Buna nankörlük demek en kolayı.
Ama Adler'in bireysel psikolojisine göre hiçbir davranışın nedeni yoktur, amacı vardır. Peki bloklamanın amacı ne?
Burs verip iş de bulan, arkadaşıyla da tanıştıran biri, ilişkiyi hep dikey tutmuş demektir. Biri hep veren, diğeri hep alan.
Sağlıklı ilişkiler yataydır, eşitliğe dayanır. Dikey kalan her ilişki er ya da geç taraflardan birinin kaçışıyla sonuçlanır, çünkü hiç kimse sonsuza kadar alan taraf olmaya dayanamaz.
Türk kültüründe minnet bir erdem gibi öğretilir ama kimse onu nasıl taşıyacağını öğretmez. Sürekli borçlu hissetmek, zamanla eşit bir insan olamama duygusuna dönüşür.
Adler'in deyimiyle aşağılık duygusuna. Bu duygudan çıkışın iki yolu vardır, borcu bir gün gerçekten ödeyip ilişkiyi eşitlemek, ya da ödenemeyeceğini kabullenip ilişkiden kaçmak.
Blok, bu öğrencinin bulabildiği tek "ödeme" yöntemi gibi görünüyor.
Asıl sorulması gereken ve kimsenin sormadığı soru, işsizken bile bursu aksatmadan ödemeye devam etmek neyi besliyordu?
Adler'e göre bazı insanlar da kendi değerini "vazgeçilmez yardımsever" kimliğinden üretir ve bu kimlik sürdükçe, karşı taraf hep borçlu konumda kalmaya mecbur bırakılır. Gerçek cömertlik ispata ihtiyaç duymaz. Gerçek iyilik bir gün gereksizleşmeyi hedefler. Sürekli borçlu bırakan iyilik sevgi değil, sessiz bir iktidardır.
Isparta'da doğuştan engelli iki kızlarını farklı yıllarda kaybeden Mustafa ve Süheyla Uludağ çifti, devlet korumasındaki yüzde 100 engelli Recep'e koruyucu aile olarak yeniden hayata tutundu.
🗣 Anne Süheyla Uludağ:
Recep konuşamıyor, gözleri görmüyor ama ben onun hislerini anlayabiliyorum. O da beni anlıyor.
Onu sevdiğim zaman bana gülümsüyor, tepki veriyor. Kucağıma gelmek istediğini bakışlarından anlayabiliyorum.
Recep benim bundan sonraki dünyam. Benim her şeyim.
"Fatih, İstanbul’un Medine’sidir" demiş Amiş Efendi, Eyüp de Mekke'si. Eskiler "Hz. Halid Beldesi" derlermiş, bizim gibi kuru kuru Eyüp ya da Eyüp Sultan değil. Malum, İstanbul'un Kerbela'sı da Sünbül Efendi, yani Kocamustafapaşa... Şu fotoğrafları çekenlerin de hakkı ödenmez.
Modern dünya bize kusursuz bir mutluluk vaat edip acıyı ve başarısızlığı bir "arıza" gibi pazarlıyor. Oysa olgunlaşmak, arzularımızın ertelenmesine ve hayal kırıklıklarına tahammül edebilmektir.
Ağzı kulaklarında yaşamak mecburiyetinde değiliz.
Hayatın kayıplarını göğüsleyebilen, ‘daha hüzünlü ama daha bilge’ bir benlik, toksik bir iyimserlikten daha gerçektir. 🎯
@TC_Disisleri
Kovidde virüse müptela vatandaşımızın sıhhati kadar
@recepuguz20 hocanın delilsiz mesnetsiz
@adalet_bakanlik
Kenya'da 11 aydır tutulup
15 yıla mahkum edilmesiyle hürriyeti can emniyeti ve aile birliği hukuki ve ehemmiyetli olsa gerektir
TC vatandaşı Recep Uğuz’un, Kenya’nın Busia bölgesinde yaklaşık 10 aydır tutuklu bulunduğu bilgisi tarafımızca teyit edilmiştir.
