Almanya'da 35 derecede demir erimiş.
Öyleyse Suudi Arabistan'ın buharlaşıp okyanus olması lâzım.
Bunların hepsi KÜRESELCİLERİN BEYİN YIKAMA TAKTİĞİ!
Mesele iklim krizi bahanesiyle KARBON AYAK İZİNİ GETİRMEK!
Mesele dünya yanıyor deyip seni PUANLAYIP KÖLE YAPMAK!
Düşün!
@dogaagrali Cüppeyi giyip klimalı odalarda oturmak gibi değil bu iş, nerden biliyorsun kaçmayacagini? Nerden biliyor sun saldırmayacağini? Sakın halleri sizi yanıltmasın birçok örneği var.
Ekran ekran gezerek millete yalan söyleyen Mehmet Ceyhan ve avaneleri burada mı?
ABD’nin 16 İstihbarat servisini koordine eden ve tüm İstihbarat bilgilerine erişimi olan Tulsi Gavard diyor ki;
-Koronavirüs laboratuvarda üretildi
-Virüsü ABD ve Çinli biliminsanları birlikte üretti
-Virüs Laboratuvardan sızdı
-Virüsün üretildiğini ve sızdığını CIA ve FBI gizledi
-Anthony Faıuci, sahte bilimsel makale yazdırarak virüsün doğal olduğu propagandası yaptı
-Küresel ilaç firmaları, Fauci üzerinden basını ve istihbarat dünyasını yanılttı. (aslında fonladı diyor)
Virüsün üretildiğini söyleyenler itibarsızlaştırıldı
Peki Türk medyasında çıt var mı?
Ekran gülleri bir kelime niye etmiyor?
Türk halkının proteine erişiminin kasıtlı olarak imkansızlaştırıldığı bir süreçteyiz. Çünkü et yemeyen, beslenmesi kontrol altına alınmış bir toplumu yönetmek, çok daha kolaydır
Bu bir "beslenme krizi" değil, tam kapsamlı bir "sosyal uysallaştırma" operasyonudur. Protein kaynaklarına erişimi kesilen, biyolojik olarak zayıflatılan kitleler,algı yönetimine ve dayatılan zorlamalara daha açık hale getirilir. Peki bu iş nasıl başladı?
1950 - 1980:İlk operasyon algı yönetimiyle başladı. Anadolu’nun doğal mirası küçükbaş hayvancılık, "koyun eti kokar" propagandasıyla itibarsızlaştırıldı. Amaç; coğrafyanın ucuz proteinini devreden çıkarıp, endüstriyel sığır odaklı bağımlı bir sisteme geçmekti.
1980 - 2000'lerin Başı: İthal ırk tuzağı devreye girdi. Yerli genetik ırklarımız tasfiye edildi. Yüksek verim vaadiyle getirilen yabancı ırklar; ithal yem ve ilaç bağımlılığıyla yerli besiciyi çökertti. Yerli üretici bittiğinde, sofralara hükmetmek çok daha kolaylaştı.
2006:Operasyonun yasal sacayağı atıldı. AB uyum süreçleri bahane edilerek domuz eti "kasaplık et" statüsüne alındı. Hemen ardından
2005-2008 yıllarında Kuş Gribi ile milyonlarca yerli tavuk itlaf edildi; halkın kendi proteinini üretme yetisi bitirildi.
2010 ve Sonrası:"Fiyatları düşüreceğiz" vaadiyle ithalat kapıları açıldı. Yerli besici ahırını kapatırken, Türkiye etin dünyada en pahalı tüketildiği ülkelerden biri haline geldi. Et, lüks bir tüketim maddesi yapılarak halkın gıda egemenliği elinden alındı.
2020 ve Günümüz: Covid, dolar kuru ve İklim krizini bahane ederek geleneksel hayvancılık baskılandı. Batırılan üreticilerin yerini büyük firmalar aldı. Laboratuvar eti ve böcek unu, "geleceğin gıdası" etiketiyle halkın gözü boyanıyor. Amaç biyolojik olarak haram ve pis ve sentetik gıdalarla halkın fıtratını bozmak.
Unutmayın gıdasını kontrol eden, toprağını ve toplumunu kontrol eder. DemirPusula olarak uyarıyorum
Kendi etinizi üretemezseniz, beslenme geleceğinizi başkalarının elinde olursa, otta yedirir, böcekte yerdirir, plastikte yerdirirler. Hemde kendi isteğinizle . Temiz, helal olmayan gıda hele et yemeyen toplum köle olmaya mahkumdur @DemirPusula
Ahmet Türk, Mardin için "Kürdistan" diyor.
Peki neden?
Çünkü orada Kürtler yaşıyor.
O halde aynı mantıkla soralım:
Mardin'de Araplar yaşamadı mı?
