Mânâ ile Madde Arasındaki Sır: Nazar, Rezonans ve Kalbin Letafeti
Kur’an-ı Kerim’in İşaret Ettiği Hikmet
Hak Teâlâ, Kalem Sûresi’nin son âyet-i kerîmelerinde şöyle buyurmaktadır:
“O kâfirler Kur’an’ı işittikleri zaman, neredeyse seni bakışlarıyla kaydırıp devireceklerdi...”
Dikkat buyurulsun ki; âyet-i kerîmede el ile müdahaleden yahut lisan ile sataşmadan değil, doğrudan bakışların tesirinden bahsedilmektedir. Bu beyan, yalnızca edebi bir tasvir değil; insan idrakine sunulmuş sarahat dolu bir ikazdır. Göz, kalpteki niyetin dışa açılan penceresi ve yayıcısıdır; niyet ise o yayının mahiyetini tayin eden manevi bir modülatördür. Kötü bir niyetle kenetlenen bakış, muhatabın aura ve mizaç dengesinde parazit oluşturur. Bu menfi yük evvela uyku ve huzursuzluk ile başlar; ardından sindirim ve zihin melekelerini akamete uğratır. Modern tıbbın teşhis koymakta zorlanıp "anksiyete" deyip geçtiği pek çok hal, aslında bu ruhi ve frekansiyel muvazenesizliğin beden üzerindeki tezahüründen ibarettir.
Beşeriyet, hakikatin yalnız gözle görülen ve elle tutulandan ibaret olmadığını kavrayamadığı müddetçe; kadim alimlerin işaret ettiği nicelikleri "batıl inanç" sanma sığlığına düşmeye mahkûmdur. Oysa insanlık tarihinin her safhasında kabul gören "nazar" (ayn) olgusu, ne ilkel bir efsane ne de temelsiz bir hurafedir.
O, ruh ile beden, mânâ ile madde arasındaki tesir ve tecelli mekanizmasının ta kendisidir.
Bir kimse size kıskançlık (haset), aşırı hayranlık yahut hiddet veya şiddet ile NAZAR ettiğinde; cereyan eden hadise fiziksel bir görme eyleminden ibaret değildir. Zira insanın kalbi, sırf organik bir pompa yahut duyguların tecelligahı olmanın ötesinde, muazzam bir elektromanyetik merkezdir.
Kalbin yaydığı bu görünmez alan, beynin ürettiği alandan katbekat daha şümullü ve 60 kat tesirlidir.
Haset yahut öfke gibi manevi marazlarla yüklenmiş bir odaklanma, karşıdaki insanın biyoelektrik ve ruhi muvazenesine (dengesine) indirilmiş görünmez bir darbedir.
Kadim Mısır’dan Sâmî geleneklere, Doğu hikmetinden Türk kültürüne kadar ifade edilen husus tek bir hakikattir: Dışarıdan gelen, tahrip edici bir menfi rezonans.
Abartmasak mı? Bir gencin hatasını her selam verdiğine mi ortak edicez Birileri üzerinden başkalarını suçlarken kişiler önce kendilerini de sorgulasın.. Nihat hatipoğlu çok kitlesi olan biri olmasına rağmen Ben Fatih hocayı severim Ramazanda mesela. Ama Adama ne kabahat? Sonradan şımarmış bir kız yüzünden ki o da çevresinin etkisinde kalmış olabilir.. genç sonuçta herkes hata yapar.. Devlet gereğini yaptı.. Yeni hedefleri Alim kişiler üzerinden oluşturmak islam düşmanlığı yapanlara mı yarar Onu da bir ölçüp biçerek milleti gaza getirin!!
Bir sağlıkçı olarak dahiliye testleri ve evdeki sabun vs benzeri alışkanlıkların değişimi doğal ürünler.. Aktar kremleri ve En önemlisi Manevi tedavi tavsiyem.. Tövbe namazı yapabilirsiniz Tesbih namazı yapabilirsiniz Şifa yalnız Allah’tandır Ya Şafii Ya şifa diyerek kalben inanarak CenabıHakk’tan isteyin Çörekotunu sabah çayınıza bir çay kaşığı ekleyin içtikten sonra çiğneyip yutun.. yada çörek otu yağı da olur.. Rabbim Şifa Versin.. 🤲🏻☝🏻🤍✨
Yurtdışında arkadaşım gel isveçten çok çabuk sıra çıkıyor demişti Ahh ne yazık.. Anca umreye gideriz.. Rahmetli dayım da başvurmuştu kanserden vefat etmeden önce tedavide bizdeydi balkonda üzgün oturuyormuş bende uyuyordum Rüyamda dayımla Kabeye gittiğimizi (vs.. sır kısmı var ) gördüm uyanınca gidip müjdeyi verdim Dayı beraber kabeye gittik diye Yazık gözlerinden yaş gelmişti .. vefatından 3 /5 yıl sonra sıra geldi sanırım Diğer dayım gitmişti onun yerine.. Velhasıl nasip.. Ama bu duruma bir çözüm bulunmalı.. Ben hala çok üzülüyorum.. Yurtdışından mı gitmeliyiz illa ki?!! 🥺
Canım Peygamberimiz (ﷺ) her zaman güler yüzlüydü. "Kardeşine gülümsemen senin için bir sadakadır (iyiliktir)" buyurmuştur. Güzel bir söz söylemek ve etrafımıza neşe saçmak çok kolay bir sevaptır!
O (ﷺ), hiç kimseyi dış görünüşüne, zenginliğine veya ten rengine göre ayırmazdı. "Arap'ın Arap olmayana, beyazın siyaha hiçbir üstünlüğü yoktur; üstünlük sadece güzel ahlaktadır" diyerek adaleti öğretmiştir.
Peygamberimiz (ﷺ) hayatı boyunca asla yalan söylememiştir. Herkes ona o kadar çok güvenirdi ki, en değerli eşyalarını ona emanet ederler ve ona "El-Emin" yani "Güvenilir Kişi" derlerdi.