Bu süreçte; memuriyet görevinden çıkarılması, çocuklarından ayrı düşmesi, aile bütünlüğünün dağılması ve sağlık durumunun ciddi şekilde bozulması gibi ağır mağduriyetler yaşanmıştır.
Ayrıca, 9 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada, herhangi bir somut delil ortaya konulmaksızın 15 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği ve cezaevine konulduğu öğrenilmiştir. Mevcut cezaevi koşulları, hâlihazırda tedavi görmekte olan adı geçenin sağlık durumunu ve can güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmekte olup, mağduriyetini her geçen gün daha da artırmaktadır.
Sürece ilişkin yapılan ön incelemeler ve elde edilen bilgiler, Recep Uğuz’un kendisine isnat edilen suçlamalarla ilgisinin bulunmadığını ve masumiyetinin ortaya konulabilmesi için üst düzey diplomatik ve hukuki desteğe ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
Bu kapsamda, vatandaşımızın mağduriyetinin giderilmesi ve adil yargılanma hakkının temin edilmesi amacıyla;
Bulunulan ülkedeki doğrudan Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yerel makamlar nezdinde sürecin etkin ve yakından takip edilmesi,
Vatandaşımızın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi için gerekli girişimlerde bulunulması,
Can güvenliği, sağlık hakkı ve temel haklarının korunmasına yönelik acil tedbirlerin alınması hususlarında gereğinin yapılması gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, dünyanın neresinde olursa olsun vatandaşlarının hak ve hukukunu koruma konusundaki kararlılığına olan inancımız tamdır. Ancak mevcut durumun aciliyeti göz önünde bulundurulduğunda, gerekli diplomatik ve hukuki girişimlerin ivedilikle başlatılması zaruri hâle gelmiştir.
@TC_Disisleri@diyanetbasin@iletisim
Mahrum kaldıklarımız da bizi inşa eder: göze alınmamış riskler, kaçırılmış fırsatlar, gidilmemiş yollar. Bu “seçilmemiş hayatlar”ı çoğu zaman başkalarına duyduğumuz hasette, çocuklarımızdan beklediklerimizde ve gündelik hüsranlarımızda fark ederiz.
Başka ve daha güzel bir hayat belki de hayal kırıklıklarımızla yüzleşmekle başlar.
Hayatı bitmeyen bir yas, gizli bir kırgınlıklar defteri hâline getiren ne ise onunla yüzleşmek.
İnsan boşluktan korkar.
Doğa da öyledir boşluk sevmez, eskiler "doğa boşluktan tiksinir" derdi.
Ama asıl boşluktan kaçan, insan zihnidir.
Hiç fark etmedin mi?
Bir an boş kaldığında, hemen telefonuna sarılırsın.
Sırada beklerken, asansörde, tuvalette beynin o birkaç saniyelik boşluğa bile dayanamaz, hemen bir uyaran arar.
Neden?
Çünkü o boşlukta, bastırdığın her şey yüzeye çıkmaya başlar.
Düşünceler, kaygılar, cevaplamaktan kaçtığın sorular.
Ertelediğin bütün sorumlulukların yüzüne çarpar.
İşte bu yüzden insan, kendini sürekli meşgul tutar gerçekten meşgul olduğu için değil, boşlukla yüzleşmekten korktuğu için.
Günümüz insanın en net problemidir.
Meşgul olmakla meşgul olmak. Verim 0.
Ama bütün kadim gelenekler, tam da bu boşluğun içinde bir hazine olduğunu söyler.
Keşişler inzivaya çekilir, sufiler halvete girer, münzeviler çöle gider.
Neden?
Çünkü gürültü dindiğinde, ancak o zaman insan kendi iç sesini duyabilir.
Dışarıdaki bütün sesleri kıstığında, geriye senin gerçek sesin kalır ve çoğu insan, ondan kaçtığı için hayatını gürültüyle doldurur.
Ve sonra bir gün geriye dönüp bakar ben ne yaşadım diye sorar?
Fakat hiç kendi içine dönüp bakmamıştır.
Buda'nın aydınlanması bir ağacın altında, hareketsizlikte geldi.
