Cüneyt Özdemir:
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye aleyhindeki kararı onaylandı.
Avrupa Birliği'nin eski cazibesi Türkiye için artık yok. Eskiden kapıda bekleyen bir ülkeydik.
"Sizi almıyoruz çünkü sizin insan hakları falan" Lan git! Müslüman bir ülke diye almıyorsunuz bizi.
Almıyorsunuz da ne oluyor; en büyük ordu Türkiye'de var, ticaret ilişkisine bakıyorsun %60 düzeyinde. Eskisi gibi "Made in Europe yaptım Türkiye'yi bunun için almıyorum"... Seve seve alıyorsun.
"Türkiye'nin ev ödevi"... Lan git, ev ödeviymiş. Sen kimsin de bize ev ödevi veriyorsun.
Avrupa Birliği bize ev ödevi verdi biz de ev kölesi, sizin ödevinizi yapalım siz de bizi alın ne olur... O devirler geçti artık.
Bunlarla bu ölçekte konuşmak lazım, kendimize biraz güvenimizin gelmesi lazım. Bıktım ben artık bu raporlardan bu ev ödevlerinden.
Özgür Özel yönetiminin aparat medyaya 755 milyon lira ödediği belgelendi, şimdi sıra, bu parayı alan televizyonların, gazetelerin ve gazetecilerin isim isim açıklanmasına geldi
KADEM VE AİLE BAKANLIĞI'NIN DA ARKASINDA DURDUĞU KUMPASIN ŞİFRESİ AVUKATIN O SÖZÜNDE SAKLI:
"SİZİN DİNİNİZDE ZATEN 6 YAŞINDA EVLİLİK VARDIR"
Yuzuf Ziya Gümüşel'i hayatım boyunca hiç görmedim, hiçbir tanışıklığım yok.
Başına gelen olay gündeme düşmese ismini bile bildiğim biri değildi.
Belki bundaki yani bilgisizliğimdeki sebep tarikat ve cemaat yapılanmaları ile doğrudan bir ilişkiden her daim kaçınmam, aidiyet hissedecek bir yaklaşımımın olmaması olabilir.
Yusuf Ziya Gümüşel'i o malum olaydan sonra irdeledim; çok kişiden de birebir dinledim.
Herkesin ortak fikri Gümüşel'in bir "İslam Alimi" olduğu yönündeydi. Bunun yanında binlerce talebeye dokunduğuydu.
Hatta Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da Gümüşel'i yakından tanıdığı, faaliyetlerini desteklediği bilgileri var.
Hiç eğip bükmeye gerek yok; eğer Yusuf Ziya Gümüşel, temel referansı İslam olan bir siyasi iktidar dönemindeki şu yaşadıklarını mesela bir CHP iktidarında yaşasaydı muhafazakar mütedeyyin kesim sokağa dökülür, "İslam Alimine zulmediyor kafirler" derdi.
Dosya içeriği, yargılama sürecindeki "tevsii tahkikat taleplerinin" reddi, "mağdurenin kemik yaşının tespiti" gibi yargılamaya esastan etki edecek taleplerin görmezden gelinmesi, 35 yılı aşan mesleki birikimimle Yusuf Ziya Gümüşel'in yaşadıkları açısından "organize kumpas" olarak nitelendirilebilecek bir süreci işaret ediyor.
Mesela;
📌 Mağdurenin iddialarının feminist bir STK kontrolüne girdikten sonra anne babasını cezaevine attıracak düzeyde değişmesi ve ilk beyanları ile sonraki beyanları arasındaki derin çelişkiler,
📌 KADEM ve Aile Bakanlığı'nın sözünü ettiğim o feminist STK ile aynı hizada hizalanmasından sonra adli süreçte yaşananlar,
📌 Bu iki kurumun yani KADEM ve Aile Bakanlığının konu ile ilgili Cumhurbaşkanı @RTErdogan ı da ailesi üzerinden manipüle etmesi,
📌 Bütün bunlardan sonra yargının "bağımsız karar verme iradesinin" sakata uğraması,
📌 Çocuk yaşta evlilik iddialarının delili olarak gösterilen sözde gelinlikli fotoğrafları çeken üstelik de laik yaşam tarzını benimseyen mahalle fotoğrafçısının bile o fotoğrafların bir evlilik fotoğrafı olmadığını beyan etmesi...
