade wir Kurdinnen und Kurden wissen aus schmerzlicher Erfahrung, wohin islamistischer Fanatismus führt. Tausende Kurdinnen und Kurden, Jesidinnen und Jesiden, Jüdinnen und Juden sowie Angehörige anderer Minderheiten wurden Opfer islamistischer Terrororganisationen.
Wer den Islamismus bekämpft, greift keine Religion an. Viele Musliminnen und Muslime sind selbst Opfer islamistischer Gewalt und Einschüchterung. Deshalb muss der Kampf gegen den Islamismus entschlossen, rechtsstaatlich und ohne jede Form der Pauschalisierung geführt werden.
Islamismus lässt sich nicht allein mit Symbolpolitik bekämpfen. Es braucht ausreichend ausgestattete Sicherheitsbehörden, die bekannte Gefährder, wie den CSD-Attentäter, der den Behörden bereits als islamistischer Gefährder bekannt war, engmaschig überwachen und begleiten können. Es braucht ein konsequentes Vorgehen gegen islamistische Prediger, Vereine und Online-Propaganda, die zu Hass und Gewalt aufstacheln. Und es braucht eine enge Zusammenarbeit mit zivilgesellschaftlichen Organisationen und Minderheitenvertretungen, die selbst von Islamismus betroffen sind und entschlossen dagegen arbeiten. Der Schutz der Bevölkerung muss oberste Priorität haben.
Der Schutz unserer Demokratie und der Schutz queerer Menschen sind eine gemeinsame Verantwortung aller Demokratinnen und Demokraten.
Rahmi Koç’un Kürtleri hedef alan sözlerinden ötürü KOÇ grubuna ait hiçbir ürünü ve hizmeti kullanmama kararı aldım.
Akaryakıttan Bankacılığa Hiçbirini!
İzmir’de bir hastane açılışında, mizah kisvesi altında Kürt kadınların dilini, kimliğini ve bedenini hedef alan cinsiyetçi söylemler, erkek egemen iktidarın ayrımcı politikalarının bir sonucudur.
İktidar ve sermayenin Kürt düşmanlığının, kadın düşmanlığı üzerinden nasıl beslendiğinin bir göstergesidir.
Irkçılığın ve cinsiyetçiliğin mizah adı altında meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Haddinizi bilin!
#RahmiKoçÖzürDile
Rahmi Koc, 95, of Istanbul-based Koc Holding was seen in footage shared on social media on Friday making a suggestive joke about a Kurdish woman to former Turkish Prime Minister Binali Yildirim during the opening of one of the group’s hospitals in Izmir.
“Kürdüm” demekten çekinen insanların olduğu bir ülkede, Kürt nüfusunu yalnızca kendisini açıkça ifade edenlerin sayısıyla ölçmek yanıltıcıdır.
Yıllarca “Kürt kökenliyim”, “Kürt asıllıyım”, “Ailemde Kürt var”, “Kürt olduğum söyleniyor ama Kürt değilim” gibi cümleleri duyduk. Bu ifadelerin her biri aslında bir toplumsal baskının, bir mesafenin ve bazen de bir korkunun izlerini taşır.
Hayatım boyunca kimliğimi saklama ihtiyacı duymadım. Bana sorulduğunda her zaman Kürt olduğumu söyledim ve dünya da beni böyle tanıdı.
Ne var ki bu co��rafyada uzun yıllar boyunca birçok insan kimliğini doğrudan ifade etmek yerine “kökenli”, “asıllı” ya da benzeri dolaylı tanımlara sığınmak zorunda kaldı. Bunun nedeni çoğu zaman kimliğinden utanmak değil; egemen olana daha yakın görünme arzusu, dışlanma korkusu ya da sahip olduğu konumu kaybetme endişesiydi.
Bir insanın kimliğini dolaylı cümlelerle anlatmak zorunda kalması, o toplumun hâlâ tam anlamıyla eşit ve özgür olmadığını gösterir.
Kürtler bu coğrafyanın en eski halklarından biridir. Diliyle, kültürüyle, hafızasıyla ve emeğiyle bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir kimliği yok saymak, onu aşağılamak, mizahın malzemesi yapmak ya da sürekli savunmak zorunda bırakmak hiçbir sorunu çözmez.
Oysa insan; doğacağı coğrafyayı, annesinin dilini, ailesini, etnik kökenini ya da inancını seçmez. Bunlar bir üstünlük ya da eksiklik nedeni değildir. İnsan ancak hayatı boyunca yaptığı tercihler, ürettiği değerler ve ortaya koyduğu ahlaki duruşla kendini tanımlar.
Hiçbir kimlik diğerinden üstün değildir. Üstün olan şey; farklılıklarla birlikte yaşayabilme olgunluğu, başkasının varlığına saygı gösterebilme erdemidir.
Tarih bize şunu gösteriyor: Kimlikler baskıyla ortadan kalkmaz; yalnızca yaralanır. Yasaklar, inkâr politikaları ve ötekileştirme, insanların kimliklerinden vazgeçmesine değil, o kimliğin etrafında daha güçlü bir dayanışma geliştirmesine yol açar.
Kürt meselesinin özü de tam burada yatıyor. Bir toplumu sürekli “öteki” olarak tanımlarsanız, yalnızca o toplumu değil, ortak geleceği de zedelersiniz. Çünkü eşit yurttaşlık, insanların kim olduklarını korkmadan söyleyebildikleri yerde başlar.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kimliklerden korkmak değil; onları saygıyla kabul etmektir. Bir toplumun barışı da, demokrasisi de, ortak geleceği de ancak bu zeminde kurulabilir. Çünkü özgürlük, insanın kim olduğunu korkmadan söyleyebilmesidir.
Kürt doktor Halis Yerlikaya:
"Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına yönelik, 'fıkra' adı altında dile getirdiği ayrımcı ve aşağılayıcı söylem; yalnızca bireysel bir dil sürçmesi değil, yıllardır Kürtleri ve özellikle Kürt kadınlarını ötekileştiren egemen, jakoben ve inkârcı anlayışın dışavurumudur.
Kürt kadınları, anadilde sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan yetersizlikler nedeniyle sağlık hakkından eşit biçimde yararlanmakta ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı/kalıyor.
Bir halkın yaşadığı dil bariyerini mizah konusu yapmak yerine, bu sorunun neden hâlâ çözülemediğini sorgulamak gerekir.
Çünkü sağlık hizmetlerinde dil bariyeri; yanlış tanılara, tedaviye uyumsuzluğa ve sağlık hakkının ihlaline yol açıyor."
Kaç yaşında olursan ol ne, neyi ve nasil konuşacağın önemli. 95 yaşında bir insanın kuracağı cümleler mi bu?Büyük olasılık ne dediğinin farkında değil, komik olduğunu düşünüyor;cinsiyetçi,ayrıştırıcı ve küçük düşürücü cümleler olduğu bu kişiye hatırlatılmalı.
#RahmiKoçÖzürDile
Yani diyor ki "Kürt kadınları hem cahil ve bilgisiz hem de hafifmeşreptir; doktor kendisine 'soyun' dediğinde bunun tıbbi müdahale için olduğunu anlamaz". 2026 yılında en büyük Türk burjuvasının zihniyeti bu, medeni değerlerden uzak çağdışı bir ırkçılık.