Musa, vahyi dağın tenhasında aldı.
Bütün büyük içsel dönüşümler kalabalıkta değil, yalnızlıkta ve sessizlikte oldu.
Çünkü gerçek, gürültüde fısıldamaz sessizliği bekler.
Bugün ise sessizlik ve yalnız kalmak neredeyse imkânsız bir lüks oldu.
Sürekli bir bildirim, bir video, bir ses, bir mesaj, bir arama, bir bekleyen.
Beynimiz hiç susmuyor.
Ve susmayan beyin, kendini hiç tanıyamaz.
O yüzden ara sıra boşluğa izin ver.
Telefonu bırak, sessizce otur, hiçbir şey yapma.
İlk başta rahatsız olacaksın bu normal.
Ama o rahatsızlığın ardında, yıllardır duymadığın kendi sesin var.
Boşluktan kaçma.
Çünkü kaçtığın boşluk, aslında kendinle buluşacağın tek yer.
Özüne dön.
Oyun teorisine göre, her koşulda sürekli taviz verenler kaybeder. Sürekli bencil davranan "kötüler" ise kısa vadede kazansalar da uzun vadede itibarlarını yitirecekleri ve kimse onlarla etkileşime girmek istemeyeceği için sonunda kaybederler.
Ekolojik ve matematiksel olarak asıl kazananlar; işbirliğine her zaman açık olan, adil davranan, ancak suistimal edildiğinde sınırlarını çizmekten çekinmeyen "akılcı iyilerdir"
🔴 "Stand Up" gösterisi yapan Deniz Göktaş isimli şahıs İslami değerleri hedef alıyor:
• Dört kitap arasında en iyisi sonuncu bence.
• Çok iddialı bir kere. 600'lü yıllarda 'bu son kitap' demek
• Yazarı için de çok zor. Aklına yeni bir fikir gelse..
@idgoktas
Ulan hiç mi nasibin yok he
Nasıl bi gaza geldin
Ne denli düştün ki çukurun çukuru oldu o gırtlağın
Boğazındaki o kuş var ya harbi Hesap edemeyeceğin şekilde öteceği zaman vay haline
🔴 "Stand Up" gösterisi yapan Deniz Göktaş isimli şahıs İslami değerleri hedef alıyor:
• Dört kitap arasında en iyisi sonuncu bence.
• Çok iddialı bir kere. 600'lü yıllarda 'bu son kitap' demek
• Yazarı için de çok zor. Aklına yeni bir fikir gelse..
🌍 Kıyametin Yaklaştığını Haber Veren Bir Alamet:
Depremlerin Çoğalması
İnsanlık tarihi boyunca nice depremler yaşandı. Nice şehirler yıkıldı, nice medeniyetler yerle bir oldu. Fakat bundan yaklaşık on dört asır önce ne sismolojiye ne de modern jeolojiye dair hiçbir bilginin olmadığı bir dönemde Peygamberiz a.s geleceğe dair dikkat çekici bir haber verdi:
Hadis-i Şerif
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ
لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقْبَضَ الْعِلْمُ، وَتَكْثُرَ الزَّلَازِلُ، وَيَتَقَارَبَ الزَّمَانُ، وَتَظْهَرَ الْفِتَنُ، وَيَكْثُرَ الْهَرْجُ، وَهُوَ الْقَتْلُ، وَحَتَّى يَكْثُرَ فِيكُمُ الْمَالُ فَيَفِيضَ
"İlim kaldırılmadıkça, depremler çoğalmadıkça(yaygınlaşmadıkça), zaman yaklaşmadıkça, fitneler ortaya çıkmadıkça, herc (öldürmeler) çoğalmadıkça ve aranızda mal çoğalıp taşacak kadar bolluk meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır."
(Sahih-i Buhârî, Kitâbü'l-Fiten)
Bu rivayette dikkati çeken ifade, "وَتَكْثُرَ الزَّلَازِلُ" yani "depremlerin çoğalması"dır. Hadiste kullanılan كثرة (kesret) kökü; yalnızca var olmayı değil, çokluğu, yaygınlaşmayı ve sık görülmeyi ifade eder.