📌 Davanın esasına etki edecek ve belki de kumpası açığa çıkaracak Polis, avukat ve hastane tarafından tutulan imzalı rapor mahkeme tarafından doğru kabul edilmezken, Gümüşel'in avukatlarının bu rapordaki imzaların tahkik edilmesi, imza örneklerinin incelenmesi talebinin mahkeme tarafından, "Hepsini inceletmeye kalkarsak işin içinden çıkamayız" gerekçesiyle reddedilmesi...
Ortada organize bir kumpas olduğunun göze çarpan ilk verileri bunlar ki dosya bunları da destekleyen çok sayıda kurgu veriyle dolu.
Aslında bu kumpasın temelinin inanca yönelik bir saldırı olduğunu, kontrol altındaki mağdurenin avukatının, İslam dinini kastederek, "Sizin dininizde zaten 6 yaşında evlilik vardır" ifadesi açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ailesinin de doğrudan desteklediği KADEm ile @tcailesosyal nın bu zihniyetteki bir avukatla aynı safı tutması 25 yılın sonunda gelinen nokta itibarıyla cidden ibretlik.
Peki "Alimin ölümü alemin ölümü gibidir" düsturuna inanan Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan bu zulme karşı bugüne kadar nasıl refleks göstermedi?
İşin püf noktası da burası zaten.
İslam dini için "Sizin dininizde zaten 6 yaşında evlilik vardır" ifadelerini kullanan avukatla aynı hizada saf tutan KADEM ve Aile Bakanlığı, sayın Erdoğan ailesini yalan ve yanlış bilgilerle manipüle edince aile de sayın Erdoğan'ı aynı şekilde manipüle etmiş oldu.
Ve son tahlilde; iktidar, kendini iktidar yapan fikri zeminin en güçlü motifi olan İslam inancına düşman kesimlerin kurduğu bir kumpasla bir "İslam Alimine" yıllar süren zulmün taşıyıcı kolonu oldu.
Birileri ifadeye etmeye korkuyor olabilir ama ben tespitimi yapayım; sayın Erdoğan ve ailesinin bu sürece olan mesafeli duruşu hatta aile adına yargı koridorlarına üflenen bir takım iddialar, bağımsız iradesi sakata uğramış bir yargılama sürecine sebep oldu.
Bunu da Yargıtay'ın kararı esastan bozmasına karşın tahliye kararı çıkmamasından anlamak mümkün.
Her safhası hukuksuzluklarla dolu süreçle sadece birkaç insanın özgürlüğü elinden alınmadı, muhafazakar mütedeyyin kesime yönelik linç kültürüne malzeme üretilirken İslam için de "Sizin dininizde zaten 6 yaşında evlilik vardır" iftirası kayda geçirildi.
Bu süreçle eğitim hayatı sekteye uğrayan binlerce talebe de işin cabası.
Yazık, cidden yazım...
Bu noktadan sonra nihai hedefi ve sonuçları açısından belki 10 faili meçhul cinayetin aydınlatılmasından daha ivedi olan bu göz önündeki hukuksuzluğa @adalet_bakanlik sayın @abakingurlek ve @HSKKurumsal ın bir an evvel el atması kaçınılmaz görünüyor.
Michael Rubin, “Erdoğan sonrasının planlamasını yapmalıyız” dediği ABD Kongresi’ne “Özgür Özel’i meşru lider tanımalıyız ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yaptırım uygulamalıyız” tavsiyesinde bulundu.
Dün de Slovenya’da yasadışı bağış almakta bir beis görmediği için denetime takılan Prebilič aynı gerekçelerle Akın Gürlek’i hedef alıp, Avrupa Parlamentosu’na yaptırım çağrısı yapıyordu.
