@zafersahin06 Fakir olmak, ahlaksız olmayı gerektirmiyor. Oynadıkları bütün maçlarda, özellikle de bizim maçta her türlü çirkefliği yaptılar. Dürüst olarak, çalışarak başarılı olabilirlerse bir anlamı olur bence.
📌Astsubay emeklileri haklarını istiyor….
E.Per. Kd. Bçvş. Ergün Erdoğan’dan gelen bir mesaj. Silahlı Kuvvetlerin bel kemiği Astsubayların emeklilikte yaşad��ğı mağduriyet duyulsun diye özetleyerek paylaşıyorum:
Bugün Yarbay, Albay, Kıdemli Albay ve general rütbelerindeki askeri şahıslar emekli olduklarında;
Kadrosuzluk tazminatı
Makam tazminatı
Temsil Tazminatı
Görev tazminatı
ve bunlara ilave yüzdelik ödeme,
adı altında çeşitli ödemeler almaktadır.
Oysa muvazzaflık döneminde hem subay hem astsubay personelin aldığı temel tazminat ödemesi Hizmet Tazminatı ödemesidir. (Rütbe bekleme süreleri 3 yıl olan personel için) Son düzenlemesi de yaklaşık 30 yıl önce 19/12/1996-KHK-568/2 md. ile yapılmıştır.
Asıl çelişki burada başlamaktadır.
Emeklilik sonrası verilen bu tazminatların isimlerine bakıldığında sistemin ne kadar tartışmalı olduğu görülmektedir.
Bando sınıfı albayın ya da askerî okulda görev yapan bir öğretmen albayın aynı görevi yapan astsubaydan, teğmenden farklı “makam tazminatı” alması hangi makamın karşılığıdır?
“Görev tazminatı”, "Temsil Tazminatı" ve “Makam tazminatı” denilen ödemeler yalnızca belirli rütbeler i��in midir?
Ast rütbelerde görev yapılmıyor mu?
Amir astsubayların makamı yok mu?
Üniformaları bir şey temsil etmiyor mu?
Sınırda nöbet tutan, operasyon bölgesinde görev yapan, tankın başında, gemide, uçuş hattında çalışan astsubay görev yapmıyor mu?
Tazminat isimleri dahi mevcut sistemin adalet duygusundan uzaklaştığını göstermektedir.
“Kadrosuzluk tazminatı” denilen uygulama ise ayrı bir tartışma konusudur. Sanki bu personelin kadrosu kaldırılmış gibi bir anlam taşımaktadır. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir. Bu kişiler doğal emeklilik sürecine girmiştir. Bu nedenle birçok personel tarafından bu isimlerin, belirli rütbelere ek ödeme yapılabilmesi için oluşturulmuş teknik tanımlar olduğu düşünülmektedir.
Bugün gelinen noktada en büyük sorun maaş dengeleridir.
Emekli bir Kıdemli Albay, muvazzaf bir teğmenin maaşına yakın gelir elde edebilirken; emekli bir astsubay çoğu zaman görevdeki bir astsubay çavuşun maaşının yarısına bile ulaşamamaktadır.
Adaletsizlik tam da burada başlamaktadır.
1. Yıllarca SGK'ya ödediği primlerin karşılığı değildir.
Örneğin; 30 yıl 9 aydan emekli bir Asb.II.Kad.Kd.Bçvş bir aynı süreden emekli bir Kd.Albaydan yalnızca %10 az prim ödemesine rağmen emeklilikte ödediği prime göre %71 daha az emekli maaşı almaktadır
2. 2026 yılı itibarı ile 36 yıl üzerinden emekli olan Kd.Albay %66,44 , Asb.II.Kad.Kd.Bçvş %47,96 , Uzman Çavuş %59,58 son maaşlarına oranla emekli maaşı almaktadır. Bu durum adalete, hiyerarşiye hatta matematiğe bile uymamaktadır.
3. Görev sırasında bir Kd.Albay ile Asb.II.Kad.Kd.Bçvş. Maaş oranı 1980'li yıllarda 1,10 civarı iken artık 1,37 farka ulaşması, emeklilikte bu farkın 1,80'nin üzerine çıkmasının da adalet, hukuk, hizmet, hiyerarşi ve matematikle ilgisi yoktur.
Emeklilik ikinci hayattır. Hukukun üstünlüğü mü, üstlerin hukuku mu sorusu burada anlam kazanmaktadır.
Adalet isim olarak vardır; ancak uygulamada tek taraflıdır.
Geç gelen adalet adalet değildir.
Tek taraflı adalet de adalet değildir.
Birçok meslektaşımız kredi borç batağında, evini geçindiremiyor, çocuğunu evlendiremiyor, kirasını ödeyemiyor. Aile düzenleri bozulmuş, yuvalar dağılmış örnekler mevcuttur. Bunları söylerken dahi insan üzülmektedir.
Buradan ilgililere, yetkililere ve etkililere soruyorum:
Bu adil olmayan uygulama ne zaman son bulacaktır?
“Çalışmalar devam ediyor” denilerek sorunların ötelenmesi artık kabul edilebilir değildir.
Astsubayın imzası olmadan uçak uçamaz, helikopter kalkamaz, tank ve silah sistemleri görev yapamaz.
Ordunun tamamı, trilyonluk malzemenin zimmet sorumluluğu ondadır. Mehmetçiğin eğitimi, disiplini, atışı ve her branştaki sorumluluğu onun omuzlarındadır.
