“Umutların Gölgeleri De Güzeldir” adlı bir öykümü ( Zalifre Yazıları dergisinde yayınlanmıştı ) hatırlatan bir Şenol Erdener kadrajına tevafuk ettim ve bir Dilara Ayşe Akdeniz şiiri okudum:
“Süreğen bir iddia:
Lütfen sarı çizgiyi geçmeyiniz
Sarının tüm tonları imha edilir
Yarına olan inanç, göğsümde telaş
Bir tebessüm itinayla imha edilir burada
Çocukken ellerimi sarıya boyarsam
Güneş ağaçları boyverir içimde sanardım
Zamanı çeplerimde saklar,
kuytu köşelerde sahipsiz iyilikler toplardım”
Modern zamanlarda en zor bulunana; evliya ruhlarına denk gelesiniz!…
Hasan Uçar’ın kadrajından enfes bir kare.
Ninem, insan kalbine hiçbir şey öğretemez derdi… Habib Türker beyden okuduğum tespitler ise şöyle: “Kalbi insana bir şey öğretir. Nasıl ki gözümüze bir şey gösteremeyiz, kulağımıza bir şey işittiremeyiz, aksine gözümüz bize gösterir, kulağımız bize işittirirse, insanın yegâne metafizik-ahlak-irfan yetisi olan kalp, bize Hakkı öğretir; bize bizi, yani insanı öğretir. Dahası anlam ve duygu olarak sanatı öğretir. KALBİNİ ÖLDÜREN NE HAKKI NE HALKI ÖĞRENİR. Kalbin ölümü tıpkı gözün, kulağın ölümü gibi safha safhadır. Gözünün keskinliği kadar görür, kalbinin arınmışlığı kadar anlar ve bilirsin.”
Kalbin kararmışlığından, kalbi kararmışların kendi karanlıklarından ve sebep olduğu gölgelerden uzak bir yaşamak nasip eylesin Rabb’imiz.
Tadeu Vilani çok uzun süredir takip ettiğim bir fotoğraf sanatçısı. Pampa’nın Gözleri ( 2011 yılında ) adlı çalışması ile tanımıştım. İtalyan sinema dünyasının Yeni Gerçekçilik akımının etkilerini ziyadesiyle görürüz çalışmalarında. “An” adını verdiği bu fotoğrafa bayılırım. Ne yazmıştı merhum Bülent Akyürek; “Hayat şimdiye sığıyor da anlamak sonraya kalıyormuş meğer.”
Varlıklarının sevicini diğer varlıkların acısından alan ve sınanmamışlığın kibrini yaşayan insanlardan uzak duracak bir hayat için çaba gösterip, tevekkül etmek gerekli… İbrahim Tenekeci üstadın iki mısrasını ( Uçuş Denemeleri kitabından ) hatırlayarak yordurma nefesini:
“Rabbim sen olmasan
Kimin aklına gelirim ben.”
Fotoğraf: Erdal Kınacı’dan enfes bir kare.
Aynı bayrağın gölgesinde,
Aynı sevincin etrafında,
Aynı hedefe inanan milyonlarız.
Çünkü birlikte daha güçlüyüz.
SİZ HEPİNİZ BİZ TÜRKİYE! 🇹🇷
#SizHepinizBizTürkiye
Emin Bozkurt’un kadrajından… Atakan Yavuz’un Sisin İçinden şiirinden…
“Hâlâ muammadır Nevres'in koca İstanbul'u bir udun içine sığdırması
Hâlâ muammadır bir ud telinde Boğaz'ın zümrüt bir nehir olup durması
Gelgelim Fikret de haksızdı, diyemem; ve öbürleri, kırgın olanlar kendi çağına
İnsan en çok kendine batıyor gençken ve geçer sanıyor bulununca bir Simeranya
Eski çeşmelere yaslanıp bazen ben de mırıldanmıştım aynı muhacir soruyu:
İki mavi kısrak çalıp Kandinsky'den, kaçsak mı acaba ormanın kalbine doğru
Eğer yeniden sorarsan, artık tek bildiğim şu:
Şair için yalnız bir yol vardır; o da geri dönüş yolu
Şimdi sen de bana bak, şimdi dön de bana bak
Ve lâ selâmete minel halk ve lâ selâmete minel halk”
Tuna Akçay kardeşimizin “ Kara Kuşlar Toplantısı “ adını verdiği kadrajı. Ben de ziyadesiyle severim bu kadrajı. Sanki hep birlikte İsmail Kılıçarslan’ın Hüseyni Münacaat şiirinin şu mısralarını okuyorlar:
“şakaklarımızda şeddeli bir ağrının bozgunuyla geliriz sana
dilimiz şişmiştir, aklımız yitmiştir, ömrümüz bitmiştir bunlarla geliriz sana
çünkü basitçe söylemek gerekirse: başka bir şeyimiz yok küçük bir çıkınımız, bir papatyaya yol sormuşluğumuz bile bir eskice vermişliğimiz, bir hastaya varmışlığımız bile bir feryadımız, bir devanımız, bir harmanımız bile
yine de bir umut varsa dediler
bir çare varsa, bir çardak varsa, bir hurma gölgesi, bir yöre varsa
eya Rabbi
eya Rabbi
eya Rabbi
bir süzgeçle açıldım ben denize
yordamınca diyemedim, lütfeyle bendenize”
Yapay Zekâ’nın babası Geoffrey Hinton’dan 47 dakika süren muhteşem bir ders.