Sayın Cumhurbaşkanımızın “ahtapotun kolları gibi” betimlemesiyle işaret ettiği yapıyı görüyorsunuz.
Burada bağımsız yargının işlemesi sayesinde CHP’nin ele geçirilmesi planı mutlak butlan kararıyla sekteye uğrayınca, Türkiye’de kuyruğuna basılan tilkinin çığlığının AP’de, Amerikan Kongresi’nde yankılandığını da görüyorsunuz.
Sadece bu kadar da değil. Rubin’e göre önümüzdeki dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı ve İstihbarat Başkanı cezaevindeymiş.
Rubin can havliyle haykırdığı bu sözleriyle, Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü iddianamesinde ortaya koyulan “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için yolsuzluk ve rüşvetle toplanan paraların bu amaçla kullanılması ve partinin ele geçirilerek adayların belirlenmesi” iddialarının uluslararası boyutunu da faş etmiş oluyor.
Yahudilerin desteğini alabilmek için de “Bakın siz azınlıksınız, mevcut Türk devleti hepinizi yok edecek” diyerek korku salıp, manipülasyon yapmayı da ihmal etmiyor.
Ezcümle, CHP’nin yerli ve milli bir sistem partisi olarak tarihsel misyonunu sürdürmesi SİSTEM’i rahatsız ediyor.
Etmeye de devam edecek gibi görünüyor.
🔴 TEMELDEN TAŞ SÖKEREK DUVAR YAPILMAZ!
Sayın Mehmet Şimşek Bakanım,
Yüksek faizle sıcak para çekebilirsiniz, yabancı yatırımcıyı memnun edebilirsiniz, bilanço rakamlarını düzeltebilirsiniz.
Ama emekliyi, işçiyi,esnafı, çiftçiyi ve dar gelirliyi kaybederseniz ekonominin temelini kaybedersiniz.
Bir ülke; faizden kazananlarla değil, üretenlerle ayakta kalır.
Bugün emekli geçinemiyor, esnaf kepenk kapatma noktasına geliyor, işçi ağlıyor,çiftçi üretimden uzaklaşıyor.
Buna karşılık yüksek faizden, vergi indiriminden nemalananlar servetine servet katıyor.
Şah İsmail’in annesinin dediği gibi:
“Dünyanın en akılsız ustası, temelinden taş söküp duvar yapmaya çalışan ustadır.”
Siz duvarı büyütmeye çalışırken temeli oluşturan milyonlar yoksullaşıyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir.
Türkiye’nin ihtiyacı faizle gelen geçici para değil; üretim, yatırım, istihdam ve milletin refahıdır.
Faizden kazananların değil, üretenlerin; sıcak paranın değil, emeğin; ayrıcalıklı çevrelerin değil, milletin kazandığı bir ekonomik düzen hepimizin ortak hedefi olmalıdır.
Temel çökerse duvar da çöker. Emekli, çiftçi, işçi ve esnaf kaybediyorsa; aslında Türkiye kaybediyor demektir.
Yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası, “128 milyar dolar yalanı” söylemini konu alan yargılama süreci tamamlanmış ve AYM’nin 20.05.2026 tarihli kararı ile bireysel başvuru talebi reddedilerek CHP’nin iftiralarını kurumsallaştırdığı tasdiklenmiştir.
Konuya ilişkin açıklamamızı kamuoyunun takdirine sunarız.
Daha Ak Parti yokken Fetö elebaşı Gülen, CHP'nin Fetöcüleri devletin kılcal damarlarına nasıl yerleştirdiğini anlatıyor.
Ak Parti'ye iftira atan laikuslar online mı?
Yıl 2013
ABD'li Hamza Yusuf:
"Türkiye'ye ekonomik saldırı uygulayacaklar, bunu gelecekte göreceksiniz. Çünkü bu dünyada başarılı bir Müslüman ülkesi görmek istemeyen güçler var."