@litai_youtube Yayin guzel olmus ama multecilere vatandaslik yolu kapanmiyor.kalici oturum kalksa da,EU Long term residence permit alip, vatandasliga basvuralabilir. Yasada acik sekilde yaziyor.Bunun icin de calisma sarti var. Bundan neden bahsetmiyorsunuz. Calismayana vatandaslik vermeyecekler
@HIngilizcesi Aihm’ den Tr aleyhine cikan kararlari savunurlarsa, belki secimde iktidar olup, reform yaparlar. Ama siyasetcilerin dertleri secim degil gecim. Kiyak emeklilik, yan haklar…vs
AİHM Büyük Daire Yasak Kararı adeta bilinmesin duyulmasın isteniyor.
Kararın, Türkiye’de yapılan yargılamaları, hukukun yargı eliyle nasıl boğulduğunu ortaya çıkaran esaslı kısımları böylelikle karartılmış, toplumdan kaçırılmış oluyor.
Üstelik “hukuk devleti” istediğini söyleyen bir kısım muhalefetten de yeterli ses çıkmıyor.
https://t.co/ayY8lBBv4O @KararHaber
'Darbeciydim' diyen tek isim 15 Temmuz'da neden başarısız olduklarını açıkladı: Bizi satmışlar, plan Erdoğan’ın alınmasıydı
15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklanan isimlerden "darbeciydim" diyen tek isim olan eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, davanın son duruşmasında neden başarısız olduklarına dair konuştu, ilginç iddialarda bulundu.
https://t.co/026Md7cMMn
@tr724com Sacma sapan, rejimi kiskirtacak yazilar yazmayin. Yarin bir baska sekilde, insanlari hapiste tutmaya devam ederlerse, caresiz mi degil mi gorursunuz… Hic mi beyin yok sizde, gercekten anlamiyorum. Biraz yazi yazarken, ananiz babaniz halisteymis gibi yazin.
AKP’nin baskısını eleştirirken
aynı mağdur ayrımcılığını sürdüren bir muhalefet
yalnızca rol değişimi vaat eder.
Oyuncular değişse de filmin yönetmeni hep faşizmdir.
Bir ülkede herkes yalnız kendi acısını insan sayarsa,
orada faşizm toplumsal karaktere dönüşür.
Dönüştü de.
AİHM Şaban Yasak kararı
adaletsizlik perdesini yırtan bir kılıç gibi ortadayken CHP duyarsız.
CHP seçici adalet yanlısıdır.
Sadece yandaşlarının ve popüler mağdurların hakkını savunur.
CHP herkes için hukuku savunmaz
kendi kabilesini ve kabile inançlarını savunur.
Prof. sn. @izzetoezgenc’in sayın Cumhurbaşkanına hitaben yazdığı not, AİHM kararındaki önemli tespitlere işaret ediyor.
Suç oluşturan eylem ve kasıt olmadan ceza olmaz.
Ceza hukukunun bu temel hükümlerine rağmen verilen cezaların yarattığı mağduriyetleri gidermenin vaktidir.
Saka gibi ulke. Anayasaya uymasi gerekip, uymayanlar, dini soylemlerle, altindaki hakimlere, neden dogru karar vermeleri gerektigini anlatiyor. Hakimler de, sevap kazandiklarini dusunerek, sucsuz insanlari tutukluyor. Baskan ile hakimlerin dinleri farkli sanirim ama anayasa tek.
Bu yaşadıklarımın bir Avukat i��in hiç mi bir anlamı yok? Yazdıklarınızın deli saçması ve Dünyanın da kabul ettiği suç olmayan şeyler olmasına da ne demeli bilemedim ..
1- Büyükler bilir ifadem o röportajın yapıldığı an ve bütünü düşünüldüğünde hukuki bir konu ve bunu ancak o konuda konunun içindeki uzmanlar bilir manasındaydı.
Bebek katillerini meclise çağıran ve Ülkemi savaşın eşiğine getiren ve geçmişin onlara sövüp bugün yanlarına hizalanan muhaliflerini de görünce o büyük kimmiş anlamış olmak da cabası diyelim..
Üstelik eşimin rahatsızlığı dolayısı ile yurt dışından apar topar döndüğüm bir anda mikrofonlar dayandı suratıma..
(16 yıl geçmiş)
2- Birilerinin yanına hiç bir zaman sığınmadım ve 2015 yılında Ülkemden Amerika’ya , California ya geldim.
Çocuklarım ve kendi Spor Akademi çalışmalarım için bu planımız yıllardır vardı ve 2016 da malum ve Dünyanın kimin yaptığını bildiği fakat çıkarları uğruna şimdilik söyleyemediği konu olunca deli saçması soruşturmalar, aile fertlerime uzanan hukuksuzluklar nasıl kazandığımı Dünyanın bildiği mal varlıklarıma çöküşler ( ki mülkiyet hakkını bilirsiniz) sebebi ile dön(e)medim..
Tüm bunları yapanlara en ufak bir eleştiri yapmamış birinden vefa göstererek ismimi anmasını beklemek saflık olur.
Bir laf vardır bu durumlar için ;
“Şefaatinizden vazgeçtik, mezarımızdan taş çalmayın..”
Ama ben yine de sizlerden bu yaşanan zulümler karşısında hukuki bir şeyler duymak isterdim.