Süryaniler yaşamadı mı?
Türkler yaşamadı mı?
Ermeniler yaşamadı mı?
Mardin ne zamandan beri tek bir etnik grubun tapulu malı oldu?
İşin ilginç tarafı şu:
"Türk toprağı" ifadesine itiraz ediyorlar.
Ama burada bilinçli bir kavram oyunu var.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kullandığı "Türk" tanımı etnik değil, siyasidir.
Anayasal vatandaşlık tanımıdır.
Yani "Türk toprağı" denildiğinde kastedilen şey, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Nasıl ki Fransız toprağı Fransa'nın egemenlik alanıysa,
nasıl ki Alman toprağı Almanya'nın egemenlik alanıysa,
Türk toprağı da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Fakat "Kürdistan toprağı" dendiğinde durum değişiyor.
Orada artık anayasal vatandaşlık değil,
belirli bir etnik kimlik adına siyasi egemenlik iddiası başlıyor.
Aradaki fark budur.
Birisi devlet egemenliğini tarif ediyor.
Diğeri etnik egemenlik talep ediyor.
Üstelik tarih de bu iddiayı desteklemiyor.
Mardin hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Diyarbakır hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Bu şehirler yüzyıllar boyunca birçok halkın ortak yurdu oldu.
Dolayısıyla mesele Kürtlerin varlığı değil.
Kimse Kürtlerin bu coğrafyanın parçası olduğunu inkâr etmiyor.
Mesele, ortak tarihe sahip şehirleri tek bir etnik kimliğin mülkü gibi göstermeye çalışmak.
Ahmet Türk'ün yaptığı tam olarak budur.
Mardin Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Diyarbakır Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Ve bugün her ikisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı içindedir.
Tarih ortak olabilir.
Kültür ortak olabilir.
Hatıralar ortak olabilir.
Ama egemenlik tektir.
O da Türkiye Cumhuriyeti'nindir.
"İyi ama siz de İstanbul'a Türk şehri diyorsunuz."
Hayır.
Yine aynı kavram oyunu yapılıyor.
İstanbul'un bugün Türkiye'ye ait olmasının sebebi İstanbul'da yalnızca Türklerin yaşaması değildir.
İstanbul'un Türkiye'ye ait olmasının sebebi, Türk milletinin bu topraklar üzerindeki egemenliğini tarih boyunca kurmuş, korumuş ve uluslararası hukukla tescil ettirmiş olmasıdır.
Egemenlik böyle oluşur.
Nüfus sayımıyla değil.
Etnik aidiyetle değil.
Siyasi güçle, devletle ve hukukla oluşur.
Bugün İstanbul'da Türkler kadar Kürtler de vardır.
Lazlar vardır.
Çerkesler vardır.
Boşnaklar vardır.
Arnavutlar vardır.
Araplar vardır.
Ama kimse çıkıp "İstanbul artık Kürt şehridir" demez.
Neden?
Çünkü egemenlik başka şeydir, nüfus başka şeydir.
Üstelik Türkiye Cumhuriyeti bu meseleyi daha kuruluşunda çözmüştür.
Anayasa etnik köken saymamıştır.
Kan bağı saymamıştır.
Irk saymamıştır.
Vatandaşlık bağı esas alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür denmiştir.
Yani burada "Türk" kavramı etnik bir üstünlük iddiası değil, siyasi ve hukuki bir vatandaşlık tanımıdır.
Dolayısıyla Mardin'in Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Diyarbakır'ın Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Nasıl ki Fransa'da yaşayan herkes etnik Fransız değildir ama Fransa Fransız Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır;
nasıl ki Amerika'da yaşayan herkes Anglo-Sakson değildir ama Amerika Birleşik Devletleri'nin egemenlik alanıdır;
aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı da etnik homojenlik üzerine değil, vatandaşlık ve egemenlik üzerine kuruludur.
İşte Kürtçü siyasetin bir türlü kabul etmek istemediği nokta budur.
"Kürdistan toprağı" dediğiniz anda vatandaşlıktan çıkıp etnisiteye giriyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti ise tam tersine etnisiteden çıkıp vatandaşlığa geçmiştir.
Bu yüzden "Türk toprağı" ile "Kürdistan toprağı" aynı şey değildir.
Birisi anayasal egemenliği ifade eder.
Diğeri etnik egemenlik talebini ifade eder.
Aradaki fark tam olarak budur.
🔴 2030'A DOĞRU: HER ŞEY İÇİN TEK KİMLİK, HERKES İÇİN TEK SİSTEM!
🚨 DÜNYA EKONOMİK FORUMU'NUN KENDİ SİTESİNDE YER ALAN "DİJİTAL KİMLİK" VİZYONU...