Uyarı, insanı uyutmayacak bir uyarı:
“Eğer bu dersi gerçekten anladıysanız, bu gece rahat uyuyamayabilirsiniz.”
Türkçe altyazılı. Ücretsiz.
@mtokurumsal
Travis Chapman; yine son dönemde ilgiyle takip ettiğim sanatçılardan… En sevdiğim çalışmalardan biri… Bu çalışmasına baktıkça Ayşe Sevim’in Gam şiirinin ( İşlenmemiş Suç kitabından ) şu mısraları usumu zorlar:
“sirkte doğan aslan neyi özlediğini bilir mi? her sabah buzluktan çıkartılmış etleri yerken
"üzülme" diyorlar bana
halbuki siyah bir sesle "günaydın" deyince
tuzla buz oluyor kuşlar
alınyazısı gibi izliyorum seni
yağmur güneşin damarlarında geziyor”
Mehmet’im bayram mısraların ne ola ki dedi; Sezai Karakoç üstattan:
“İçine gül koyduğum tüfek ölmeğe başlar.
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.”
Eray Sarıçam’ın ( @eray_saricam ) Uzun Bir Sessizliğin Ertesi’nin mısralarından:
“ İlyas’ın peygamberliği iğne ile
Yusuf’unki saati ile gerçektir
Ondan sonra gelir vahyin sesi.
…
…
Bizi kahrımızdan öldüren bu Türkiye
Bu seküler hassasiyet bu şaşmaz şey-tarih
Auschwitz denince ayranı kabaran
Gazze denince horlayan.
Beyaz fosfor ve çürüyen deri bu.
Tövbe ki anlamadığımız bu hisse senetleri.
Parıldayan - ama hep parıldayan bu anahtarlar.
Bu senin mutlak yanılmazlığın
En kısa süresi yani
Bu şey-tarih'in. “
Çok teşekkür ederim üstadım.
Ve @KaralCevdet şiiri; parçanın büt��nü tümlemesi…
“Fakat şu bir benzetme değil: İsrail,
Gazzeli iki genç evlenecekken yol kesen
Silahlı bir zâniyedir,
Koynuna alarak öldüremeyeceğini
Katlederek öldürmek ister”
Tepebağ İmam Hatip Lisesi’ndeki sunumumuzda söz verdiğimiz kitap armağanlarını sevgili talebelerimize takdim etmek üzere ağırladık. Süreç boyunca desteğini esirgemeyen kıymetli hocalarımız Ayşe Yıldırım’a ve Turan Çınar’a müteşekkirim.
Tepebağ İmam Hatip Ortaokulu’ndaki sunumumuzda söz verdiğimiz kitap armağanlarını takdim etmek üzere sevgili talebelerimizi ağırladık. Süreç boyunca desteğini esirgemeyen okul müdürümüz Emrah Akbaş hocamıza, Türkçe öğretmeni Nihal Nilgün Bozkurt’a müteşekkirim.
Çukurova İmam Hatip Ortaokulu'ndaki sunumumuzda söz verdiğimiz kitap armağanlarını sevgili talebelerimize (Mustafa Kutlu üstadımızın kitaplarından) takdim ettik. Süreç boyunca desteğini esirgemeyen hocamız Selda Benlice'ye , ÖNDER Okul Aile Birliği Başkanı Nursel Tufan'a müteşekkirim.
Edvard Munch’ın "Kumsalda Dans" adlı tablosu ümitvâr olmamızı imler hep zihnimde… Bir zaman Fuzulî çalışırken kendi usumdan geçen cümleleri şöyle not almışım:
Ey dil-i muztarip… Bil ki zulmet ne denli kesif olursa olsun, rahmet-i İlâhî’nin şuaı onu yarıp geçmeye kâfidir. Gecenin en girift anı, fecrin en yakın olduğu demdir; öyleyse sen, karanlığın koynunda ümitsizliğe meyletme, bilakis o karanlığı rahmetin mukaddimesi bil.