Bugün dünyanın dört bir yanında yaşanan büyük depremler, bu rivayeti hatırlatmaktadır. Kahramanmaraş'ta saniyeler içinde şehirlerin yerle bir oluşu, Fas'ta tarihî yerleşimlerin yıkılması, Japonya, Myanmar, Haiti, Nepal, Venezuella ve daha birçok bölgede yaşanan büyük sarsıntılar ibretle bakan gözlere Peygamberimizin a.s bu hadisini hatırlatmaktadır.
Kur'ân'ın Kıyamet Tasviri
Hac Suresi 22:1
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ ۚ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ
"Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Şüphesiz kıyametin zelzelesi çok büyük bir şeydir."
Kur'an burada sıradan bir depremden değil, tüm dünyanın düzenini değiştirecek son sarsıntıdan söz etmektedir. O gün, yeryüzü artık bildiğimiz dünya olmayacaktır.
Bu sahneyi Vâkıa Suresi tamamlar:
إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا
"Yer şiddetle sarsıldığı zaman, dağlar parçalanıp ufalandığı zaman ve savrulmuş toz hâline geldiği zaman..."
Bugün bize sarsılmaz görünen dağlar bile o gün ayakta kalamayacaktır. İnsanlığın binlerce yılda inşa ettiği şehirler, medeniyetler ve güç sembolleri de bu İlâhî şuunata karşı hiçbir direnç gösteremeyecektir.
Ardından Zilzâl Suresi, kıyamet anını şöyle tasvir eder:
إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا
"Yer kendine özgü sarsıntısıyla sarsıldığı ve ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman..."
Kur'an'ın bu tasviri, yeryüzünün bütün sırlarını açığa çıkaracağı, hiçbir şeyin gizli kalmayacağı son hesap gününe işaret eder.
Sonuç
Bu hadis ile Kur'an ayetleri birlikte okunduğunda, ortaya anlamlı bir bütünlük çıkmaktadır. Resûlullah (sav), kıyamete giden süreçte depremlerin çoğalacağını haber vermiş; Kur'an ise kıyametin son safhasını, yeryüzünün ve dağların tamamen sarsıldığı büyük zelzele ile tasvir etmiştir.
Peygamberimizin a.s haber verdiği olaylar tek tek gerçekleştiği gibi kıyamet ve ahiret ahvalleri hakkında vahiyle açıklanan haberler de tek tek gerçekleşecektir. Akıllı kişi o gün gelmeden o güne hazırlık yapandır.
Çok teşekkür ederim katkın için güzel dostum. Ben 5-6 yıl oldu bu konuları inceliyorum. Bin, hin, araplarda rim, tim (Osmanlı'da şin) diye bahsedilen, bazen cinlerden ayrı tutulan, bazen onlara benzetilen, çok zengin bir külliyat var. Ama ben bunları tam okuduğum gibi yazamıyorum, çünkü adam hemen diyor ki "senin ataların maymunsa bilemem". Zor konular.
@SabriKrs Turan Oflazoğlu'nun 4. Murat adlı tiyatrosu, 4. Murat'ın portresini, içinde bulunduğu ruhsal bunalımı çok güzel aktarıyor. Herkese okumasını tavsiye ederim. 100 sayfalık ince bir kitap, tiyatro olarak yazılmış.
🚨Uluslararası basında ve sosyal medyada yer alan haberlere göre LGBT temalı bir kruvaziyer organizasyonunun 8 Temmuzda İstanbul’u da kapsayan bir rota izleyeceği görülmektedir.
Yaklaşık 5 bin kişilik bir grubun İstanbul'a gelmesi planlanıyor..
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bu organizasyonu hukuki çerçevede değerlendirmeye, kamu düzeni ve toplumsal hassasiyetleri dikkate almaya davet ediyoruz.
Turizme karşı değilim ama böyle bir grubun ülkeme gelmesine razı değilim..
@TC_icisleri@TCKulturTurizm@UABakanligi