Beni takip etmediğiniz, yaşadıklarımı dinlemediğinize mi üzüleyim, yoksa geçmişi bu şekilde yanlış ve önyargılı ele alışınıza mı bilemedim.
Bu arada , ismimi söylemenize değil, yanlış ve hukuksuz ifadeleriniz için bir şeyler yazdım.
İsterseniz beni savunmaya çalışıp hapse giren ve halazırda belli sınırlarda avukatlık yapan meslektaşlarınıza sorabilirsiniz..
Canınız sağolsun..
İranlı düşünür Dr. Abdülkerim Sürûş’un İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’e hitaben yazdığı mektuptan bazı bölümler;
Sayın Hamaney!
Bu mektubu gizlice gönderip, yabancı rüzgârın bile girmediği bir yalnızlıkta elinize ulaşmasını sağlayabilirdim. Fakat davulu kilimin altında çalmamayı, samimiyeti gizlememeyi daha doğru gördüm; sözümü açıkça ve apaçık söylemek istedim.
Gücüm yettiğince öfkemi bastırıyor, ülkenin geleceği ve yıkıcı beceriksizliklerin İran’ı yakıp kavurması karşısındaki derin kaygıyla kalemin taşkınlığını sabırla dizginliyorum. Doğruyu söylemeyi sertliğe dönüştürmeden, sözümü yumuşaklık ve edep içinde söylüyorum ki bir gönlü nasihatle ısıtabileyim ve bir hükümdarı kötü siyasetin felaketinden kurtarabilelim.
Halkın eleştirilerini dinlemek sizin görevinizdir; hem de gizlice değil, açıkça.
Velâyet-i fakihi övmek için yüz toplantı düzenliyorsunuz; bir tane de onu eleştirmek ve hatalarını incelemek için düzenleyin. Gazetelerde ve televizyonlarda yüz övgücü ve methiyeci var; bir eleştirmeni de hoş görün. Sadece hoş görmekle kalmayın, teşvik edin ki kusurlarınızı açıkça söyleyebilsin.
Eleştirinin sertliğini tatmanız size zarar vermez; bunun faydaları vardır. Üniversiteleri gerçekten üniversite ve ilim yuvası olarak bırakın. Öğrencilerin ağızlarının ve kemiklerinin kırılmasına razı olmayın; hançeri delille karşı karşıya getirmeyin.
Bırakın fikirler birbirinin boynuzlarını kırsın.
Gençlerin imanının zayıflamasından korkmayın.
İmanın en büyük düşmanları eleştirmenler değil, despotlardır.
Batı’ya bakın: Üç asırdır dine karşı en sert ve yıkıcı muhalefetler yapıldı ve yapılmaya devam ediyor; fakat bilgiye dayalı dindarlık hâlâ canlıdır ve kiliselerin ışıkları sönmemiştir.
Nerede adalet, yaratıcılık, merhamet ve özgürlük varsa orada Tanrı da vardır. Bizim tanıdığımız ve ibadet ettiğimiz Tanrı bu niteliklerle anılır.
Eğer toplumu adalet, merhamet ve yaratıcılıkla doldurursanız, o toplum Tanrısal bir nitelik kazanır.
Kabuklara ve zahirlere aldanmayın; hakikati mecaza satmayın.
Sayın Hamaney!
Ben de siz de bir gün efsane olacağız; fakat bu mektuplar kalıcıdır. Çünkü onlar geleceğe açılan bir pencere ve gelecek nesiller için bir aynadır; sizin yönetiminizin yüzünü gösterir ve liderliğinizin hikâyesini anlatır.
İlk adımı atın; bu mektubun herkes tarafından okunmasına izin verin. Hem de telaş içinde değil, rahatça; gece dağıtılan bildirilerde değil gazetelerde; gizli değil açık bir şekilde.
Halkla konuşmanın kapısını açın ve onlara açık cevaplar verin. Bu tür eleştirilerin ve mektupların çokluğundan korkmayın. Eğer adalet bağı sağlamlaşırsa bu mektupların sayısı da azalır. Azalmazsa bile…
Hesabı temiz olanın hesap vermekten korkusu olur mu?
Halkın haklarına gösterilecek en küçük saygı, sözlerinin dinlenmesi ve değerlendirilmesidir. Bu kapıyı açık tutun; çünkü onda yüzlerce açılım vardır.
Menfaat beklemeyen bu kalemlerin kıymetini bilin ve zamanın tokadı gelmeden önce eleştirinin helvasını bedava iken tadın.
Nasihat edenlerin güvende olmaması ne İslam Cumhuriyeti için bir övünçtür ne de sizin adınız için iyi bir hatıra. Yiğitliği gençlerin ölümüne çevirmeyin.
Son olarak yine Sa‘dî’nin o zarif sözlerine başvuruyorum; onun nasihat kapısını hükümdarlara açan sözleriyle:
“Bir hükümdar halkını gözetirse,
aldığı vergi helaldir; çünkü bu çobanlığın ücretidir.
Ama halkın çobanı olmazsa, zehir olsun ona;
çünkü yediği her lokma Müslümanlardan alınmış bir cizyedir.”
— Abdülkerim Sürûş
@MehmetAltanFan Hirsizligin ustunlugu endexi deseydiniz, siyasilerin tamami olur derdim. Kiyak emeklilikle o yola adim atan siyasilerin, hukukun ustunlugunu hedefleme sanslari malesef olamiyor. Aralarindaki temiz insanlari da ya sistem disa atiyor veya kendine benzetiyor.