Ancak bu önemli statü özlük hakları bakımından unutulmuş, görevi ile uyumlu statüsel hakları tam olarak tanımlanmamış, ekonomik kazanımı kısıtlanmış durumdadır.
@AyYldz97859297 Senin ne olduğun karnının ağrısından belli de neyse !!! Askerin silah ve teçhizatının eski ile kıyaslandığında arada Amerika ile Afganistan kadar fark olduğunu her asker bilir ama karın ağrısı olan bilmez
Demirel’e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş…
Demirel de soruyu yönelten kişiye:
— “Bak, sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun,” demiş.
Demirel’in anlattığı fıkra şu:
Osmanlı döneminde, yolsuzluklarıyla ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek varmış…
Karakuşi Kadı, fırıncıya:
— “Ben bunu aldım,” demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.
Az sonra ördeğin asıl sahibi gelmiş:
— “Hani bizim ördek?”
Fırıncı boynunu büküp:
— “Uçtu,” deyince iş kavgaya dönüşmüş.
Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış…
Gayrimüslim de peşine düşmüş.
Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın çocuğunu düşürünce, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş.
Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış…
Sonunda zaptiyeler duruma müdahale etmiş, hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş:
Ördeğin sahibi:
— “Bu adam ördeğimi hiç etti,” diye şikâyet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormu��:
— “Ne yaptın bu adamın ördeğini?”
Fırıncı:
— “Uçtu,” demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış:
— “Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılı. Tayyar ‘uçar’ anlamına gelir. O hâlde ördeğin uçması suç değil,” diyerek fırıncının bu işten beraatine karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikâyetine de defterden bir madde bulmuş:
— “Her kim gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslimin tek gözü çıkarıla…”
Davacı:
— “Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?” diye sorunca Karakuşi Kadı:
— “Şimdi,” demiş, “fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.”
Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş. Fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:
— “Tamam,” demiş, “karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.”
Böyle olunca adam da şikâyetini anında geri almış. Fırıncı bu davadan da kurtulmuş.
Kadı dönmüş Yahudi’ye:
— “Senin şikâyetin nedir bre?”
Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış:
— “Ne diyeyim kadı efendi,” demiş, “adaletinle bin yaşa sen, emi!”
Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra topluluğa dönerek kıssadan hisse demiş ki:
— Ananı “öpen” kadı ise, kimi kime şikâyet edeceksin?..
Bugün ülkedeki durum bu! Siz anladınız…
Alıntı...
8 Mart'taki Samsunspor maçında 'Yönetim ve teknik direktörün devre arasındaki transfer planlama hatası takımı perişan etti. Santraforu ve stoperi olmayan takım şampiyon nasıl olacak? Teknik direktör hiçbir ışık vermeyen Sıddıki Şerifi ve formsuz Kante ile formsuz Ederson'u oynatmaya devam ederse ikinci bile olamayız' demiştik. Maalesef dediğimiz çıktı. Futbol basit oyundur. Bunu görmek zor değildi.
Fenerbahçelilerin umutlarını hayallerini tükettiniz. Yönetim, Tedesco ve Devin Özek'le bu işin olmayacağı alenen belli.
Kongre üyesi ve Fenerbahçe taraftarı olarak göz göre göre 1 yıl daha çile çekmemek için bir an önce kongre tarihinin belirlenmesini bekliyoruz.
@Israel_katz@RTErdogan Kozlarımızı paylaştığımızda kağıttan kaplan mı, ormanların kralı Aslan mı olduğunu anlarsın ama gördüğün son göz o aslanın gözleri olur !!! Soysuz, çocuk katillerine karşı asla merhamet gösterilmeyeceğine emin olabilirsiniz 👍
🔴 Enerji savaşı artık değişti‼️
Çin bambaşka bir şey yaptı… ve çoğu insan bunun farkında bile değil.
Gobi Çölü’nün ortasında
263 metre yüksekliğinde dev bir kule var.
Etrafında kusursuz bir çember halinde dizilmiş
tam 12.000 ayna bulunuyor.
Yaklaşık 8 kilometrekarelik çorak bir arazinin üzerine kurulu.
Görüntü resmen bilim kurgu filmi gibi.
Bu aynalar, güneş ışığını kulenin tepesindeki tek bir noktaya odaklıyor.
Sıcaklık 800 Fahrenheit’in üzerine çıkıyor.
Ortaya çıkan bu aşırı ısı,
özel bir sıvı tuz karışımının olduğu dev tanklara aktarılıyor.
Evet, bildiğin tuz.
Eskiden yiyecek saklamak için kullanılan şey,
şimdi güneş enerjisini depoluyor.
565 santigrat sıcaklıkta tutuluyor.
Güneş battığında sistem durmuyor.
Bu erimiş tuz saatlerce sıcak kalıyor
ve ihtiyaç olduğunda buhar türbinini çalıştırarak elektrik üretmeye devam ediyor.
⚡ Sonuç:
100 megavat güç
Gece gündüz kesintisiz üretim
Yılda 390 milyon kilovatsaat elektrik
Dünyadaki her kömür santralinin bir zayıflığı var:
Yakıt olmadan çalışamaz.
Ama bu sistemin ihtiyacı olan tek şey:
güneş
ve kolay kolay soğumayan bir tuz tankı
Asıl mesele şu:
Güneş enerjisine karşı en büyük argüman hep aynıydı:
“Gece ne olacak?”
Çin bu soruya
12.000 ayna ve uzaydan görülebilen dev bir kuleyle cevap verdi.