Paylaşılan şemaya göre dijital kimlik sadece nüfus cüzdanının dijital hali değil.
Hayatın neredeyse tamamına erişimin anahtarı olarak tasarlanıyor:
🔹 Sağlık hizmetleri
🔹 Bankacılık ve finans işlemleri
🔹 Gıda ve tedarik zinciri takibi
🔹 Seyahat ve sınır geçişleri
🔹 E-ticaret ve alışveriş
🔹 Sosyal medya platformları
🔹 E-Devlet hizmetleri
🔹 Telekomünikasyon hizmetleri
🔹 Akıllı şehir uygulamaları
🔹 İnsani yardım ve uluslararası çalışma izinleri
Şimdi asıl soruyu soralım:
Bir insanın bankaya erişimi, sağlık hizmeti alması, seyahat etmesi, iletişim kurması, alışveriş yapması ve devlet hizmetlerinden yararlanması tek bir dijital kimliğe bağlanırsa...
O dijital kimliğin kurallarını kim belirleyecek?
🔹Bugün güvenlik için denilen şey yarın karbon ayak izi için kullanılacak
🔹Bugün kolaylık için denilen şey yarın davranış kontrolü için kullanılacak
🔹Bugün doğrulama için denilen şey yarın puanlama sistemine dönüşecek
Çünkü plan, hayatın tüm kapılarının tek bir dijital anahtara bağlanması...
Bir gün:
"Aşılarınız eksik"
"Karbon limitinizi aştınız."
"Bu içerik yanlış bilgi olarak işaretlendi."
"Sosyal puanınız yetersiz."
"Güncellenmiş şartları karşılamıyorsunuz."
denildiğinde ne olacak?
Markete giremeyeceksin...
Bankaya giremeyeceksin...
Seyahat edemeyeceksin...
Hizmet alamayacaksın...
Ve o gün geldiğinde...
Ne AKP sizi kurtarabilecek...
Ne CHP...
Ne iktidar...
Ne muhalefet...
Pandemi döneminde olduğu gibi sesinizi duymayacaklar.
Kendilerine her zaman ayrıcalıklı çıkış kapıları bulacak olanlar, sizi dijital duvarların arkasında bırakacaklar.
Bugün alkışlanan dijital kolaylıklar, yarın milyonlarca insan için dijital mecburiyetlere dönüşecek
Unutmayın...
Hak Birliği Hareketi Partisi işte bu yüzden kuruldu.
İnsanın; algoritmalara, dijital puanlara ve küresel denetim mekanizmalarına teslim edilmemesi için...
Önce Hak @HakBirPartisi
Bolu'da bir esnaf arkadaşla pide yiyoruz, ayıptır söylemesi.
Maliyeciler geliyor, sabahın 9'undan akşam işyeri kapanana kadar işyerinde oturuyorlar, diyor. Bir de, arada çat-kapı gelip X raporu alıp, tutanak tutup gidiyorlarmış.
Yapay zekâya, bu yasal mı diye sordu eşim.
Yasalmış .
Yabancılara, 20 yıl vergi vermeyin, yeter ki gelin - iş yapın,😏
diyen bir cumhurbaşkanımızın olduğu memleketimin esnafı size soruyorum:
▪️İşler nasıl?
Vergi memurları sizin de dükkanınızda kamp kuruyor mu ?
Türkiye ile Suriye arasında sağlık alanında işbirliği dediği şey aynen şu:
-Türkiye, Suriye'de 2 hastahane yapacak.
-Tüm masrafları Türkiye karşılayacak.
-2 yıl boyunca Suriyelilerden hiçbir ücret alınmayacak.
-Personel ilaç ve işletme giderlerini de biz karşılayacağız.
Erdoğan yaklaşık 20 sene önce, 2023'te federasyon ve eyalet sistemini masaya koyacağını açıklamış! Osmanlı modeli demiş, Lazistan, Kürdistan eyaletini örnek vermiş.
��İslâm Fıkhına göre faiz haramdır.
➖İslam'da vergi sistemi bellidir.
➖İslâm adil paylaşımı esas alır.
➖İslâm adaleti emreder.
➖ Beytülmal'a el uzatmak büyük günahlardandır.
➖İslam'da israf, adam kayırma, torpil, akrabayı zengin etme yoktur.
Siz bunların hangisine riayet ettiniz de İslâm ekonomisinden bahsediyorsunuz?
Teknoloji şirketi Google, “sivrisinek kaynaklı hastalıklarla mücadele amacıyla” laboratuvarda üretilmiş milyonlarca sivrisineği doğaya salmak için ABD makamlarından onay bekliyor.
Genetiği değiştirilmiş 32 milyon sivrisinek doğaya salınacak.
Google sağlığınızı düşünüyor❗️